YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ÜRETMEK VE ÜRETİM HAKKINDA
Yazar: FİKRET YÜCEL | Tarih: 14/08/2018 | Saat: 18:20

Yukardaki kelimelerin kapsadığı anlamlardan birisi hariç, diğerleri ile, toplumumuzun önemli bir kısmının pek ilgili olmadığı görülüyor. Gerçekten, üretmek

-Aynı türden canlıları çoğaltmak

-Ekonomik bir etkinlik sonucu ürün elde etmek

- Oluşturmak, yaratmak, meydana getirmek (fikir üretmek gibi)

olarak tanımlandığına göre, bize birinci satır ile ilgilenmek yetiyor. Ama amacımız koyun, sığır, tavuk  yetiştirmek değil, insan,  eşref-i mahlûkat, sayısını artırmak. Hatırlarsınız bir ailenin en az üç çocuk sahibi olmasını istiyorduk, sonra bu yetmez beş olsun denildi. Kısaca, üretmek kavramını üremek kavramı içine sokarak meseleyi basitleştirmiş ve kolaylaştırmışız.

Tanımın ikinci ve üçüncü satırları ile bağlılığımız, Osmanlılardan beri sürdürülen bir gelenekle, pek kuvvetli değil. Her ne kadar bazen Muş Hava Limanının ismini Sultan Alpaslan Hava Limanı olarak değiştirmek,  doların yükselişini önlemek için halktan yastık altındaki döviz ve altınlarını TL ile değiştirmesini istemek gibi fikir üretimleri yapılıyor olsa da.

Gene,

Belirli faaliyet ve işlemler sonucu yeni bir mal ve hizmet meydana getirme

olarak tanımlanan üretim’i pek sevmemişiz. Hazır, başkaları yapsın sen kullan, kolaylığı varken.

Oysa, Türkiye için tarımsal üretim, sanayi ve bilgi üretimi hayati öneme sahiptir. Son zamanlarda diğer kalemleri küçümser ve olmamasını önemsiz sayar mahiyette, ileri teknolojili ürünler üretmekten sık bahsedilir oldu. İyi tarif edilmek koşulu ile benim de buna bir itirazım olamaz ama bir anımı hatırlatıyor: Bundan yaklaşık 15-20 yıl önce dünya yarı iletken pazarı ile ilgili verileri incelerken Malezyanın 11 milyar $’lık ihracatı ile ön sıralarda yer aldığını görerek hayrete düşmüştüm. Sonra ithalat rakkamlarına ulaştığımda 10.9 milyar $ olduğunu tesbit ettim.

Bazı büyük Japon firmaları kurdukları ortak tesisler eliyle sürecin son aşamalarını Malezyada yaptırıyorlardı. Yani, enkapsülasyon gibi işlemlerin yapılmasını üstlenen Malezya yarı iletken sanayii 11 milyar içinde 100 milyon $ kazanıyordu.

Bu tarihten biraz daha eskide, Türkiyede Bilgi Toplumu, Bilişim, Bilgi Üretimi deyimleri yeni yeni kullanılmaya başlamışken bazı çevrelerden sanayileşmeyi bırakalım bilgi toplumu olmaya bakalım teklifleri geliyordu. İleri teknolojili ürün klişesinin bundan ne farkı var?

Bu sebeple böyle içi boş sloganlardan çekinirim. Zira siyasetçilerin tümünün birer Al Gore olmasını beklemek haksızlıktır.

Sanayileşme devrimi üçyüz yıldan beri hiç durmadı ve durmayacak. Bu sürecin aşamalarının aşağıdaki gibi olduğu biliniyor:  

  - İlk aşama olan 1. Sanayi Devriminde, su ve buhar gücü ile çalışan mekanik üretim sistemleri kullanılmıştır.

- İkinci  aşamada ise, 2. Sanayi Devrimi, elektrik enerjisinin kullanılması ve Henry Ford’un üretim bandı fikriyle seri üretim uygulamaları başlamıştır.

- Üçüncü aşamada, 3. Sanayi Devrimi, mekanik ve elektrik teknolojilerin yerini dijital teknolojiler alarak programlanabilir makinelerin kullanılması başlamıştır. Günümüz  bu aşamayı yaşamaktadır,

- 4. Sanayi Devrimi , yakın gelecekte başlatılacağı tasarlanan  yeni bir sanayi strateji planıdır.

Şu sırada gelişmiş ülkelerde üçüncü aşamanın yaşandığı dünyamızda, önümüzdeki 15-20 yıl içinde, 4. Sanayi devriminin tamamlanması bekleniyor.

