YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







İRAN UZUN BİR NÜKLEER SERÜVENDEN SONRA AMACINA ULAŞTI. NÜKLEER SİLAHI YOLDA.
/**/ Yazar: YUSUF ZEREN | Tarih: 05/08/2022 | Saat: 14:37

İRAN UZUN BİR NÜKLEER SERÜVENDEN SONRA AMACINA ULAŞTI.

NÜKLEER SİLAHI YOLDA.

Prof.Dr.Yusuf Zeren

İran’ın nükleer serüveni, ABD’nin ”Barış İçin Atom”programı kapsamında 1957 yılında Başkan Dwight Eisenhower ile İran Şah’ı Muhammed Reza Pehlevi’nin “Nükleer Enerjinin Sivil Amaçlı Kullanımı İlişkin İşbirliği Anlaşması”nı imzalaması ile başladı.

Bu anlaşma kapsamında ABD desteği ileTahran’da önce bir Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, sonra da 1976 yılında da 5MW’lık bir araştırma reaktörü kuruldu.

Bu program kapsamında ABD’nin iki amacı vardı. Sovyetler Birliği’ni taraf ülkelerle güneyden kuşatmak ve büyük yatırım yaptığı sivil nükleer teknolojiyi diğer ülkelerden önce ticarileştirmek.

Bu işbirliği anlaşması çerçevesinde İran,1968 yılında,“Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması”(NPT: Nuclear Nonproliferation Treaty) imzalamıştır.

NPT anlaşması İran’a, sözde barışçıl amaçlarla nükleer faaliyetlerini yürütmek üzere, gerekli malzemeleri yasal yollardan temin etme imkanı sağladı.

İran önemli miktarda harcama yaparak bu anlaşmanın sağladığı bütün imkanlardan uzun süre yararlandı.

İran NPT’ye taraf olduğundan tüm nükleer çalışmalarında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA- Internataional Atomic Energy Agency: IAEA) denetimini de kabul etmek zorundaydı.

Başkan Nixon döneminde ABD, Sovyet tehdidine karşı “Yeşil Kuşak” politikası kapsamında İran’ı güçlendirmek için nükleer programına daha fazla destek vermeye başladı.

İran’ın bu destekleri karşılayacak maddi gücü de vardı.

İran ve ABD arasında, toplam bedeli 15 milyar dolar olan 8 reaktör kurulması için 1975 yılında bir anlaşma imzalandı.

Bol miktarda petrol ve doğal gazı olan, çok uzun süre enerji sıkıntısı olmayacak İran’la bu anlaşmaları yaparken ABD ne düşünmüş olabilir ?

Ama herşey 1979 yılında Humeyni’nin İran Devrimi ile ters yüz oldu.

Dini lider Humeyni’nin yönetime gelmesinden hemen sonra patlak veren ve 8 sekiz yıl sürecek olan İran–Irak savaşı nedeniyle, nükleer santral inşaatını üstlenen batılı firmalar İran’ı terk ettiler.

İran’ın komşu Arap ülkelerine devrim ihraç etmeye kalkışması nedeni ile, başta ABD olmak üzere, batılı ülkelerle İran arasında ilişkiler de tümüyle bozuldu.

Bu arada Humeyni de “Batılı ülkelere bağımlı” olacakları gerekçesiyle nükleer programı tümüyle durdurdu.

İran’ın her ne kadar kendi imkanları ile nükleer silah üretme kapasitesi olmasa da, nükleer araştırma çalışmalarının ileride bu amaca ulaşma ihtimalini barındırıyor olması Batı ülkelerinde ciddi kaygılar da yaratmıyor değildi.

Dini lider Rafsanjani döneminde İran; Rusya, Çin ve diğer bazı ülkelerin de desteği ile nükleer programını sivil görünüm altında yeniden uygulamaya başladı.

Dini liderler dahi şiddetle inkar etseler de İran, nükleer silah sahibi olma amacından asla vazgeçmedi.

Devletlerin nükleer silaha sahip olma istekleri farklı teori, model ve kavramlar ışığında araştırılmıştır.

