YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ERCAN TEZER'DEN YERLİ OTOMOBİL ÜRETİMİ
Yazar: ADANA FİKİR PLATFORMU | Tarih: 01/12/2017 | Saat: 20:10

Kendi pazarında yerli olarak 5 küresel marka otomobil 12 dolayında model ile % 20 ler dolayında yer alırken, ithal otomobiller 500 dolayındaki modelle pazarda % 80 pay alıyor. Özellikle kamuda kullanılan kayıtlı ve kiralık araçlarda ,ithal/yerli oran payı dikkatle izlenmeli?

Yerli otomobilde bugüne kadar hep üretim konusu ayrıntılı olarak tartışılıyor ancak bu aracın yerli ve dış pazarında ne olacağı fazla tartışılmıyor. Yerli bir otomobilin tasarım ve üretiminde Türkiye’nin son 50 yılda ulaştığı mühendislik, ArGe ve üretim deneyimi ile bir sorun olmayacağı açık. Ancak son 10 yılda ortalama 600 bin dolayında olan otomobil iç pazarında, ki önemli bir bölümün kiralık olduğu da biliniyor, yeni ve yerli marka aracın alacağı pazar payı derinliğine tartışılmıyor, bunun yanında sınırlı olan iç pazar ile sınırlı kalacak üretimini ihraç pazarları da çok derinliğine tartışılmalı.

Bu arada 2012-13 yıllarında TÜBİTAK tarafından gündeme gelen elektrikli otomobil projesine ilişkin bazı notları da ek bilgi olarak ekte sunuyorum.

TÜBÜTAK tarafından Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteği ile hazırlanan bu projeye çoğu prototip çalışmasında olan 20 firma katılmış ve sonuçta elektrikli otomobil yerine elektrikli otobüs için öneri kabul edilmiş ancak TÜBİTAK yapacağı katkıyı düşürüldüğü için bu projeye de başlanmamıştır.

Önemli gücü olan 5 şirketin ortaklaşa girişiminin başarılı olması hepimizin dileği….

Selam ve sevgilerle…
Ercan TEZER

*********************************

Yerli otomobil nasıl üretilir?

CNNTÜRK / 05.11.2017

https://www.cnnturk.com/video/ekonomi/turkiye/yerli-otomobil-nasil-uretilir

https://www.cnnturk.com/video/ekonomi/turkiye/yerli-otomobil-anadola-ne-oldu

Yerli otomobili üretecek babayiğitlerin bulunması ekonomi dünyasında dikkatleri bu konuya topladı. Hakan Çelik ile Hafta Sonu yerli otomobil konusunu, otomotiv sektörünün duayenlerinden Jan Nahum ve otomobil yazılarıyla da tanınan Hürriyet gazetesinden Emre Özpeynirci ile masaya yatırdı.

Yerli otomobili üretmeye talip olan babayiğitlerin çok büyük bir risk aldığını vurgulayan Jan Nahum, üretim aşamasına geçmeden önce yapılması gerekenleri açıkladı. Bir otomobili sadece tasarlamak için 500 mühendis ve 2 milyon saate ihtiyaç duyulduğunu açıklayan Jan Nahum, en önemli aşamanınsa hangi aracın üretileceğine karar vermek olduğunu söyledi

***

Yerli otomobili kurulmadan halka açın

HABERTÜRK / 05 Kasım 2017 / Fatih ALTAYLI

http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/1700769-yerli-otomobili-kurulmadan-halka-acin

MUHTEMELEN farkındasınız, Türkiye’nin “yerli” otomobil ve yerli “Türk otomobil markası” yaratma girişimi, beni epeyce heyecanlandırmış vaziyette.

Yapılması planlanan otomobil patlamalı motorlu bir otomobil olsaydı emin olun umurumda olmazdı.

Hatta “Boşuna uğraşmayın” diye yazardım buradan.

Ancak geliştirilmesi planlanan aracın elektrikli olması, heyecan verici.

Hiç kuşkusuz ki dünya istese de istemese de bu yöne doğru gidecek.

Bizim de o yöne gitmemiz şarttı ve öyle olacak.

İki prototip, üç-beş çizime aldanıp “Modeller hazır” diyenlere de katılacak değilim.

O “Modeller hazır” dediklerinizden, ben her televizyon programında en az iki tane çiziyorum.

Yoğunlaşılması gereken alan modeller değil.

O işin en kolay kısmı.

Asıl mesele “enerjiyi saklama” alanında çalışmak.

Yani batarya teknolojisi.

Bu konuda Çin’le işbirliği yapmak en mantıklısı gibi görünüyor.

Araştırma üniversitelerimize de bu konuda “görevler” verilmeli.

Yüksek verimlilikli elektrik motorları üzerinde çalışılmalı.

Enerji saklamakta da kullanılabilecek şasi teknolojileri geliştirmek için mühendislik grupları oluşturulmalı.

5 babayiğitten daha çok, bu gibi teknolojiyi geliştirmeye yönelik küçük şirketler desteklenmeli.

Ana şirket, bu teknolojileri buralarda geliştirecek teknolojilerden satın almalı.

Otonomi konusunda yazılım şirketleri desteklenmeli.

Google, Apple gibi bilinen veya bilinmeyen şirketler ve otonomik araç konusunda çalışmaları olan firmalarla işbirliği imkânları zorlanmalı.

Otomotivde gelişmenin tek bir büyük şirketle değil, ana şirketi destekleyen küçük araştırma şirketleriyle olabileceği ve ana şirketin asıl görevinin bunları motive etmek ve yönlendirmek olduğu unutulmamalı.

Ve bu işi yapacak şirket “halkın” olmalı.

Bu işi yapmak için oluşturulacak şirket, kuruluş aşamasında “halka açık bir ortaklık” olarak kurulmalı.

Şirketin en az yüzde 50’si halka açık olurken, geri kalan yüzde 50 babayiğitler arasında paylaşılmalı.

Bu işe inanan her Türk vatandaşı, bu şirketin hissedarı olmalı.

