YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ATATÜRK SONRASI EĞİTİMDEKİ GELİŞMELER - I
Yazar: SÜLEYMAN BOZDEMİR | Tarih: 06/03/2010 | Saat: 22:35

Köy Enstitüleri Ve Yüksek Öğretmen Okulları Projeleri

Atatürk’ten sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İNÖNÜ, Hasan Ali YÜCEL’i Milli Eğitim Bakanı yapar. Hasan Ali YÜCEL İsmail Hakkı TONGUÇ’la birlikte köy enstitüleri projesini gerçekleştirmek için çalışmalara başlar. 17 Nisan 1940 ‘da kabul edilen 3803 sayılı köy enstitüleri kanununa göre köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere tarım işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nca köy enstitüleri açılır. Bu yasa hükmüne göre enstitülerin görevi sadece köy öğretmeni yetiştirmekle sınırlı olmayıp öğretmenle birlikte sağlık görevlileri, teknisyenler v.b. meslek elemanları yetiştirmektir. Köy enstitülerinde devletin az bir yardımıyla öğretmen adayları, iş içinde çalışarak hem kendi barınaklarını, dersliklerini ve diğer gereksinimlerini, çalışma yerlerini yapmışlar; hem de gereken genel kültür ile mesleki bilgileri ve tarım çalışmaları yaparak köy için gerekli olan beceriyi kazanmışlardır. Bunlar, işi bilen öğretmen ve usta öğreticilerin rehberliği altında gerçekleşmiştir. Köy enstitülerinin açılmasına gerekçe olarak Hasan Ali YÜCEL der ki:” büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek istedik. Çünkü ümmet devrinin böyle bir adamı vardı. Bu imamdır. İmam insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği biz kurtuluş savaşından sonra sosyal hayatımızda yaptığımız vakit mezarının başında telkin vererek, doğumundan ölümüne kadar manen hakimidir. Bu manevi hâkimiyet maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine devrimci düşüncenin adamını göndermek istedik. İşte köy enstitüleri fikri böyle doğdu”.

Bu yeni köy enstitüleri projesinde bir başka özellik daha vardır, bu gelişmede: Öğretmen yetiştirmede, yoksul halk çocuklarının okuduğu yetiştirme yurtlarına ve ilköğretmen okullarına büyük değer verilir. Gerçekten, öğretmen yetiştiren kurumlar, bütün dünyada olduğu gibi, bizde de bir “yoksullar okulu” özelliği taşımıştır. Bunun yanı sıra, en yetenekli çocukların toplaştığı bir okul olma niteliğini de korumuştur köy enstitüleri, bu görünümü ile, Enderun benzeri, bir tür “devşirme geleneği”ni sürdürerek, süze-eleye devletin üst yönetiminde yoksul çocuklarına da yer vermenin kapılarını açmıştır. Enstitülere, sonraki yıllarda gösterilen düşmanlığın kaynaklarından biri de budur.

Köy Enstitüleri, köylerde yatan insan potansiyelini harekete geçirmenin yöntemini vermiştir. Köy eğitiminin gerçekleştirilmesinde, köyün içinden gelen insanın eğitilip yetiştirilmesi ve köye önder olarak gönderilmesi düşüncesi, doğru olduğu kadar, halkçı devlet ilkesine de uygundur. Köye yararlı insan yetiştirecek kurumlar, ancak köy kaynağı ile ve köylerin yanı başında kurulabilir. Türkiye için gerekli öğretmen tipi, bir alt yapı geliştiricisi olarak halkın kültür değerleri ile beslenmiş, iş içinde eğitimle yoğrulmuş ve köyün yaşamını her yönden etkileyici öğretmen tipidir. Köy Enstitüleri, insanı kendine, çevresine yabancılaştırmayan, insanın yaratıcı gücünü ulusal yaşama katan insancı- toplumcu bir eğitimin ürünlerini vermiştir.

Köy Enstitülerinde demokrasi ile eğitim iç içedir: Köy Enstitüleri, öğrencilerini yönetime katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak, tartışma ve eleştirme geleneği kurarak, tabana dayalı demokrasinin gerçek örneklerinden birini vermiştir.  Köy Enstitüleri, yaşamı ve kitabı, yeni bir kültür yaratmanın koşulları, özgürlüğün gerçek yolları olarak, eğitimin ve öğrencilerin dünyasına ardına değin açmıştır. Sistem, böylesi bir ortamda, kendi arasından pek çok sanatçının çıkmasını sağlamış, köy sorunlarının sanat aracılığıyla da belirlenmesinde, işlenmesinde rol oynamış, yeni bir aydın türünü yetiştirmiştir.

