YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







YAŞAM YOLCULUĞU…
Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 26/05/2019 | Saat: 20:10

Yaşamı bir yolculuk olarak görürseniz yolda iyi ve kötü şeylerle karşılaşabileceğinizi de baştan kabullenmiş olursunuz. Tabii, bu yolculuğun bir sonunun olacağını da. Başlangıcı doğum, bitişi de ölüm.

Nedense gençlik yıllarında ölüm ciddiye alınmaz ve üzerinde pek de düşünülen bir konu olmaz. Hatta onunla alay edilir. Ama bu alayda belki de gizli bir kızgınlık vardır ve içgüdüsel bir tepkiyle genç insan ölüme meydan okur.

Yaş ilerledikçe insan ölümle daha sık karşılaşmaya başlar; dost ve akraba çevresindeki birçok kişinin sessizce ve ansızın bu kervana katılışını izler. Giderek, gençlik yıllarındaki bu pervasızlık törpülenir ve yerini yavaş yavaş endişeye bırakır. Böylece ölüm korkusuna giden yolda ilk adımlar atılmaya başlamış olur.

Ölüm birçok yazar ve şairin çalışmalarına konu olmuştur. Attila İlhan’ın “İhtiyarlar Baladı” isimli şiirinde yaş ve ölüm arasındaki ilişkiyi anlatan dizeler var:

                                   Her gece artık gitmek vaktidir sanırlar

                                   Geçmiş günlerinden bir destek aranırlar

                                   Yolculuk sabaha mı yoksa akşam üstü mü

                                   Aylardan bu ay mı günlerden acaba ne gün

                                   Şu yağmurlu güz dünyadaki son güzü mü

                                   Bir daha yiyecek mi yediği şu üzümü

                                   Ya uykuda giderse söylemeden son sözünü

Nedense, ölüm sadece yaşlılara özgüymüş gibi düşünülür; halbuki gerçeğin ne yazık ki bu olmadığı biliniyor!

Ölmek düşüncesi tabii ki hoş bir şey değil! İnsanın ortalama ömrünün kaç yıl olduğu biliniyor, dolayısıyla insan yaşadığı sürenin ne anlama geldiğinin farkında olmalı. Yine de her insan, istisnasız hemen herkes, yaşadığı süreyi yeterli bulmaz.

Cemal Süreyya diyor ki:

                        Ölüyorum tanrım

                        Bu da oldu işte.

                        Her ölüm erken ölümdür

                        Biliyorum tanrım.

                        Ama, ayrıca, aldığın şu hayat

                        Fena değildir...

                        Üstü kalsın...

Ortalama ömür 150 sene, 200 sene veya daha fazla olsa ne değişecek?Belki; hiçbir şey değişmeyecek; sonu olduğu müddetçe insanın algılama şekli aynı olacak.

Hayyam diyor ki;

Gönlünce de dönse bu dünyanın sonu ne?

Okunup bitse de ömür destanın, sonu ne?

Yüz yıl dilediğince yaşadın diyelim.

Bir yüz yıl daha yaşasaydın, sonu ne?

O halde sorun “sonlu” olmasında mı? Ömür sonsuz mu olsun? Böylesi çok sıkıcı ve yorucu hatta böyle bir tekdüzelik ürkütücü de olabilirdi. Sonun ne zaman geleceğini bilmemek korkutucu görünüyorsa da belki en iyisi bu!

Nazım Hikmet’in “Karlı Kayın Ormanında” isimli şiirinde dile getirdiği gibi:

                                    En acayip gücümüzdür,

                                    Kahramanlıktır yaşamak:

                                    Öleceğimizi bilip

                                    Öleceğimizi mutlak.

Tabii ki; yaşamı ve ölümü bu kadar basit ve mekanik bir şekilde açıklamak ne kadar anlamlı olur bilemiyorum.

Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Otuz Beş Yaş” isimli şiirinde söylediği gibi ölümden kaçış yok:

                                    Neylersin ölüm herkesin başında.

                                    Uyudun uyanamadın olacak.

                                    Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

                                    Bir namazlık saltanatın olacak,

                                    Taht misali o musalla taşında.

Doğru; kaçış yok, ama ölüme kadar uzanan hayat yolunda yapabileceklerimizi düşünmemizi engelleyen bir şey de yok!