***

UNUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY

ALKOLLÜ bir biçimde ve aşırı süratle kullandığı otomobille yaptığı kaza sonucu 3 kişilik bir ailenin yok olmasına yol açan EmrahSerbes isimli vatandaşımız, cezaevinde mutlu olduğunu ima etmiş, cezasını çekmek istediğini belirtmiş ve eklemiş: “Beni unutsunlar.”

Peki bunu nerede söylemiş?

Bir röportajda.

Unutulmayı isteyen biri için ilginç bir tercih, değişik bir

***

‘Türkiye’nin otomobili’ne TOBB de ortak olacak

HÜRRİYET / 05 Kasım 2017 / Vahap MUNYAR

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/vahap-munyar/turkiyenin-otomobiline-tobb-de-ortak-olacak-40634257

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, 6 yıldır özel sektöre yaptığı çağrıyı bir kez de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) 24 Mayıs 2017’deki Genel Kurulu’nda yineledi:

- Gelin şu yüzde 100 yerli otomobili TOBB camiası içerisinden çıkaralım. Her türlü desteği vermeye hazırız.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yanıtı anında verdi:

- Siz yanımızda olduktan sonra biz hazırız.

Erdoğan, sözü aldıktan sonra NATO toplantısı için Brüksel’e gitti. Hisarcıklıoğlu, 2 gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı havalimanında karşılayanlar arasında yerini aldı. Fırsatı yakalayıp sordu:

- Sayın Cumhurbaşkanım, bize bir görev verdiniz. TOBB’dan tam olarak beklentiniz nedir? Kamuda muhatabımız kim olacak?

Erdoğan yanıtladı:

- Özel sektörü tarafını koordine etmek senin görevin. Kamudaki muhatabın da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’dür. Ben de çalışmalarınız yakından takip edeceğim.

Hisarcıklıoğlu, bir-iki gün sonra Sanayi Bakanlığı’nın kapısını çaldı:

- Yerli otomobil üretimi konusunda bugüne kadar yapılmış tüm çalışmalarla ilgili bir brifing almamız mümkün müdür?

Bakanlık Hisarcıklıoğlu’na o güne kadar gerçekleşen çalışmalarla ilgili tüm dosyaları açtı. Dosyaları incelerken hep şu soruya yanıt aradı:

- Bugüne kadar yapılan çalışmalarda neden yerli otomobil konusunda neden bir ilerleme sağlanamadı?

TOBB, bu aşamada dünyada önemli otomotiv gruplarına danışmanlık hizmeti veren şirketlerle de yakın çalıştı. Sanayi Bakanı Özlü ile dirsek teması korundu. Sonunda 25 firmalık bir liste oluştu. Bakan Özlü ve Hisarcıklıoğlu, ilk listeyi Erdoğan’a sundu, şu yanıt alındı:

- Liste uygun. Bir an önce görüşmelere başlayın.

“Türkiye’nin otomobili”ni üretecek 25 “babayiğit” adayıyla tek tek görüşüldü. İlk tur görüşmelerin sonunda listede ilk kısaltma yapıldı. İkinci tur görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a son durum bilgisi verildi. 3’üncü turun sonunda Özlü ve Hisarcıklıoğlu, 5 şirketlik kısa listeyi Erdoğan’a götürdü:

- Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye’nin otomobilini yapabilecek 5 “babayiğit” belirledik. Anadolu Holding, Zorlu Holding, Kıraça Holding, BMC ve Turkcell. Bu gruplar işe birlikte de girebilir.

Erdoğan sordu:

- 5’i ortak olur mu?

Hisarcıklıoğlu, “babayiğit” adayı gruplardan aldığı sinyali paylaştı:

- Efendim, ortak olabilecekleri yönünde ışık gördük. Siz bir “babayiğit” arıyordunuz. 5 “babayiğit” bulmuş olduk.

Erdoğan, bu duruma memnun oldu:

- Son görüşmeyle durumu netleştirin. Ortak Girişim Grubu imzasını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde atalım.

Böylece, 2 Kasım 2017 günü yapılan imza töreninden yaklaşık bir ay önce “5’li babayiğit grubu” netleşti...

İmzalar atıldıktan sonra Hisarcıklıoğlu’na sordum:

- TOBB bu işe sermaye koyacak mı?

- Eğer isterlerse veririz.

- Ne kadar?

- TOBB bu işte koordinatör rolü oynayacak. Gerekirse en fazla yüzde 5 düzeyinde ortak oluruz...

Ciroları toplamı 65 milyar lirayı bulan 5’li Ortak Girişim Grubu, Türkiye’nin teknoloji yolculuğunda tarihi rol oynamaya soyundu...

Yolları açık olsun...

TURKCELL NEDEN OLMASIN

CUMHURBAŞKANLIĞI Külliyesi’nde “Türkiye’nin Otomobili” törenine girerken Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça’ya sordum:

- Otomobil üretimine ilginiz nereden geliyor?

Yanıtı anlamlıydı:

- Teknoloji her yerde...

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da imza sonrasında sıkça şu soruya muhatap oldu:

- Turkcell’in ne işi var?

Yanıtı şöyle oldu:

- Günümüzde elektrikli otomobilden sürücüsüze kadar teknoloji yoğun araçlar öne çıkmaya başladı. Eğer “Türkiye’nin otomobili” de bu trendi izleyecekse, Turkcell gibi teknoloji şirketlerine ihtiyaç var.

65 MİLYAR LİRALIK DEVLERİN ORTAKLIĞI İLK KEZ OLUYOR

RİFAT Hisarcıklıoğlu, imza sonrası “Türkiye’nin Otomobili Ortak Girişim Grubu”nu oluşturan Anadolu Holding, Zorlu Holding, Kıraça Holding, BMC ve Turkcell’in toplam cirolarını anımsatıp, ekledi:

- Ortakların toplam cirosu 65 milyar lira. İstihdamları 110 bin kişi. Türkiye, sanayide bu boyutta bir ortaklığı ilk kez görecek.