Köy enstitülerindeki öğretmen açığını gidermek amacıyla Hasanoğlan’da Yüksek Köy Enstitüsü açılmıştır. Köy Enstitüleri, kendi bölgelerindeki köylerin birer araştırma ve inceleme merkezi idi. Yüksek Köy Enstitüsü ise, bu bakımdan Türkiye ölçüsünde bir değerlendirme görevini görmeye başlamıştı. Yüksek Köy Enstitüsü, bizde halka dönük üniversitenin köy kaynağından gelen ilk çekirdeği idi. Bütün bunlar, gerçek incelemelerin kendi ortamında ve doğal koşullar içinde yaşanılarak yapılabileceğini gösterip, tanıtlaması bakımından önemlidir. Köy Enstitüleri, bu tutumuyla, köy sorunlarının belirlenmesinde, bunlara gerçekçi, tutarlı çözüm yolları bulunmasında da örneklik etmiştir. Köy Enstitüleri, Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın temelini oluşturan “tam bağımsızlık” ilkesinin bölünmez bir parçası olan “eğitimde ve kültürde bağımsızlığın” gerçek örneklerinden biri idi. Gerçekten cumhuriyetçi, gerçekten ulusal kuruluşlardı.

Köy enstitülerinde ulaşılmak istenen hedef, Atatürk'ün halkçılık ilkelerine uygun olarak, geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, böylece reformların yerleşmesi için gerekli koşulları yaratmak, halkın politik, ekonomik ve kültürel yaşama aktif olarak katılmasını sağlamak ve aynı zamanda kendi hakları konusunda bilinçlendirmektir. Enstitüler, geniş bir halk kitlesine ulaşan bir eğitim ve kalkınma etkinliği olması dolayısıyla ülkenin gelişmesinde en büyük katalizör olarak görülebilir. Nitekim daha başlangıç noktasında kalan bu eğitim modelinin başarısı, 1946'ya kadar köylerdeki öğretmen açığını kapatan 16.400 kadın ve erkek öğretmen ile 7300 sağlık memuru ve 8756 eğitmen yetiştirmiş olmasıdır. Mezunlar arasında Mehmet Başaran (1926- ), Talip Apaydın ( 1926 -), Fakir Baykurt ( 1929 -1999) ve Mahmut Makal ( 1930-) gibi yazarlar da bulunmaktadır. Şiir, hikaye ve romanlarında köy sorunlarını işleyen bu yazarlar, sosyal, kültürel ve siyasal etkinlikler de göstererek köy insanının dünyası için bilinç yaratmışlardır. "Köy Enstitüleri sisteminin eğitimimize en büyük katkısı, o güne kadar yalnızca eğitim kitaplarında görülen, fakat geleneksel eğitimin etkisiyle, okula ve sınıflara giremeyen eğitim ilke ve yöntemlerini, doğanın içinde hayata geçirmek olmuştur. Bunların somut birer örneğini vermiştir. Buralarda binlerce öğretmen adayı, bunları bizzat yaşayarak öğrenmişler ve gittikleri okullara da bunları taşımışlardır."
        Yücel'in başarısı, bu projeyi Büyük Millet Meclisi'ndeki şiddetli eleştirilere karşın gerçekleştirmiş olmasıdır. 1946'da bu girişim durdurulur ve sonraki yıllarda hiç karşı dayanışma olmaksızın ortadan kaldırılır: “Köy Enstitülerinin kuruluş ve gelişme sürecinde İnönü'nün büyük ağırlığı olmuştur. İnönü'nün bu desteği savaş bitene, memleketimizde ve dünyada yeni bir güçler dengesi kurulana kadar sürmüştür. Çok partili döneme girilince İnönü artık eski gücünü bulamamış ve bu desteği enstitülere verememiştir. Köy Enstitüleri de, Türkiye'nin öteki reform girişimleri gibi yukarıdan geldiği, tabanda itici bir kuvvete dayanmadığı için, İnönü desteğinin ortadan kalkması enstitülerin oturduğu temellerden en önemlisinin yıkılması olmuştur." Bundan başka, kırsal kesim halkı böyle bir kuruluşun gerekliliğine yeterince hazırlanmamıştır. Böylece proje dinamizm geliştirememiş ve kendi kendisini yürüten bir sürece dönüşememiştir. Köy enstitüleri eğitim tarihinde yarım kalmış bir mucizenin bir büyük hayal kırıklığıdır.