Teorik olarak devletlerin nükleer silahlara sahip olma istekleri,“Devletin Hayatta Kalma Teorisi, Ulusal Prestij Teorisi ve Büyük Güç Statüsü “gibi yaklaşımlar çerçevesinde izah edilebilmektedir.

İran’ın nükleer silaha sahip olmak için kendince nedenleri:

-Nükleer silah sahibi olduğu bilinen İsrail’e karşı güç dengesi sağlamak,

-Başta Suudi Arabistan olmak üzere, güvenlik sorunu yaşadığını iddia ettiği, Arap ülkelerine karşı caydırıcılık gücü kazanmak,

-Ortadoğu’da diğer ülkelere karşı tarihinden gelen prestij gücünü korumak ve bölgesel güç olduğunu kanıtlamak,

-İç siyasette bir araç olarak kullanmak.

İran’ın 65 yıldır ısrarla nükleer silaha sahip olması isteği kendince bu üç teoriye dayanmaktadır.

Açıkça dillendirmeseler de İran halkının önemli bir kısmı, 65 yıldır refahlarından çalınarak yapılan bunca yatırım, katlanmak zorunda kaldıkları yaptırım ve ambargolar, yalnızlaştırılma, acı ve sıkıntının sonucunu görmek istediği bir gerçektir.

İran, 2015 yılında Başkan Obama döneminde (5+1)ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin+Almanya) ile“Kapsamlı Ortak Eylem Planı”(KOEP),(Joint Comprehensive Plan of Action: JCPOA) anlaşmasını imzalamıştır.

Bu anlaşma İran’ın tüm nükleer programını denetin altına almaya yönelik çok sıkı yaptırımları olan bir anlaşmadır.

Bu anlaşmaya göre İran %3,67’den daha yüksek uranyum zenginleştirmesi yapamayacak, 300 kg’dan fazla zenginleştirilmiş uranyum bulunduramayacak, 10 yıl boyunca yeni santrifüj imal edemeyecek, sadece 5060 adet santrifüj bulundurabilecek, kalan tüm santrijüjleri depoya kaldırılacak, Arak ağır su tesisleri 15 yıl süreyle kapatılacak.

Diğer taraftan İsrail, İran’ın amacını çok iyi bildiği için nükleer tesislerine korsan yazılımlar ile siber saldırılar yapmaya başladı.

Stuxnet korsan yazılımı ile İran’ın uranyum zenginleştirmede kullandığı santrifüjlere büyük zarar verdi. İran’ın çalışmalarını geciktirdi.

Nükleer mühendislerine yaptığı suikastler düzenledi.

En son İran’ın nükleer programın kilit isimlerinden Fizik Profesörü Mohsen Fakhrizadeh Mahabadi’yi uydudan kontrol edilen yapay zekalı bir silahla kendi aracı içinde hareket halinde iken öldürdü.

Bütün bu engellemelere rağmen İran’ın en az beş adet nükleer silah yapacak kalite ve miktarda zenginleştirilmiş uranyum235’e sahip olduğu artık kabul edilmektedir.

Bu bilgiler sadece CIA ve MOSSAD kaynaklı değildir. UAEA tarafından da doğrulanmaktadır.

Nükleer silah yapma niteliğini kazanması için Uranyum235 cevherinin en az %90 oranında zenginleştirilmesi gerekmektedir.

Orta şiddette bir patlama için %90 zenginlikte 20 kg U235 gerekmektedir.

İran’ın nükleer silah yapmaya uygun ve kısa bir süre içinde %90 zenginliğe yükseltilebilecek %20 ve üzeri zenginlikte yeterli miktarda nükleer maddeye sahip olduğu artık kesinlik kazanmıştır.

Nükleer silah yapımında kullanılan, fisyon yapma özelliğine sahip, diğer önemli radyoaktif element Plütonyum239’dur.

Bilindiği üzere uranyum farklı coğrafyalarda doğada bileşikler halinde bulunan bir elementir.

Plütonyum ise, doğada bulunmaz. Ancak yapay yollarla elde edilebilmektedir.

Doğal uranyum ya da kısmi zenginleştirilmiş yakıt çubuklarının bünyesindeki Uranyum238 radyoizotopu, nükleer reaktör kalbinde güçlü nötron reaksiyonu ile ışınlandığında Plütonyum239’a dönüşmektedir.