29 EKİM’DE BULUŞTULAR

29 EKİM 2017 günü Cumhuriyet Bayramı tören ve kutlamaları sürerken, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün ev sahipliğinde “Türkiye’nin otomobili” buluşması gerçekleşti.

Bakanlıkta gerçekleşen buluşmaya TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Anadolu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Turkcell Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akça, CEO’su Kaan Terzioğlu, Zorlu Holding CEO’su Ömer Yüngül, BMC Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak ve Katarlı ortağı, Kıraça Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Karsan CEO’su Okan Baş katıldı.

Bu buluşma, 2 Kasım’da atılan imza öncesi, Ortak Girişim Grubu’nun oluşumu için önemli bir adım oldu...

***

Et ve saman ithal et yerli otomobil yap!

SÖZCÜ / 05 Kasım 2017 / Necati DOĞRU

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/necati-dogru/et-ve-saman-ithal-et-yerli-otomobil-yap-2077378/

Hızla eriyen seçmen desteği ve kaçan oylara yeniden “gel… gel…” yapabilmek ve 2019'da partili cumhurbaşkanlığını garanti etmek için “yerli ve milli otomobili tasarlayacak 5 babayiğit” bulunuverdi. Babayiğitler, 7 yıldır aranıyordu, saklanmışlar, tam seçim ortamına girilince ortaya çıkıverdiler.

Verilen mesaj şu:

Türkiye babayiğit yatağı.

Kendi için değil!

Ülke için çalışıyor!

Oyları ona atın!

Bu babayiğitler sayesinde; “Ot ile samanı ithal eden ülke” durumuna düşürülmüş Türkiye, bayırda, bahçede topladığı yerli sümüklüböcekleri işleyip ihracat yaparak bulduğu dövizle hayvanına Gürcistan otu ile Bulgaristan samanı yedirebilme imkanına kavuşabiliyor ve insanını da; “Brezilya'dan et… Arjantin'den nohut… Çin'den kuru fasulye… Kanada'dan kırmızı mercimek… Meksika'dan kuru bezelye…”  ithal ederek doyuruyor fakat sadece ve sadece Reis'in gayreti ile bulunan 5 babayiğitle yerli otomobil yapacak. Oyları ona atarsanız; Türk'ün mucizesi gerçekleşecek.

Ne kadar övünsek yeridir!

Ne kadar umutlansak az!

***

Seçim propagandası olsa da bu projenin “hepimizin gurur duyacağı” bir sonuca ulaşmasını yürekten isterim. Hatırlayınca çoğumuz hâlâ heyecanlanırız. 57 yıl önce de 23 mühendisin üstün gayreti ile Eskişehir'de TCDD  atölyesinde yerli otomobil yapıldı. Deposuna benzin koymak unutulduğu için değil rekabet edebilir bir maliyetle üretilmesi mümkün olmadığı için gerçekleşmedi. Amerikan otomotiv sanayinin sürükleyici lideri Henry Ford, “tüm otomobilleri benzer yap ve çok fazla yap. Ucuza mal edersin ve ucuza satacağın için herkes alır” diyen seri üretim (ikinci sanayi devrimini başlatan) modeline öncülük etmişti. Amerikan otomotiv sanayini Alman otomotiv sanayi, yüksek kaliteyi tutturarak izledi. Japonlar tersine mühendislik yoluyla yani önceleri “taklit geliştirip”  Amerikan ve Alman otomotiv sanayinin modellerini parçalara ayırıp daha iyisini yapmayı becerdiler, başardılar. Japonya'yı da aynı yoldan ve iş hayatında faşizmi izleyerek Kore takip etti.

Bunlar artık tarih oldu.

İçten yanmalı motorlardı.

Bu dönem bitti.

Şimdi yeni bir dönem: benzinle, motorinle yürüyen değil alternatif yakıt (muhtemelen elektrik) ile ve uzaydan yönetilip şoförsüz gidebilen otomobil çağına geçildi. Ayrıca şu sırada dünyada “uçan trenler ve roketlerle insan taşıma” denemeleri de yapılıyor. Bugün Amerikan, Alman, Japon otomotiv sanayinin ve onların uzantısı olup yerli katkı oranı yüzde 70-80'e çıkan Türkiye'deki otomotiv sanayinin ürettiği sıradan bir otomobilde bile 150-200 milyon satır yazılım var.

Bizim babayiğitler!

Yüksek yazılıma dayalı, elektrikle çalışan, şoförsüz giden, dünya pazarlarında alıcı bulan, alınabilir fiyata satılan otomobili tasarlayıp üreteceklerini söylüyorlar.

***

Bunu nasıl yapacaklar?

Ortada net bir bilgi yok.

Sadece propaganda var.

Bizim babayiğitler.

Geçiş garantisi alıyor.

Köprü yapıyor.

Yolcu garantisi alıyor.

Boğaz tüneli yapıyor.

Hasta garantisi alıyor.

Hastane yapıyor.

Şimdi otomobil yapacaklar ve bunun için devletten yılda 1 milyon adet alım garantisi, elektrik bedava, her gittiğin kilometre başına üste para, kasko sigortası devletten, trafik sigorta bedeli devletten, oto park bedava, tıkanan trafikte geçiş önceliği, taşıt vergisi de devletten mi olacak?

***

Babayiğitliğinizi görelim!

Devletten ne garanti aldınız?

Her yıl:

200 milyon dolar.

300 milyon dolar.

1 milyar dolar.

Devlet çıkması mı gelecek?

Kaç yıl boyunca gelecek?

Açıklayın, görelim.

Halk da yiyeceği kazığı bilsin ve “propaganda babayiğitleri değil, gerçek girişimci ve işadamları imişler” diye destek versin.

***

İstanbul otomobil ile 112 yıl önce tanıştı.