 

Yeni Yüksek Öğretmen Okulları Projesi

Cumhuriyet’ in bir diğer ünlü eğitim kurumu da “Yüksek Öğretmen Okulu” dur. 1891’de İstanbul’da kurulan Darülmuallimin-i Âliye, orta öğretim kurumlarına öğretmen yetiştiren  “Yüksek Öğretmen Okulu” nun başlangıcı sayılır. Fen ve edebiyat bölümlerinden oluşan iki yıl süreli bu eğitim kurumu, idadilere ve daha yüksek dereceli okullara öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulmuştu. İlk mezunlarını iki yıl sonra verdi. Daha sonraki yıllarda okulun müdürlüğünü yapan İsmail Hakkı İzmirli fen şubesinin ilk mezunlarından biridir. 1908’den sonra Okul 3 yıllık bağımsız bir kurum haline getirildi ve bu okulun öğrencileri, özel alan bilgisiyle ilgili dersleri üniversitenin ilgili fakültelerinde görmeye başladılar. Bu okulla ilgili son yapılanma 1915 yılında gerçekleştirildi. Bu yeni düzenleme de yüksek kısım  Edebiyat,Tabiat ve Matematik bölümlerine ayrılmıştı.Örenciler parasız yatılı olup alan derslerini Üniversite’de  alırken, pedagoji, askerlik ve beden eğitimi gibi dersler Yüksek Öğretmen Okulu’nda  veriliyordu.

Cumhuriyet’ten sonra 1924-25 öğretim yılı başında okulun adı “Yüksek Muallim Mektebi” oldu. Yeni hazırlanan yönetmenliğe göre okul; parasız yatılı karma eğitim yapmakta ve Felsefe, Tarih, Kimya, Tabiat ve Güzel Sanatlar bölümlerinden oluşmaktadır. Okulun eğitim süresi 4 yıldır. Bunun ilk üç yılı meslek dersleri ve alan dersleri için, son yılı da staj için ayrılmıştır. Öğrenciler, asıl bilim dallarıyla ilgili dersleri yine fakültelerde görmekle birlikte, meslek dersleri Okul’da veriliyordu. Yüksek Muallim Mektebi, 1925 yönetmeliği ile kendisine Fransız Yüksek Öğretmen Okulu’nu model aldığını görüyoruz. Üniversite ile işbirliği yaparak okulu iyileştirme çalışmalarına, zamanın değerli Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin büyük katkıları olmuştur. İyileştirme kapsamında yapılan çalışmalarda: üniversiteye devam eden öğrencilerin barındığı yurt konumundaki okulun kitaplığı zenginleştirilmiştir. Eğitim etkinliğinde okulun rolünü arttırmak ve eğitim kalitesini yükseltmek için, üniversite öğretim üyelerinden bir bölümü, okulda çalıştırıcı hoca olarak görevlendirilmiştir. Bu uygulamanın, 1933 üniversite reformu dolayısıyla yurtdışından gelen öğretim üyelerinin yabancı dilde verdikleri derslerin pekiştirilmesinde çok işe yaradığı görülmüştür. Aynı uygulamaya bunu izleyen yıllarda da geliştirilerek, bizim dönemimizde de devam edilmiştir.

16 Ağustos 1934 tarihinde, Yüksek Muallim Mektebi’nin adı Yüksek Öğretmen Okulu’na dönüştürüldü. Ancak eğitim tarihi kaynaklarından öğrendiğimize göre okul, birkaç on yıl daha, eski adıyla anılmaya devam edilmiştir. Cumhuriyet dönemi boyunca gelişmesini sürdüren okul, özellikle 1930 ve 1940’lı yıllarda, gerek eğitim şekliyle gerekse yetiştirdiği mezunlarının niteliğiyle örnek aldığı Fransız Yüksek Öğretmen Okulu’nun standartlarına çok yaklaştığı söylenmektedir. Yüksek Öğretmen Okulu 1949 yılında somut bir neden gösterilmeden kapatılmış, iki yıl sonra yeniden açılmış ise de bir daha 1959’a kadar  eski gücüne kavuşamamıştır.