Dolayısı ile plütonyum nükleer silahı yapmak isteyen bir ülkenin ya bir nükleer reaktöre sahip olması, ya da herhangi bir yolla plütonyum temin etmesi gerekir.

Zenginleştirilmiş U235 elde etmek için doğadan alınıp temizlenip kirliliklerinden arındırılan Uranyum Oksit(UO2) ya da “Sarı Pasta” olarak anılan doğal uranyumun bünyesinde binde yedi (7/1000) oranında U235 ve binde 993(993/1000))U238 bulunmaktadır.

Diğer bir ifade ile silah niteliğinde zenginleştirilmiş bir U235 elde etmek için şu örnek verilebilir: Bin adetlik bir bilya kümesinin 3 adeti kırmızı ve 993 adet beyaz bilyadan oluştuğu farzedilirse (kırmızılar U235, beyazlar U238 olmak üzere) zenginleştirme işlemi sonunda beyazlar büyük oranda ayıklanarak kalan bilyaların %90’ının kırmızı bilye olması sağlanacaktır.

Bu ayırma (zenginleştirme) işlemi, U235 ve U238 izotoplarının özgül kütlelerinin çok az da olsa birbirlerinde farklı olmasından yararlanılarak santrifüj kuvvet yardımıyla fiziksel olarak yapılmaktadır.

Bu amaçla yüksek devirde çalışan birbiri ardına seri dizilmiş, binlerce özel gaz santrifüjlerine ihtiyaç vardır.

Sarı pasta(UO2), Uranyum Hekzaflorür(UF6) şeklinde gazlaştırılarak gaz santrifüjlerine yüklenmektedir.

Çok yüksek devirle dönen bu santrifüjlerde merkezkaç kuvvet etkisiyle özgül kütlesi daha büyük olan U238, U235’den ayrılmakta ve U235’in zenginliği bir santrifüjden diğerine geçerken bir miktar daha artmaktadır.

Başlangıçta İran, bu santrifüjleme teknolojisini bilmemekte ve bu tip santrifüjleri tasarlayıp üretecek yetkinliğe de sahip değildi.

Hindistan’ın 1974 yılında ilk nükleer bombasını test ettikten sonra yakın komşusu Pakistan’ın Hindistan’a karşı güvenliğini sağlamak amacıyla gizli nükleer çalışmalar yaptığı ve önemli ilerlemeler kaydettiğini İran öğrenmiştir.

Pakistan, nükleer alanda dünya çapında yetkin iki önemli bilim insanına sahiptir.

Bunlardan biri, 1979’da Nobel Fizik Ödülü sahibi Prof.Dr.Muhammed Abdüsselam (1926-1996) diğeri ise, İngiltere, Almanya ve Hollanda konsoryumu ile kurulmuş URENCO Uranyum zenginleştime şirketinde metallürji mühendisi olarak çalışan Dr. Abdül Kadir Han (1936-2021)dır.

Muhammed Abdüsselam Pakistan’ın nükleer araştırma altyapısını kurmuş ve bilim insanları yetiştirmiştir.

Abdül Kadir Han ise, Başbakan Zülfikar Ali Butto tarafından Hindistan’a karşı yapılacak nükleer çalışmalarda görev almaya davet edilmiştir.

Pakistan’a uranyum zenginleştirme teknolojisi, URENCO’nun bilgisi ve izni dışında Abdül Kadir Han tarafından sağlanmıştır.

İran’ da bir şekilde bizzat Abdül Kadir Han’dan uranyum zenginleştirme tekniğini edinmiştir.

İlk basit santrifüjlerini yapmış ve deneme için Çin’den 1,9 kg UF6 ithal etmiştir.

Andül Kadir Han URENCO tarafından gizli bilgileri çalmakla suçlanmış, Hollanda Hükümeti tarafından dava edilmiş, gıyabında yargılanarak 4 yıl hapse mahkum edilmişse de, yaptığı çalışmaların sivil amaçlı olduğunu iddia ederek temyiz aşamasında beraat etmiştir.