SABAH / 05 Kasım 2017 / Erhan AFYONCU

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/erhan-afyoncu/2017/11/05/istanbul-otomobil-ile-112-yil-once-tanisti

Yerli otomobil rüyamız Osmanlı’dan bu yana hep gündemimizde oldu. Bugün hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan otomobille çeşitli yasaklamalardan sonra İstanbul sokaklarında ilk kez 112 yıl önce tanışmıştık. Romanya prenslerinden Bisko 1905 yazında özel izinle İstanbul’a otomobiliyle gelmişti Osmanlı'na otomobili ilk defa kimin, ne zaman getirdiği, efsanelerin farklılığı ve de çokluğuna rağmen, hâlâ bir muammadır. Dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekayi'de 1832'de buharlı arabaya dair bir habere yer verildi. İlk zamanlarda otomobil için Latince karşılığının biraz değiştirilmiş hâli olan "zâtü'lhareke araba" kelimesi kullanıldı. Fakat sonraki yıllarda bu vasıta için önce "otomobil arabası" ve nihayet "otomobil" kelimesi kullanıldı.

1861'de Lamore ve Garaçino adlı iki müteşebbis buharlı arabanın getirilmesi için Osmanlı hükümetine resmî müracaatta bulundu. Ancak bir netice çıkmadı.

Viyana'dan İstanbul'a gelen Walter, Ahmet İhsan Bey ile Sedat Lütfi Bey.

II. ABDÜLHAMİT'İN ARABA MERAKI

Osmanlı başkentine buharlı arabalar getirilemese de elektrikli arabalar erken sayılabilecek bir tarihte İstanbul'a getirildi. Bu durumda II. Abdülhamid'in Avrupa'daki bu tür gelişmeleri yakından takip etmesinin etkisi büyüktü.

1888'de Sultan II. Abdülhamid için ilk elektrikli otomobilin İstanbul'a getirilmesi gündeme geldi. The Engineer Dergisi'nde II. Abdülhamid için İngiltere'de hazırlanan elektrikli araba hakkında ayrı bir bölüm ayrılmış ve arabanın mühendisleri ile birlikte bir de fotoğrafına yer verilmişti. II. Abdülhamid'in bu tür otomobillere ilgisi sonraki yıllarda da devam etti. 1895'te Paris Elçisi Yusuf Ziya, Yıldız Sarayı'na Fransa'nın en önemli otomobil markası Peugeot ve Panhard&Levassor'un kataloglarını gönderdi. Paris Elçisi Salih Münir, Mart 1899 tarihli raporunda padişah adına biri büyük biri ise küçük olmak üzere iki adet elektrikli otomobil sipariş ettiğini bildirmişti.

Enver Bey, zırhlı bir otomobilin önünde.

BENZİNLE ÇALIŞAN OTOMOBİLLER

Osmanlı topraklarında bir süre sonra benzinle çalışan otomobillerin işletilmesine dair ilk talep 1903'te Midilli için geldi. Benzinle çalışan otomobillerin İstanbul'da kullanılmasına dair ilk talep de yine aynı yıl içinde yapıldı. Hat açılmak istenen yer Kartal-Yakacık arası idi. Ancak Bakanlar Kurulu 1904'te Midilli'de, Balıkesir-Bandırma ve Kartal- Yakacık arasında benzinli otomobillerin işletilmesine dair imtiyaz taleplerinin tamamına olumsuz cevap verdi.

Galata Köprüsü'nde Otomobil ve Tramvay.

GAZLA ÇALIŞAN OTOMOBİLLER

İstanbul'da benzinli otomobilin işletilmesine resmi izin verilmese de 1904'ten itibaren Osmanlı başkentinde "gaz motoruyla müteharrik otomobil arabaları" boy göstermeye başladı. Şaanfeld isimli bir Avrupalı, 1904'te temsilcisi bulunduğu Almanya'nın Gödel kumpanyası adına gaz motoruyla çalışan bir otomobilin İstanbul'a getirilmesi için müracaat etti. Başka müracaatlar da oldu. Gazlı otomobillerle ilgili artarda gelen bu müracaatlara nasıl cevap verileceği konusunda Osmanlı idarecileri başlangıçta mütereddit kaldılar. Zira daha önce yürürlüğe giren düzenlemelerde yalnızca elektrikli araç gereçlerin ülkeye sokulması yasaklanmış, buna mukabil gazlı araç gereçlere dair kanunlarda bir düzenleme yapılmamıştı. Bu yüzden gazlı otomobillerle ilgili müracaatlara cevap vermeden önce farklı daireler arasında yoğun bir yazışma trafiği yaşandı, ancak müracaatlara kesin bir cevap verilemedi. Bunun üzerine müracaat sahipleri, bir an evvel cevap verilmesi için bir taraftan baskıları artırırken, diğer taraftan da mahkemeye gidecekleri tehdidinde bulunmaya başladılar.

Fransa elçiliğinin de araya girmesi üzerine konu Osmanlı yönetimi tarafından etraflıca ele alındı ve "İstanbul yolları bu gibi gaz ile çalışan arabaların kullanılmasına müsait olmadığından bu arabanın mahalline" iade edilmesi yönünde karar verildi. Bu kararla birlikte gazla çalışan otomobillerin de İstanbul'a girmesi yasaklandı.

1892 (Birinci üstte) ve 1906 (İkinci üstte) model otomobil örnekleri.