Cumhuriyet döneminden önce bu okullarda yetişmiş daha sonra Cumhuriyet döneminde memlekete çok büyük hizmetler etmiş çok değerli bilim insanları, politikacı ve devlet adamları bulunmaktadır. Bunlardan biri de bu okulun felsefe bölümünü 1921 yılında bitiren, Cumhuriyetin ikinci on yılında eğitime yön veren ünlü devlet adamı Hasan Ali Yücel‘dir. İçlerinden; Başbakan Şemsettin Günaltay, Cahit Kulebi, Reşat Nuri Güntekin, C. Orhan Tütengil ve Behçet Necatigil gibi yöneticilerin, eğitimcilerin ve edebiyatçıların yer aldığı pek çok siyaset, bilim sanat alanında ünlü kişiler çıkmıştır. Bunlardan bazılarını, Prof. Dr. İsa Eşme’nin  yazdığı  Yüksek Öğretmen Okulları kitabının 31.nci sayfasında Tablo 1’de görebilirsiniz. Atatürk döneminde bu okuldan mezun olup ta bunlar arasında daha sonraki yıllarda eğitim ve siyasi alanlarda adı öne çıkacak pek çok ünlü insan bulunmaktadır. Aynı kitabın  40-41 sayfalarında bunlardan bazıları verilmektedir. Atatürk’ten sonraki dönemde bu okuldan mezun olanların bazılarının isimlerini ve resimlerini Eşme’nin kitabının 43- 59.ncu sayfalarında  bulabilirsiniz. İçlerinde Ankara Yüksek Öğretmen Okulu hazırlık sınıfında öğretmenimiz olan ve bu okulun açılmasında emeği geçen  Nuri Kodamanoğlu, Lütfiye Çakmakoğlu, Şükrü Karakapıcı, Muhsin Biray, Mustafa Sarıcalı  gibi değerli eğitimciler bulunmaktadır. Bizim dönemimizde(1963-67) Ankara Fen  Fakültesi’nin öğretim üyelerinden büyük çoğunluğu  Yüksek Öğretmen Okulu mezunu idiler. Bunlar arasında uluslar arası büyük bir üne sahip olan Prof. Dr. Behram  Kurşunluoğlu‘da bulunmaktadır.

1959 yılına kadar, liselere öğretmen yetiştirmek üzere yalnızca İstanbul’daki Yüksek Öğretmen Okulunu görüyoruz. Bu modelde, liseyi bitirerek üniversitenin Fen-Edebiyat Fakülteleri’ne giren öğrencilerden bir grup sınavla seçiliyor, çeşitli dallarda lise öğretmeni olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı hesabına parasız yatılı olarak okutuluyordu. Dört yıllık bu okullar, çok değerli öğretmenler, eğitimciler yetiştirmiştir. Aralarından çok değerli bilim adamları çıkmıştır. Ancak bu okulun öğrenci sayısını arttırmak için alınan önlemlere karşın, sınırlı sayıda öğrenci buraya girmek için başvuruyor, dolayısıyla yeter sayıda öğretmen yetiştirilemiyordu. 1925-1960 yılları arasında bu okuldan mezun olan öğrenci sayısı 615’tir. 1959-1960 öğretim yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nun 24 mezun vermiş olması, bu görüşü doğrulamaktadır. Böyle sembolik bir sayı ile liselerde öğretmen gereksinmesini karşılama olanağı yoktu.

Sonunda, aranan yol Milli Eğitim Bakanlığınca bulundu. Bu, lise ve dengi okulların öğretmen sorununu çözmek amacıyla gerçekleştirilen ve 1959’da uygulamaya konan yeni bir yüksek öğretmen okulu modeliydi. Böylece başkentte, öğrencilerini ilk öğretmen okullarının en başarılı öğrencileri arasından seçecek olan parasız yatılı bir okul açıldı: Ankara Yüksek Öğretmen Okulu (1959).

Bu yeni okul kendisine ilk öğretmen okullarını kaynak olarak seçiyordu. Bu, yetenekli, nitelikli ve başarılı öğretmen yetiştirme yolunda güçlü ve gür bir kaynaktı. Çünkü ilk öğretmen okullarına alınan öğrenciler, çok geniş bir çevreden ve iki sınav sonucu seçiliyordu. Yani onlar, genellikle bölgelerinin en zeki ve yetenekli çocukları oluyordu.