İran bugün uranyum zenginleştirme teknolojisine sahip ülkelerden biridir.

İran’ın Natanz ve Fordow yerleşimlerinde ve Isfahan’da binlerce santrifüjden oluşan zenginleştirme tesisleri vardır.

Silah yapımında kullanmamak ve %20 zenginleşme oranın geçmemek şartıyla UAEA denetim ve gözetiminde sivil amaçlı uranyum zenginleştirme çalışmaları yasak değildir.

Nükleer silah yapmada diğer bir yol ise, yeterli miktarda ve zenginlikte plütonyuma sahip olmaktır.

Plütonyum doğada bulunmadığından nükleer santrallarda U238’in bir kısmının ışınlanmayla PÜ239’a dönüşmesi ile elde edilmektedir.

Bunun için de ya doğal uranyumu plütonyuma dönüştürecek özel amaçlı bir nükleer reaktöre sahip olmak, ya da sivil amaçlı bir nükleer güç santralının kullanılmış yakıt çubukları üzerinde oluşan plütonyumun kimyasal yollarla sıyrılmasıyle elde edilmektedir.

Devrim öncesi İran’ın Buşehr kentinde Alman KWF firması tarafından 1979 yılında inşaatına başlanan nükleer santral, İran-Irak Savaşı sırasında Irak tarafından iki kez bombalanarak sürdürülemez hale gelmiş ve firmalar inşaata devam etmekten vazgeçmiştir.

İran ve Rusya arasında yapılan bir anlaşma ile 1995 yılında aynı mekanda Rusya tarafından 1000MW kapasitesinde bir hafif su reaktörü (VVER1000 )inşaatına başlanmış ve çeşitli nedenlele inşaat ancak 2011 yılında tamamlanabilmiştir.

Buşehr nükleer güç santralı halen İran enterkonekte şebekesine bağlıdır ve Rusya’dan temin edilen yakıtla çalışmasını sürdürmektedir.

Bu reaktörden çıkan kullanılmiş yakıt çubukları UAEA gözetiminde Rusya’ya teslim edildiğinden İran’ın bu santralın kullanılmış yakıt çubuklarından Plütonyum elde etme imkanı yoktur.

Bu nedenle İran, ARAK yerleşiminde, gizlice kurduğu ve sonradan saptanan ve denetim altına alınan, 40MW’lık bir ağır su reaktöründe doğal uranyumu ışınlayarak Plütonyum üretmeye çalışmıştır.

Bu reaktörü işletebilmek için de yine ARAK’ta bir ağır su tesisi kurmuştur.

Ağır su (D2O), normal hidrojen yerine hirdojenin ağır izotopu ulan 2 detöryum ve bir oksijenden oluşmaktadır.

Özgül ağırlığı 1,11g/cm3 dür. Hafif su içinde eser miktarda bulunmaktadır.

Doğal uranyumda zincirleme reaksiyonun başlatılabilmesi için nötronların hızının yavaşlatılması gerekmektedir.

Bu nedenle ağır su, doğal uranyum reaktörünün kalbinde zincir reaksiyonunu başlatacak nötronların hızını yavaşlatmak için kullanılmaktadır.

Ağır suyun detöryum atomunun kütlesi daha fazla olduğundan çekirdeğe çarpan nötronların hızını hafif suya göre daha fazla yavaşlatmaktadır.

Bu tesisler başlangıçta UAEA’nın denetimlerinden saklanmıştır. Daha sonra hava fotoğrafları ve da muhaliflerin ifşası ile ortaya çıkmış ve denetim altına alınmıştır.

İran’ın henüz nükleer silah yapacak miktarda plütonyuma sahip olmadığı sanılmaktadır.

O nedenle İran’ın bu aşamada silah yapmak için tek seçeneği uranyum zenginleştirmektir.

Şimdi sıra zincirleme reaksiyonunu başlatacak tetikleme mekanizmasının geliştirilmesindedir.

Nükleer silahta U235’in zincirleme reaksiyonunu başlatmak için çoklu bir tetikleme mekanizmasına ihtiyaç vardır.

Bu işlem, istenen anda reaksiyon ortamına çok yönden yeterli miktarda nötron salınması ile gerçekleşmektedir.