PRENS ÖZEL İZİNLE GELDİ

Osmanlı başkentinde II. Abdülhamid adına getirilen otomobiller haricinde hem elektrikli hem de gazlı arabaların kullanılması yasaklanmıştı. Ancak Romanya prenslerinden Bisko'nun, 1905 yazında İstanbul üzerinden Avrupa'ya otomobiliyle geçme müsaadesi istemesi üzerine, izin verildi.
Robert Jefferson ise Sırbistan ve Bulgaristan'ı geçtikten sonra Sofya üzerinden Osmanlı topraklarına girdi. Osmanlı topraklarında herhangi bir engelle karşılaşmaması için İngiltere elçiliği resmi bir müracaatta bulundu. Gerekli izinler verildikten sonra Edirne Vilayeti'ne, Çatalca Mutasarrıflığı'na, Zabtiye Nezareti'ne ve Belediye'ye Jefferson'a geçtiği yerlerde müdahale edilmemesi yönünde yazılar gönderildi. Ayrıca idarecilerden Jefferson konusunda dikkatli olmaları, hareketlerini yakından takip etmeleri ve anormal bir durum hissedilirse bunun hemen bildirilmesi de emredildi.
Jefferson, 4 Kasım 1905'te Çatalca'dan geçti, fakat burada durmadı ve kasabadan o kadar hızlı geçti ki durdurmak dahi mümkün olmadı. Bunun üzerine Çatalca Mutasarrıflığı durumu İçişleri Bakanlığı'na 5 Kasım 1905 tarihli şu yazıyla haber verdi: "Dün saat on sıralarında Büyükçekmece'den otomobil ile İstanbul'a doğru iki ecnebi gitmekteydi fakat çok hızlı geçtiklerinden durdurulup hüviyetlerinin sorulması mümkün" olmamıştır. Jefferson, Büyükçekmece üzerinden İstanbul'a giriş yaptıktan sonra Beyoğlu'ndaki Pera Palas Oteli'ne yerleşmişti.

Buharlı Araba Örnekleri.

OSMANLI BASININDA OTOMOBİL HABERLERİ

1906'ya gelindiğinde artık Osmanlı basını da giderek günlük hayata girmeye başlayan otomobillerle ilgili haberlere yer vermeye başladı. Mesela Sabah'ın 6 Ocak 1906 tarihli nüshasında "Otomobille Seyahat" başlıklı haberde seyyah Mösyö Galide'nin otomobil ile dünya seyahatine çıktığı haber yapıldı. Yine bu anlamda Sabah'ın 12 Ekim 1906 tarihli "Otomobille Hırsızlık", 25 Kasım 1906 tarihli "Otomobil Kazası", 29 Kasım 1906 tarihli "Otomobille Kutup Seyahati", 3 Aralık 1906 tarihli "Otomobil Yarışları" 15 Aralık 1906 tarihli "Otomobil Yolu" başlıklı haberleri Avrupa ve Amerika'daki otomobillerle ilgili gelişmeleri bildirdiğinden Osmanlı toplumunda da otomobile karşı ilgiyi artırmış, bu ilgi aynı yıllarda İstanbul sokaklarında az da olsa görülmeye başlayan otomobillerle birlikte daha da perçinlenmişti. Osmanlı gazetelerinde otomobille ilginç haberlere de yer verilmeye başlanmıştı. Sabah'ın 13 Şubat 1906 tarihli nüshasında "Otomobil İle Kız Kaçırmak" başlıklı bir yazı çıkmıştı: "Otomobil ile kız kaçırmak şu günlerde Avrupa'da moda haline gelmiştir. Şimdiye kadar Fransa'da birçok kız aşıkları ile otomobillere binerek kaçmışlardır...".

***

Türkiye'nin Otomobili'nin "İkinci Talibi" de Benim!

http://blog.milliyet.com.tr/Turkiye_nin_Otomobili_nin__Ikinci_Talibi__de_Benim_/Blog/?BlogNo=573525

Türkiye, nihayet bir otomobil markasına sahip oluyor...Tarihi, coğrafyası, insan kalitesi Türkiye ile kıyaslanamayacak ülkelerin bile otomobil ürettiği 20.YY'da ne yazık ki Türkiye, otomobil yapmak bir yana doğru dürüst montaj yapamayan bir ülke olarak kaldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın deyimiyle, bu ayıp bize yeter!...Çekoslavayka'nın, Romanya'nın, Kore'nin otomobil yaptığı bir dünyada Türkiye elin yaptığı otomobillere binmek zorunda kaldı.

Bu bizim aptallığımızın eseri miydi, yoksa emperyalist dünyanın bize olan çok özel "ilgisinin" sonucu muydu?..Belki de her ikisi de vardı.

Emperyalistlerin yerli taşeronları sürekli, biz tarım ülkesiyiz, gazeli okudular...Yerli malı Türk'ün malı herkes onu kullanmalı, dediler ama yerli malıdan anladıkları, üzüm ve incirden başka bir şey değildi...

Sanayi ve endüstriyel alanda gelişmeden dünyada varlığını sürdürmenin imkansız hale geldiği dünyamızda, Türkiye gibi, tarihi ve coğrafyasıyla dev bir hinterlanda sahip ülkenin kendi bindiği arabasını yapamaması, Batı'nın bizi "küçük bırakma" tasarımının bir sonucuydu.

Türkiyedeki sanayiciler bugüne kadar Batı sanayisinin yerli montajcıları olmuştu... TÜSİAD'cı mantığın Avrupalının eskimiş tezgahlarını alıp onlardan bize "gaz tenekesi" arabalar yaptığını bunları da binlerce liralara bize kakıttığını görmüş ve yaşamış nesilleriz.

Ancak, son 15 yılda yapılan hamleler, yeni sanayaci profilini de ortaya çıkardı... Bu yeni sanayici profili, tıpkı yeni siyasetçi profili gibi, ülkesi için hamleler yapmayı kendine şiar edinmiş insanlardan oluşuyor.

Yerli otomobilin yapımında çok ciddi gayret sarfeden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllarca arayıp sonunda bulduğu Babayığitler, yine Cumhurbaşkanın ağzından açıklandı;

Bunlar;Anadolu Grubu, BMC Grubu, Kıraça Holding,Turkcell Grubu ve Zorlu Holding...

Bu beş babayiğit'in herbiri otomobil üretmek için gerekli endüstriyel, teknolojik ve elektronik gibi alanlarda uzmanlaşmış firmalar.

Bu durum, işin ciddiyetini ve Türkiyenin çok üstün kaliteli bir otomobile kısa sürde kavuşacağını göstermektedir... Düşmanlarımız çatlasın!!