Türkiye ilk üç devrimin dışında kalmış olup bugün sanayisi 2. ve 3. aşamalar arasında bir yerdedir. Bu güne kadar olan tutum ve davranışlar, Endüstri 4.0 devriminin de dışında kalacağımızın habercisidir, umarım böyle olmaz (1).

Oysa geçmişimizde, Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (1934-1938) gibi çok başarılı uygulamalar da mevcuttur.  

Bu plan sayesinde bir çoğu yakın zamana kadar yaşayan önemli sanayi tesisleri kurularak ülkenin bir çok ihtiyacının yerli olarak karşılanması sağlanmakla kalınmamıştır. Kurulan fabrikaların çoğu etrafında ve yakınında şehirler meydana gelmesi ve buralarda çağdaş yaşama ait ülkede çekirdek teşkil edecek okul,  sinema, tiyatro, konser ve balo salonları, kütüphaneier, spor tesisleri kurulması  çok dikkat çekicidir.

Birinciden sonra uygulanmak üzere hazırlanan İkinci Sanayileşme Planı’ndan ikinci dünya harbi dolayısiyle vazgeçilmiştir (2).

Diğer bir başarılı örnek, 1963’de başlayan planlı dönemde, 1980 yılına kadar süren uygulamalar, bazı eksik ve yanlışlara rağmen, Türkiyeye demir-çelik, petro-kimya, gemi inşa, tüketim elektroniği, telekomünikasyon, otomotiv, uçak ve uzay, toprak sanayi dallarında önemli tesisler kazandırmış omasıdır. Bu dönemin en büyük yanlışı, işçi dövizleri ve bunun gibi zaman zaman dövizin bollaşmasını sağlayan sebeplerin ortaya çıkması durumlarında koruyucu tedbirlerin gevşetilerek ara ve yatırım malı imalatına geçiş hızının azaltılması hatta bu geçişin durdurulması olmuştur. Oysa, bu dönemde uygulanan ithal ikamesi sistemi, asamblaj işleminin ardından ara malı ve yatırım malı imalatına geçişin dikkat ve ısrarla takip edilmesini öngörmektedir (3).

Türk sanayii ve sanayileşme hayatını olumsuz olarak etkileyen iki olayı da hatırlamak gerekir. Bunlardan birisi yukarda sayılan iki olumlu dönemin arasında 1947 senesinde uygulanan Truman doktrini ve onu izleyen Marshall Planıdır. Bu plan sayesinde Türkiyeye hibe, borç ve satış şeklinde verilen ikinci dünya harbi artığı askeri teçhizat ve Lockheed eğitim uçakları TOMTAŞ  türevleri olan tesislerle, Etimesgut ve Gazi gibi uçak ve motor fabrikalarının, ellerinde geliştirilmiş imalata hazır ürünler bulunmasına rağmen, işsiz kalarak kapanmasına veya traktör fabrikasına dönüşmesine sebep olmuştur. Dahası, alınan bu eski teçhizatın onarım ve yedek parça masrafları, ikinci dünya harbi sırasında biriken ve Rusya tehditi dolayısiyle bir türlü yatırıma dönüştürülemeyen 250 milyon $’lık döviz birikimini sıfırlamıştır (4).

İkinci olay ise 24 Ocak kararlarıdır. 24 Ocak 1980’de iktidardaki      

Demirel Hükümetince ekonomik istikrar tedbirleri olarak açıklanan bu kararlar aslında IMF tipi programa yönelik tedbirlerdir. Turgut Özal Başkanlığında bir ekip tarafından hazırlanmış olmakla beraber asıl mimar IMF’dir.

24 Ocak Kararları Türkiye Ekonomik Sisteminde tam bir kırılma noktası teşkil eder. O güne kadar uygulanmış olan Karma Ekonomik Sistem ve İthal İkamesi terkedilerek Serbest Piyasa Ekonomisine geçilmiştir.

12 Eylül darbesi ile iş başına gelen askeri idare de bu sistemi benimsemiş, dikkat ve sadakatle uygulamıştır.

24 Ocak kararlarının getirdiği ekonomik düzen Türk ekonomisini dünya ekonomisi ile entegre etmeyi amaçlayan dışa açık bir sistemdir. Özel sektörün önünü açmakta ve girişimciliği desteklemektedir. Gerçekte, o dönemde kullanılan IMF politikalarının katı kuralcı bir biçimde uygulanmasıdır. Kamu mal ve hizmetlerine zam yapılarak sıkı maliye ve para politikaları izlenmiştir. Kamu piyasadan çekilerek özel sektörün önü açılmış, vergi iadesi gibi yollarla ihracat desteklenmiştir. Piyasayı büyük ölçüde baskı altında tutan Türk Parasını Koruma mevzuatı yavaş yavaş kaldırılmış veya gevşetilmiştir.