Nötron salımını başlatmak için Polonyum210’a ihtiyaç vardır.

UAEA’nın denetimleri sırasında İran’ın Polonyum210 üretimi için araştırmalar yaptığı da saptanmıştır.

İran’ın Çin ve K.Kore ile nükleer işbirliği anlaşmaları da vardır.

Ayrıca bomba hazırsa onun hedefe ulaştıracak araçlara da ihtiyaç vardır.

İran nükleer başlık taşıyacak kapasitede ve menzilde balistik füze çalışmalarını da ısrarla sürdürmüştür.

Shahab3 füzelerinin menzili şimdiden 5000 km ye ulaşmıştır.

Başkan Obama döneminde (5+1) ülkeleri ile yapılan“Kapsamlı Ortak Eylem Planı”(JCPOA:Joint Comprehensive Plan of Action)anlaşmasına balistik füzeler dahil edilmemiştir.

Başkan Trump, JCPOA anlaşması ile İran’ın nükleer silah yapması engellenemez diyerek ABD’nin bu anlaşmadan çekilmesini sağlamış ve İran’a yaptırımları yeniden başlatmıştır.

Başkan Biden ise anlaşmaya geri dönmek istemekte fakat İran, her zaman yaptığı gibi oyalama taktikleri ile zaman kazanmayı sürdürmektedir.

Yakında görüşmelerin yeniden başlayacağı duyulmuştur.

ABD’nin yaptrımları yeniden başlatması üzerine İran’da zenginleştirme çalışmaların hızını artırmıştır.

Nükleer silaha sahip bir ülke olabilmek için bu silahları üretim yeteneğinizin olduğunun bilinmesi ve yeterli sayıda kulanıma hazır nükleer silahınızın bulunması gerekmektedir.

Eldeki kanıtlanmış bilgilere göre; İran’ın görünürde her biri 20 kg U235’den oluşmak üzere 5 adet silah yapacak nükleer malzemesi vardır.

İran’ın oldukça gelişmiş bir uranyum zenginleştirme teknolojisine ve ağır su reaktörü ile de plütonyum üretme yeteneğine sahip olduğu da aşikardır.

Tetikleme mekanizması konusunda da, bu deneyime sahip bir ülkeden gerekli desteği sağladığı da bilinmektedir.

Güdümlü füzeler hazırdır.

İran’ın Yazd eyaletinde Sahhand ve Bender Abbas’ta Gchine uranyum madenlerinde oldukça zengin ve İran’ın ihtiyaçlarına yetece kadar da uranyum cevheri bulunmaktadır.

Bu cevherleri işleyerek sarı pastaya-UO2’ye dönüştürmek için de Kashan’da Çin’in teknik yardımıyla kurulmuş üretim tesislerine de sahiptir.

Ayrıca son zamanlarda tespit edilen Fordow uranyum zenginleştirme tesisleri saldırıya karşı bir dağın derinliklerinde olup, birçok galeriden meydana gelmiştir.

Bu tesisin ne zamandan beri kullanıldığı bilinmemektedir.

Henüz tespit edilemeyen zenginleştirme tesislerinde bilinenden daha fazla %90 zenginleştirilmeye hazır nükleer malzemeye sahip olduğu gözardı edilmemektedir.

İran, NPT’den çekilmeden tesislerini tümüyle UAEA denetimine kapatması mümkün değildir.

İkinci dalga nükleer silaha sahip oldukları bilinen İsrail, K.Kore, Pakistan, Hindistan NPT’ye taraf değildir.

İran’nın da NPT’den çekilme zamanı yaklaşmıştır.

Sonuç olarak İran, nükleer kulüp üyeleri dışında, İsrail, Hindistan, Pakistan ve K.Kore’nin ulaştığı kritik bir aşamaya gelmiştir.

Ya test yaparak nükleer silaha sahip olduğunu kanıtlayacak, ya da İsrail’in yaptığı gibi, belirsizlik ilkesini uygulayarak, sorulduğunda “Nükleer silaha ilk başvuran ben olmayacağım”diyecektir.