Cumhurbaşkanı Erdoğan da gerekirse Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bu işi takip edecek bir ekip oluşturulacağını söyledi...Bu da işin hesaplanan zamanda biteceğinin garantisi...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, üretilecek bu elektrikli otomibilin ilk alıcısı olacağını da açıkladı...Ben de diyorum ki, elimde bulunan Alman arabasını okuttuktan sonra bu yerli otomobilimizin ikinci alıcısı da ben olacağım...

Bu da benim katkım olsun!

Hayırlı uğurlu olsun...Allah utandırmasın!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

***

Yerli otomobil

TAKVİM / 05 Kasım 2017 / Hasan Basri YALÇIN

https://www.takvim.com.tr/yazarlar/hasan-basri-yalcin/2017/11/05/yerli-otomobil

On yıllardır konuşulur. Yerli otomobil hikâyesi sadece bir ihtiyaç değil toplumsal bir rüya gibidir.

Bu anlamda yapılan çeşitli denemelere dair filmler bile çekilmiştir. İçten içe hepimiz biliriz ehemmiyetini ama maalesef profesyoneller hep bizi üzen haberler verirler.

Neden yerli otomobil üretmiyoruz denildiğinde, iki çeşit profesyonel cevabıyla karşılaşırsınız. Bir gerek yok.

İki karlı değil.

Bu mantığa göre yerli otomobil üretimine gerek yoktur çünkü zaten dünyada hiçbir otomobil yerli değildir. Ne demek bu? Yani her ürünün parçaları dünyanın başka yerlerinde üretilmekte ve belli bir ülkesinde birleştirilerek dünya pazarına çıkmaktadır. Bu anlamda"Hiçbir otomobil yüzde yüz yerlideğildir" denir. Liberal dünyanın yaygın anlatısı içerisinde bakıldığında haklı bir gerekçeymiş gibi duruyor.

Fakat bu iddiaya şu cevap verilmelidir.

Farklı ülkelerde üretiliyormuş gibi görünmesine rağmen bu nihai ürünün kazancı belli ülkelere akmaktadır.

Ünlü Alman otomobil firmaları küreselleşmenin kurallarına göre üretim yapıyor olabilir ama kazancın aslan payının Bavyera eyaletine akmadığını kimse iddia edemez. Evet belki üretim küresel gibi ama kazanç son derece yerel. Alman otomobil firması otomobilde kullanacağı lastiklerin üretimini Çin'de yaptırıyor olabilir.

Bu Çin'le karını bölüştüğü anlamına gelmez. Aksine Çin'deki ucuz insan gücünden faydalandığı anlamına gelir.

Dolayısıyla otomobil endüstrisinin öyle küresel bir endüstri olduğu hikâyesi hiç de gerçeği yansıtmıyor.

Bu nedenle becerebilen her ülke belli alanlarda kendi kendine yeter sektörler üretebilmek zorundadır. Küresel dünya ekonomisinin hepimizin yararına çalıştığı ve bizim de bunun içinde kendi üzerimize düşen ikincil rolü oynamamız gerektiği koca bir yalandır. Türkiye de inşallah bu anlamda gerekli adımları atıyor ve yerli otomobil gibi oldukça stratejik bir alanda yatırım yapıyor.

Yerli otomobil demek bu sayede kurulacak başka üretim tezgahlarıyla askeri teknoloji gibi başka alanlarda da yapılacak üretimin bir parçası demektir.

Yerli otomobil üretmeden yerli ordu kuramazsınız. Doksanlı yıllardaki küreselleşmeci rüzgar artık yok.

Herkes üretim ortak olsa da karın yerel olduğunu gördü. Türkiye de bunun dışında değil.

Yerli otomobilin karlı olup olmadığı meselesine gelirsek, o da acayip bir laf. Evet yerli üretim hazır almaktan daha pahalı olabilir. Fakat bu kısa vadeiçin geçerlidir. Eğer yerli üretimgerçekten karlı değilse kimse bu işegirişmezdi. Ülkemizde yılda 800 bineyakın otomobil satıldığı söyleniyor. Hiçaklınızdan çıkarmayın. Bu harcamalarınçok büyük bir bölümü Almanya veAmerika gibi öncü ülkelere akıyor.

Onların elinde silaha dönüşüp PKK/ PYD'nin eline geçiyor. Bazı şeylerin fiyatı ölçülmez. Otomobile bu kadar harcama yapan bir ülkenin bu parayı uzun vadede kendi ülkesinde tutmayı ve mümkünse başka ülkelerden para kazanmanın yollarını araması gerekir.

Bunun aksini ısrarla iddia edenler liberal paradigmanın içinde kaybolmuş ve bu kısır döngüden kurtulmaya yönelik hayalini yitirmiş kişilerdir. Tüm dünyadaki yaygın üretim bantlarının bir parçası olan ve hatta son çıkış noktası olan bu mühendis ve liberal kafa kendi tezgahlarından memnundur. Hiçbir risk almadan ve yenileşme adına hiçbir efor sarf etmeden dışarıdan gelen otomobilin içerideki dağıtıcısı olmayı yeterli bulur. Parasını öyle ya da böyle kazanmaktadır. Doğal olarak kendi firmasının çıkarlarına odaklanmak durumunda olan bu yöneticiler ülkenin yerli otomobil ile elde etmeyi düşündüğü stratejik kazanımları göz ardı ederler.

Çünkü bizim gibi endüstrileşmeyi geç tanımış ülkelerin burjuvası için dağıtıcı olmak üretici olmaya oranla çok daha güvenli çok daha karlıdır.

Fakat ülke için durum öyle değil. Ülkeler kendi kendine yeter hale gelmenin yollarını arar. Bu nedenle yerli otomobili sonuna kadar destekliyoruz.

Ve ilk modeline hepimiz talibiz.

***

Türkiye’ye 1861’de otomobilin atası olan ‘vapur arabası’ yollama teklifini ‘Daha çok erken’ deyip reddetmiştik!