Özetle, 1970’lerden itibaren dünyada başlayan neo-liberal hareketin finansal serbestleşme politikaları 24 Ocak kararları ile Türkiyede de hayata girmiştir. Mal ve hizmet üretiminin serbest bırakılması, faiz oranları üzerindeki sınırlamaların kaldırılması ve nihayet sermaye hareketleri üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması birbiri ardı sıra gerçekleştirilmiştir.

1990’lı yıllara kadar devam eden bu reform hareketi, bazı rahatlamalar sağladı ise de, makroekonominin istikrarsızlığı ve enflasyon konularında tatminkar bir çözüm getirememiş ve 1999 yılında IMF ile yeni bir anlaşmaya gidilmiştir. Bu yeni program da başarılı olamayınca Kemal Derviş Planı devreye girmiştir.

24 Ocak kararlarının Türkiyenin gerçeklerini fazla göz önünde bulundurmadan bir ideolojinin ortodoks tarzda uygulunmasından ibaret olması ve uygulamadaki bazı yanlışlar  önemli olumsuz sonuçları da birlikte getirmiştir.

Yurt içinde sermaye birikiminin artırılması gayretleri sermayenin küçük bir grup elinde toplanması sonucunu doğurmuş ve bu sermaye, üretmeden, yüksek reel faizle büyümüştür.

Yüksek faiz politikası ve ihracata dayalı büyüme stratejisi, ücretler üzerinde bir baskı yaratarak gelir dağılımının bozulmasına sebep olmuştur.

İhracata uygulanan vergi iadesi gibi teşvikler, denetim yetersizliği yüzünden küçümsenmiyecek bir hayali ihracat stoku yaratmıştır.

24 Ocak kararları döneminin   temel özelliklerinden birisi, devletin sanayileşme sürecini etkileyen bütün araçları elden çıkarmış olmasıdır. Neredeyse bütün sübvansiyonlar, fiyat kontrolleri, döviz kuru ve faiz üzerindeki denetim kaldırılmış, kamu yatırımları azaltılmıştır. Hızlı bir özelleştirme operasyonu ile sanayi şirketleri yabancı şirketlere satılmış, bir çok şirket evliliği gerçekleşmiştir. Özelleştirilen pek çok kuruluşta alıcının  kuruluşun fonksiyonundan ziyade maddi varlıklariyle ilgilenmesi ve bu fonksiyonun korunması yolunda hiç bir koşul ileri sürülmemesi sonucu, bazı değerler, teknolojiler ve faaliyet kolları kaybedilmiştir. Özelleştirmedeki bu tutum, 2002 yılından sonra hızlandırılarak devam etmiştir.

24 Ocak kararlariyle neredeyse bütün sübvansiyonların ve koruma tedbirlerinin kaldırılması yüzünden,  sanayi şirketleri adeta sudan çıkmış balığa döndüler. Lisansörleri ve/veya ortakları olan yabancı şirketler kendi  ürünlerini Türkiyede pazarlamak hususunda birlikte çalıştıkları şirketlere baskı yapmaya başladılar. Aksi halde kendi bayilik ağını kurarak ürünlerini pazarlamak yolunu seçeceklerdi. Bu baskıya dayanabilen şirket sayısı çok sınırlı kaldı.

24 Ocak Kararları döneminde sanayi gözden düşmüş ve hizmet sektörü ön plana çıkmıştır. Bu dönemde Ulaştırma ve Turizm başta olmak üzere hizmet sektörüne büyük öncelik ve önem verildiği görülmektedir. 1982 yılında çıkarılan Turizm Teşvik Kanunundan sonra imalat sanayisinin yatırım teşviklerinden faydalanma payı %75’den %6’ya gerilemiştir. Öyle ki,  devletin sanayiyi teşviki KOBİ’lere ve firmaların teknoloji geliştirme projelerini teşvik maksadı ile tahsis edilen fonlardan ibaret kalmıştır (5).