Bu modele göre seçilen adaylar, sınavları sonucu girmiş oldukları ilk öğretmen okullarında beş yıl boyunca çeşitli elemelerden geçiyor, öğretmenlik ideali ile yetişiyorlardı. Bu, meslek için çok olumlu bir güdüleme idi. Bunca elemeden geçen öğrenciler arasından her okulca seçilen en başarılı birkaç kişi de, lise öğretmeni olarak yetiştirilmek üzere Yüksek Öğretmen Okulu’na alınıyordu. Görüldüğü gibi bu modelde, seçkin adayların lise öğretmeni olması amaçlanıyordu. Üstelik böylece, köy ve yoksul kesim çocuklarına üniversite kapıları açılmıştı.

Fen ve edebiyat kollarına seçilen bu güzide çocuklar, bir yıl “Hazırlık Sınıfı” adıyla açılan özel sınıfta, özel bir programla, tanınmış öğretmenlerin elinde yetiştirilerek devlet lise bitirme sınavından geçirilirlerdi. Bunu ve üniversite giriş sınavını başaranlar Yüksek Öğretmen Okulu’nda okuma hakkını kazanırlardı.

Okulun öğrencileri alan öğrenimlerini üniversitenin ilgili fakülte ve bölümlerinde, meslek derslerini ise Yüksek Öğretmen Okulu’nda alırlardı. Son sınıfa gelen öğrenciler, liselerde dallarıyla ilgili derslerde en az 20 saatlik planlı, programlı ve zorunlu staj çalışmaları yaparlar, değişik sınıflarda ders de vererek mesleğe hazırlanırlardı.

1962 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu mezunu 20 lise öğretmenini 1963’te Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nun mezun ettiği 66 öğretmen adayı izlemiştir. Bir yıl sonra mezun sayısı 102’ye ulaştı. Ancak mezunların önemli bir kısmı üniversitelerde akademik kariyere devam ettiği için, liselerde öğretmen açığını kapatmak mümkün olamıyordu. Bunun üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul’daki Yüksek Öğretmen Okulu’na da aynı modele göre öğrenci almaya başladı. Yine Bakanlık, 1964 yılında İzmir’de de Ankara’daki modele uygun bir Yüksek Öğretmen Okulu açtı. 1972-1973 öğretim yılında üç Yüksek Öğretmen Okulu ve bu okullarda 1441 öğrenci bulunuyordu.

Cumhuriyetin ilk 40 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’ndan 630 öğrenci mezun olmuş iken, 1963-1972 arasındaki on yıllık dönemde verilen mezun sayısı 2313’tür. 40 yıllık döneme göre on yılda ulaşılan sayı gerçekten çarpıcıdır. Yeni modele göre çalışan bu okullar, lise ve dengi okullar için başlıca şu dallarda öğretmen yetiştiriyorlardı: Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Edebiyat, Felsefe, Tarih, Coğrafya, İngilizce, Fransızca, Almanca, Sanat Tarihi.

1959’da başlayan yeni model kısa zamanda başarılı bir grafik çizdiği için, Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri yalnızca Fen ve Edebiyat Fakültelerine değil, Eğitim ve Ziraat Fakülteleri ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ ne de gönderilmeye başlandı.

Bugün Üniversitelerimizi ayakta tutan bilim adamlarının büyükçe bir kısmı Yüksek Öğretmen Okulu kökenlidir. Piyasada başarılı olarak görülen özel dershaneler, özel okullar ve devlet okulları onların sayesinde ayakta durabilmektedirler.

Köy Enstitülerinde olduğu gibi, bu güzel sistem de bir süre sonra yozlaştırıldı. 1974-1975 öğretim yılından itibaren ilköğretmen okullarının “öğretmen lisesi” adı altında lise mezunu vermeye başlaması “hazırlık sınıfı”nın kaynağının kurumasına neden oldu. 1972 yılından itibaren bu okullara, önceki seçim yöntemiyle alınan parasız yatılı öğrencilerin yanı sıra burslu öğrenciler alınmaya başlandı. Bu yöneliş öğretmen okullarına sınavlar sonucu alınan köy ve yoksul kesimden başarılı adaylara yüksek öğretmen okulu kapılarının bir ölçüde kapanması demekti.