Çin ve Rusya dışındaki nükleer kulüp kulüp üyeleri (ABD, İngiltere, Fransa) açıktan açığa İran’ın nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceklerini her fırsatta ilan etmektedirler.

ABD Başkanı Biden son Ortadoğu gezisi sırasında İran’ın nükleer silah sahibi olmasına izin vermeyecekleklerini İsrail ve Arap Ülkelerine yeniden duyumsatmıştır.

Nükleer programından dolayı İran’a yıllardan beri hertürlü yaptırım ve ambargo uygulanmaktadır. İran halkı bir şekilde yaptırımlara karşı koymaya alışmıştır.

Dolayısıyla İran’ı yaptırımlar yoluyla nükleer silah yapmaktan alıkoymanın mümkün olmadığı artık görülmüştür.

İran’dan sonra gözler Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’a yönelecektir.

Küçük Körfez ülkeleri ABD’nin kanatları altına çoktan girmiştir.

Türkiye’nin topraklarında tenörü düşük olsa da, önemli miktarda uranyum cevheri vardır. Bir zamanlar önemli miktarda da sarı pasta üretilmiştir.

Ancak, Türkiye’nin bir NATO üyesi ve AB aday ülkesi olduğu dikkate alındığında İran benzeri bir yola başvurması asla düşünülemez.

İran’ın 65 yıldır yaşadığı serüven de ortadadır.

Mısır’ın ABD’nin desteğine muhtaç olduğundan bu yola başvurması olası görünmüyor.

Suudi Arabistan ise, nükleer silah üretecek yetkinliğe sahip değildir.

Fakat, sınırsız maddi imkanları ile bazı kaynaklardan nükleer silah satın alamayacağının bir garantisi yoktur.

ABD, İkinci Dünya Savaşı’nda 1945 Ağustos ayında, tam da Japonya teslim olmak üzereyken, Pearl Harbor’un intikamını almak için, savaş suçların en büyüğünü işlemiştir.

Hiroşima ve Nagazaki’ye sivil masum insanların üzerine biri uranyum diğeri plütonyum olmak üzere iki nükleer bombayı atarak büyük bir felakete yol açmış ve nükleer çağı başlatmıştır.

Hem kendi gücünü, hem de ürettiği nükleer silahın gücünü göstermiştir.

ABD’den geri kalmak istemeyen ülkeler de sırasıyla 1949’da Sovyetler Birliği, 1952’de İngiltere, 1960’da Fransa ve 1964 Çin denemelerini yaparak nükleer kulübe katılmışlardır.

Daha sonra silahlanmada ikinci dalga başlamış; 1974 Hindistan,1979 İsrail, 1998 Pakistan ve 2006 K.Kore zoraki ikinci bir nükleer kulüp oluşturmuştur.

Ayrıca, NATO paylaşımI kapsamında Türkiye (İncirlik), Almanya, Belçika, İtalya ve Holanda’da nükleer başlık bulunduğu bilinmektedir.

Şurası da bir gerçektir; nükleer silahlar bu güne kadar önemli bir caydırıcılık da sağlamıştır.

Şu anda çoğunluğu ABD ve Rusya’da olmak üzere 13 bin adet nükleer başlık her an kullanıma hazırdır.

Nükleer kulüp üyesi ülke başkanları gerektiğinde acilen cevap vermek için yanlarında özel çantaları ile seyahat etmektedirler.

Nükleer silahlanma bitmeyecektir. Güvenlik sorunu bahanesi ile listeye mutlaka yeni ülkeler eklenecektir.

Bu aşamadan sonra Birleşmiş Milletlerin Hindistan,İsrail,Pakistan ve K.Kore de olduğu gibi İran’ı da görmezliğe gelmekten başka çaresi yoktur.

İran’a yapılacak bir hava saldırısı ancak süreci geciktirebilir.İran bu teknolojiyi edinmiştir.

İran’la birlikte üçüncü kuşak bir nükleer silahlanma dalgasının başlama olasılığı yüksektir.

Bu soruna küresel bir çözüm bulunmadığı takdirde bugün İran, yarın güvenlik sorunu yaşadığı iddiasıyla başka bir ülke daha ben de var diyecektir.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>