HABERTÜRK / 05 Kasım 2017 / Murat BARDAKÇI

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1700766-turkiyeye-1861de-otomobilin-atasi-olan-vapur-arabasi-yollama-teklifini-daha-cok-erken-deyip-reddetmistik

“Türkiye’nin Otomobili” projesi, bir buçuk asırlık gecikmenin ardından geçen hafta uygulamaya kondu. Devlet otomobilden ve otomobilin atası olan “lokomobil”den işin daha tâââ başında ürkmüş, 1861’de Türkiye’ye lokomobil getirilmesi teklifini kabul etmemiş, hattâ sadece otomobilin değil, motosikletin bile memlekete girmesine izin verilmemişti. Kendi otomobilimizi yapamamamızın sebeplerinden biri de, bu yasaktır.

CUMHURBAŞKANI TayyipErdoğan “Türkiye’nin Otomobili” projesinin uygulamasını başlattı. Otomobilin prototipi 2019’da tamamlanacak ve 2021’de de ticarî satışa geçilecek.

“Büyük” olmak isteyen bir devlet sadece otomobilini değil, silâhını da kendisi yapmak, dışarıya bağımlı olmamak zorunda olduğu için, temennim kendi otomobilimiz ile beraber kendi silâhlarımızı da yapmaya başlamamızdır.

Otomobil meselesinin gündeme gelmesi bana otomobil tarihimizin ilk zamanlarını, meselâ Avrupalı işadamlarının 1861’in İstanbul’una otomobilin atası olan “lokomobil”leri getirme teklifini reddetmemizi, sonraki senelerde de uzun seneler motorlu araçları yasaklamamızı, hattâ motosiklete bile izin verilmemesini hatırlattı.

İşte, 156 senelik bu ilk yasağın öyküsü...

İLK OTOMOBİL 1672’DE

Otomobil benzeri ilk aracı, Çin’de faaliyet gösteren Ferdinand Verbiest adında misyoner bir Cizvit papazı, 1672 imal etti. Asıl çalışmalar sonraki devirlerde başladı ve 1800’lerin ilk senelerinden itibaren üretime geçildi.

Avrupalı ve Amerikalı bilim adamları değişik yakıtlar denerlerken, buhar gücüyle hareket edecek modeller üzerinde de yoğunlaşıldı; İngiliz ve Fransız mucitler de buhar tribünleri vasıtası ile hareket edebilecek araçlar imal etmeye başladılar.

Bu araçların başında “lokomobil” yahut buharla çalıştığı için “vapur arabası” da denen, bugünün traktörlerini andıran ilk otomobiller geliyordu ve en meşhur lokomobil imalâtçılarından biri de James Boydell adındaki İngiliz mekanik uzmanıydı. İngiliz Hükümeti, Boydell’e her çeşit desteği sağlamış ve çok sayıda lokomobil satın alarak hem Londra’da kullanıma koymuş, hem de Hindistan’dan Amerika’ya kadar dünyanın dört bir tarafına göndermişti.

SINIRSIZ DEMİRYOLU’ DENDİ

James Boydell 1860’ta öldü ama kurduğu fabrika imalâta devam etti. Lokomobile “sınırsız demiryolu” da deniyordu ve Boydell son günlerinde araçta yeni düzenlemeler yapmıştı. Lokomobilin yokuşlarda zorlanmasının önüne geçebilmek maksadıyla tekerleklerin etrafına tanklardaki paletleri andıran ama istendiği takdirde çıkartılan metal parçalar yerleştirmişti ve bol bol sipariş alınıyordu.

İngiliz Hükümeti, Boydell’in ölümünden birkaç hafta önce hem lokomobili tanıtmak, hem de Mısır’da işletme imtiyazı alabilmek için Mısır’ın o zamanki valisi Said Paşa’ya bir lokomobil hediye etti. Lokomobil gemi ile İskenderiye’ye gönderilip Nil üzerinden Kahire’nin Bulak semtine nakledildi ve Said Paşa’nın yaylı arabası traktörü andıran bu lokomobile bağlandı. Said Paşa, veliahdı İsmailPaşa ve Mısır sarayının önde gelenlerinden iki kişi 1860 Ocak’ında Bulak İskelesi’nde bekleyen lokomobilin çektiği yaylı arabaya binip meraklı kalabalığın şaşkın bakışları arasında saraya gittiler.

Mısır Valisi Said Paşa, 1861’de İngilizler’in hediye ettiği “lokomobil”in çektiği arabası ile Kahire caddelerinde.

Bu yeni icat Said Paşa’nın hoşuna gitmişti ve Boydell’in şirketine Kahire’de çalıştırma imtiyazı verdi.

Şirket birkaç sene sonra İstanbul’da da benzer bir imtiyaz almak istedi ve 1861 Ağustos’unda, tahtta Sultan Abdülâziz’in bulunduğu günlerde Osmanlı Hükümeti’ne bir dilekçe verdi.

İmzalarından okunabildiği kadarı ile şirketin Greçino ve Dolamur adındaki yetkilileri dilekçelerinde lokomobilin nasıl çalıştığını anlattıktan sonra araçta yapılan son değişiklikler hakkında bilgi veriyorlardı. İlk lokomobillerin tekerlekleri yollara ve kaldırımlara zarar vermiş ama tekerleklere daha sonra yerleştirilen paletler ile bu durum önlenmişti. Çok ses çıkartan ve caddelerdeki atları ürküten buhar kazanına susturucular takılmış ve kazanın gürültüsü büyük ölçüde azaltılmıştı. Aracın gücü de fazlalaştırılmıştı ve araç hiç zorluk çekmeden artık yokuşları da çıkabiliyordu.

Dilekçelerinde lokomobilin “Türkiye’ye yakışacağını” söyleyen Greçino ve Dolamurdaha sonra birkaç lokomobil getirerek taşımacılık yapmak istediklerini yazıyor ve hükümetten “işletme imtiyazı” talep ediyorlardı.

BİR AY SONRA REDDEDİLDİ

Başında Mehmed Emin ÂlîPaşa’nın bulunduğu hükümet, Greçino ile Dolamur’un taleplerini Tanzimat sonrasında oluşturulmuş kurumlardan olan “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye”ye, yani bir çeşit Adalet Komisyonu olan müesseseye havale etti. Komisyon talebi bir ay sonra, 1878 Eylül’ünde ele aldı ve reddetti!