2002 yılında iktidarı devralan AKP Hükümetleri uzun süre Kemal Dervişin Planını ve bütçe disiplinini titizlikle sürdürmüş,  özelleştirmeleri hızlandırmış ve serbest piyasa ekonomisini, daha doğrusu neoliberalizm’i devam ettirmiştir. Bu bağlamda, gösterişli, çok masraflı getirisi olmayan yatırımlar yapılmış ve inşaat sektörüne öncelik ve ağırlık verilmiştir.  

Neticede bugün Türkiye tarım ve sanayide yeterli üretim yapamayan bir tüketim toplumuna dönüşmüştür. Sahip olunan değerler satılıp savulmuş, ağır borçlar altına girilmiş ve bunun artık sürdürülemiyeceği bir noktaya gelinmiştir.

24 Haziran 2018 seçimleri öncesi yazdığım bir yazıda bu münasebetle yapılan konuşmalarda eğitim ve üretimin ön planda olduğunu belirtmiştim (6). Seçimler yapıldı, iktidara gelen partinin 100 günlük eylem planı açıklandı. Maalesef bu planda üretim ve eğitim ile ilgili olması gereken heyecan verici vaadlere yer verilmemiş. Tersine, inşaat sektörünün rehabilitasyon tedbirleri ve kanal İstanbul gibi hiçbir getirisi olmayan üstelik yüksek maliyeti başta olmak üzere diğer bozucu etkileriyle İstanbula ve ülkeye zarar verecek konu, sanki inadına, ön plana çıkarılmış. Kendi derdine düşmüş olan muhalefetin bu konularda ne düşündüğü pek bilinmiyor.

Oysa, ülkenin vakit geçirmeden bir eğitim ve üretim seferberliğine ihtiyacı olduğu açıkca görülüyor. Türkiyenin kronik cari açık poblemi, ki ekonomiyi ve dış ilişkileri önemli surette etkilemektedir, ancak bu sayede çözülebilir.

Bu arada, 4. Sanayi devrimi sonucunda üretim zincirinin   bütün organların iletişim içinde oldukları bir akıllı sisteme dönüşeceğini hatırlatalım.  Bu sistemde, tedarik, üretim, depolama, satış ve pazarlama entegre edilerek sanayi tekrar bir araya getirilmektedir. Yani, ucuz insan gücü dolayısiyle gelişmekte olan ülkelere dağıtılmış olan üretim kademeleri geriye dönecek ve fason imalat ortadan kalkacaktır. Dolayısiyle çok uluslu şirketlerin bir yapı değişikliğine uğraması beklenebilir. Bu olayın kervana katılmayan gelişmekte olan ülkelerin sanayisi ve ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri kaçınılmaz olacaktır.

Yukarda belirttiğim ihtiyaç bana, Sayın İlber Ortaylı’nın şu sözlerini hatırlatıyor:

1930’larda savaş yorgunu yoksul ülkede bir ilim, kültür, irfan heyecanı vardı. Bugün böyle bir heyecan kalmadı. Biz 1930’ların heyecanına dönmeliyiz.

Fikret Yücel
10 Ağustos 2018, Marmaris Adaağzı

(1) 4. Sanayi Devrimi ile daha geniş bilgi için

-Fikret Yücel, Cumhuriyet Türkiyesinin Sanayileşme Öyküsü, TTGV İdeaport, 2017, İkinci baskı adlı kitapta İkinci Baskı İçin Önsöz,

-Fikret Yücel, 4. Sanayi Devrimi  İle İlgili Bir Not, www.adanafikirplatformu.org ve

- Dördüncü sanayi Devrimi, fikretyucel.blogspot.com

 (2) Birinci ve ikinci sanayi planları hakkında geniş bilgi (1)’de sözü edilen kitap ve TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası tarafından e-kitap olarak yayımlanan “Cumhuriyet Türkiyesi’nin Sanayileşmede İlk Önemli Adımı: Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934-1038” adlı eserde bulunabilir.              

(3) (1)’de verilen kitap ve

Fikret Yücel,Nasıl Bir İthal İkamesiwww.adanafikirplatformu.org                                                                   

(4) Bakınız (1)’deki kitap ve

Fikret Yücel, Truman Doktrini ve Marshall Planı, www.adanafikirplatformu.org ve fikretyucel.blogspot.com

(5)Fikret Yücel, 24 Ocak Kararları, www.adanafikirplatformu.org ve fikretyucel.blogspot.com

(6) Fikret Yücel. Türkiyede Yetkin İnsan Gücünün Değrlendirilmesinde Kaçırılan Fırsatlar, www.adanafikirplatformu.org ve fikretyucel.blogspot.com



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>