İnsan; yaşam ve ölüm hakkındaki sorgulamalarını, sanırım, bu dünyada var olmaya başladığı ilk andan bu yana yapmaktadır. Yazıya dökülüp insanlık mirası halini alan ilk sorgulama meşhur Gılgamış destanında yer almıştır. M.Ö. 2000 yıllarında Sümer dilinde yazılan destan, Mezopotamya’nın en ünlü ilkçağ kahramanı Gılgamış’ı konu alır ve onun ölümsüzlüğü arayışını anlatır.

Gılgamış Destanı’nda şu soruya cevap aranır:

“Sonsuza kadar yaşayabilir miyim?”

Bu sorunun cevabının “hayır” olması üzerine ikinci soru gelir:

“Öyleyse kendimi hatırlatacak ne yapmalıyım?”

Sanıyorum bu sorunun cevabı, tarih boyunca hayatın anlamı ve amaçları hakkındaki en genel varsayımların gerekçesini açıklar.

Mısır’daki “Piramitler”in, kırallar adına yaptırılan “Anıt Mezarlar”ın veya günümüzde insanların kendi adlarına yaptırdıkları camilerin, okulların ve benzeri kurumların nedeni de bu sorunun içindedir.

Diğer taraftan, geçmişten bugüne insanların zaman zaman kendi hayatlarını da tehlikeye atarak yaptıkları icat ve keşiflerin temelinde de aynı dürtüyü aramak gerekir. Dolayısıyla, bu “kendimizi hatırlatmak” arzusunun yaşamımızın akışını belirlediği söylenebilir. Kimisi bu konudaki tercihini çok para kazanmak ve maddi gücün getirdiklerini kullanmak şeklinde yapabilir. Kimisi de manevi değerlere öncelik verebilir

Kimi insanın ise “hayat” oyunundaki rolünü Hayyam’ın satırlarındaki kadar edilgen gördüğünü de biliyoruz:

                                    Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz;

                                    Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz.

                                    Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;

                                    Bitti mi oyun sandıktayız hepimiz.

Oyunun sona erişi gibi başlaması da tamamen irademiz dışında gerçekleşmektedir. Oyuna dahil olma sürecinde başlangıç koşullarını hiçbir şekilde etkileyebilme şansımız yoktur. Sıkılıp bunaldığımızda “ilahi adalet” dediğimiz bir güce sığınırız; ama, gerçekte “ilahi adaletsizlik” bu başlangıç koşullarının belirlenmesinde kendini göstermektedir.

Bilimdeki gelişmeler sayesinde bugün biliyoruz ki; birçok hastalık insana genleriyle birlikte geliyor, yani neredeyse hangi hastalıklara yakalanacağımız önceden biliniyor. Buna isterseniz dini bir yaklaşımla ve kaderci bir anlayışla “yaradan benim yaşamımı önceden belirliyor” deyin; isterseniz evrim teorisine göre açıklamaya çalışın. Bence değişen fazla bir şey yok; kimi insanlar sağlıklı doğacak kimisi hastalıklı. Veya kimisi varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelirken kimisi de yoksul bir ailenin parçası olacak.

Ama başını, sonunu ve özellikle de başlangıç koşullarını belirleyemesek de ikisi arasındaki “yaşam” dediğimiz süreçte her birimizin kendi adımıza, başlangıç koşullarımızın bize bahşettiği zeka ve yeteneklerimiz ölçüsünde bu oyunda başarabileceğimiz bir şeyler olduğu kesindir. Zaten, fizik yasalarıyla açıklayamadığımız aşk, sevgi, korku, nefret, inanç, tutku, … gibi binlerce ve belki de milyarlarca insani davranış da bu sürecin özünü oluşturuyor.

Nedenini ve nasılını bir tarafa bırakacak olursak, hepimiz hayatta bir şeyleri seviyoruz, bazı şeylere tutkumuz oluyor, bazı şeylerden ise bilerek veya bilmeyerek kaçıyoruz. Ama her birimiz bilincimiz geliştikçe hayat için kendimize göre bir amaç belirliyoruz.

Kızılderililerin bir atasözü hayatın anlamını şöyle anlatıyor:

                                   Doğduğunda sen ağlamıştın,

                                   Herkes bayram etmişti.

                                   Öyle bir hayatın olsun ki,

                                   Öldüğünde herkes ağlasın,

                                   Sen bayram et.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (2) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>