1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu uyarınca 1974’de geçilen “öğretmen lisesi” uygulaması, daha sonra görülen iktidar ve tutum değişiklikleri, öğretmen sorununa yaklaşım biçimleri, yüksek öğretmen okullarını daha da yozlaştırdı. Anarşi ve terör olayları hızla tırmandıkça, bu saygın kurumlar da ağır yaralar aldı ve böylece 1978 yılında kapatıldı.

 

Eski Modeliyle, Yeni Modeliyle Yüksek Öğretmen Okulları Ülkeye Ne Kazandırdı?

-         Her şeyden önce, alanında güçlü, eğitimleri boyunca beyinlerine ve yüreklerine öğretmenlik aşkı işlenmiş, bulundukları konuma elenerek en iyisini seçen bir sistemle gelen 6.000’den fazla öğretmen kazandırmıştır.

-         Öğreteceği kadar değil, öğreteceğinin çok daha üzerinde bilgi ile donatılmış, araştırmayı, düşünmeyi bilen, mesleğine tutkun öğretmen tipi kazandırmıştır.

-         Yüksek öğretmenlilerin bir bölümü, bulundukları konumla yetinmeyip daha yükseklere çıkma çabası içerisinde bulunmuşlardır. Bunu başaranların sayısı oldukça fazladır. Bu konuda ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler Prof. Dr. İsa Eşme’nin Yüksek Öğretmen Okulları kitabına bakabilir.

-         Üniversite ortamında bilgiye ulaşmayı öğrenen, araştırmaya ilgi duyan yüksek öğretmenlerden bir bölümü 1416 sayılı yasadan yararlanarak yurt dışına yüksek lisans ve doktora yapmaya gitmişler, bir kısmı da yetiştirildikleri üniversite ortamında kalarak doktoralarını yapmışlar ve başarılı akademisyenler olmuşlardır. Bunlar arasından pek çok rektör, dekan, öğretim üyesi ve Milli Eğitim Bakanlığının üst kademelerinde görev almış yöneticiler çıkmıştır. Ayrıca politikada başarılı olmuş Millet Vekillerimiz bulunmaktadır.

-         Yüksek öğretmenler arasından çok sayıda yatırımcılar, özellikle özel okul ve özel dershane sahipleri de çıkmıştır.

 

KAYNAKLAR

1.      Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR, “Atatürkçü Eğitimin ve O’nun Öğretmeninin nitelikleri Üzerine Temel Bir Araştırma” Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Sayı 2, 1988.

2.      Prof. Dr. Cahit KAVCAR, “Yazı Devrimi-Dil ve Eğitime Getirdiği Kolaylılar” Ankara Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 14, Sayı 1, 1981.

3.      Howard WILSON, “Türkiye Cumhuriyetinde Eğitim ve Atatürk” Çeviren: İlhan BAŞGÖZ, Dost Yayınları Sayı 66.

4.       “Çeşitli Cepheleriyle Atatürk”, Robert Kolej Yayınları I, 1964.

5.      Prof. Dr. Cahit KAVCAR, “Tarihe Karışan Bir Öğretmen Yetiştirme Modeli: Yüksek Öğretmen Okulu” Ankara Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 1982.

6.      Özgür ERGİN, “Cumhuriyetin Eğitim, Kültür, Uygarlık Savaşçısı Hasan Ali YÜCEL” Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 363, Şubat 1998.

7.      A. M. C. ŞENGÖR, “Türk Aydınlanması ve Doğa Bilimlerinin Işığında Eğitim Kuramının Başmimarı YÜCE BİR MAARİF VEKİLİ” Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 363, Şubat 1998.

8.       Prof.Dr.İsaEşme,Yüksek Öğretmen Okulları, Bilgi-BaşarıYayınevi,İstanbul,2001.

9.      Prof. Dr. Seçil Karal Akgün, Yeniden İmece Dergisi, Sayı : 22 Mart 2009 “Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı sırasında Köy Enstitülerinin Açılması ve Dünya Klasiklerinin Türkçeye Çevrilmesi

10.   Prof.Dr.Süleyman Bozdemir, Atatürk ve Eğitim:Cumhuriyet Döneminde Eğitimdeki Gelişmeler,Erdem Dergisi,Cilt:11 Sayı:32 Eylül  1998.

11.  Prof.Dr.Eralp  Özgen, Cumhuriyet Döneminde  Eğitim Siyasetimiz (internet).

 



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>