Hazırlanan raporda önce “lokomobil” isimli icadın öneminden, sağladığı kolaylıklardan ve diğer memleketlerde yaygın şekilde kullanılmasından bahsediliyor ama lokomobil hakkında henüz tam bilgiye sahip olunamadığı için imtiyaz konusunda acele edilmemesi tavsiye ediliyordu. Hükümet bu konuda ağır davranmalı, lokomobilin neyin nesi olduğunu iyice araştırmalı, Londra Büyükelçiliği’nden bilgi istenmeli, tarafsız şekilde raporlar yazılmalı ve imtiyaz kararı bütün bunlardan sonra verilmeli idi. 

Raporun altında Yusuf Ziya, Mustafa Fazıl, Ahmed Nuri ve Yusuf Kâmil Paşalar gibi imparatorluğun o devirdeki önde gelen devlet adamlarının mühürleri vardı ve aynı zamanda Mısır Hanedanı’nın da mensubu olan Mustafa Fazıl Paşa lokomobilin kendi memleketinde kullanılmasına rağmen İstanbul’a getirilmesine karşı çıkıyordu.

Otomobilin atası olan lokomobilin Türkiye’ye gelmesi işte bu rapor üzerine reddedildi...

MOTOSİKLETE DE İZİN YOK

Lokomobil üzerinde sonraki senelerde teknik yenilikler yapıldı; taşıt olarak kullanılması yerine çekici görevi yapması uygun bulundu, özellikle tarımda istifade edildi, zamanla traktöre dönüştü ve otomobil teknolojisi de ayrı bir branş olarak gelişerek devam etti.

Ama, otomobilin Türkiye’ye girişi de hayli maceralı oldu...

Osmanlı Arşivleri’ndeki belgeler yönetimin ilk zamanlarda otomobile hoş bakmadığını, hattâ ürktüğünü, özellikle de Sultan Abdülhamid’in iktidarı sırasında değişik bahaneler öne sürülerek Türkiye’ye gelmesinin engellendiğini ve resmî makamlar için satın alınan az sayıdaki otomobilin dışında İstanbul’un yerli ve yabancı sâkinlerinin otomobil kullanmalarına izin verilmediğini gösteriyor...

Bahanelerin başında, otomobillerin sokakları tahrip etme ihtimali geliyordu...

BİR BUÇUK ASIRLIK GECİKME

Meselâ Osmanlı Arşivi’nde MV.110-10-1-2 numarada bulunan 18 Eylül 1904 tarihli bir Bakanlar Kurulu Kararı’nda, Gümrük Müdürlüğü’ne İstanbul’da monte edilmek üzere Marsilya’dan gemi ile gönderilen üç sandık dolusu otomobil parçasını geri göndermesi talimatı veriliyordu. Otomobilin şehre sokulmamasının gerekçesi, “İstanbul sokaklarının gaz ile çalışan bu gibi arabaların gidiş-gelişlerine uygun olmaması”idi. Üstelik sadece otomobillerin değil, motosikletlerin gelmesine de izin verilmiyordu...

Otomobilin atası olan lokomobilin kullanılmasına bundan 156 sene önce engel çıkartmasak ve otomobile de izin verse idik, “Türkiye’nin Otomobili” projesine belki de bundan bir asır önce girişmiş ve bu alandaki her işi çoktan tamamlamış olurduk.

***

‘Yerli otomobil mi?’ dediniz… Üç adamın hikâyesinde…

AKŞAM / 05 Kasım 2017 / Hüseyin BESLİ

http://www.aksam.com.tr/yazarlar/huseyin-besli/yerli-otomobil-mi-dediniz-e2-80-a6-c2uc-adamin-hikayesinde-e2-80-a6-c2/haber-676236

1- Ben mühendis değilim. Bu nedenle işin teknik tarafıyla hiç ilgilenmeden; sürecin başlangıcını ilan eden ve her aşamada devletin bütün imkanlarıyla bu imalata destek verileceğini söyleyen Cumhurbaşkanımızın sözlerinden yola çıkarak geçmişe uzanıp, Sayın Cumhurbaşkanı’nın tavrının ne kadar önemli olduğuna dair bir şeyler söylemek istedim.

Üç adamın hikayesinden bahsetmek istedim konu bağlamında; Nuri Demirağ, Saffet Lütfi Tozan ve Ahmet Hamdi Başer.

2 - Nuri Demirağ; 1886 Sivas-Divriği doğumlu. Hazerfen bir girişimci ve sanayici. Demirağ’ın tamamen yerli imkanlarla uçak yaptığını, uçaklarının başına neler geldiğini biliyoruz. Soyadını, cumhuriyetten sonra yapılan bütün demiryollarının imalatçısı olduğundan dolayı aldığını da biliyoruz az çok.

Hani bir marş vardı; on yılda yurdu baştan başa demir ağlarla ördüğümüzü söylüyordu; işte o ağlar ve o soyadı.

Ama Demirağ’ın daha 1931 yılında tam da bugünkü Keban Barajı’nın yerinde bir baraj yapma teklifinin İsmet İnönü hükümetince reddedildiğini pek bilmiyoruz değil mi?

Demirağ memleketi Divriği’ye yatırım yapmak ister. Çevrede bir sürü maden vardır. Madenlerin çıkartılıp, işlenmesi için enerjiye duyulan ihtiyaç nedeniyle baraj diye tutturur.

Bu kadarla da kalmaz Divriği hayalleri. İstanbul’da imal ettiği uçakları seri olarak Divriği’de yapacağı fabrikada üretmeyi düşündüğü için; içinde bir fabrika bir okul (uçak mühendisliği ve pilot okulu) ve 200-250 bin kişilik bir şehir olarak bütün ayrıntılarıyla planlar Divriği’yi.

Bütün bunları devletten para almadan yapmaya taliptir üstelik.

Yetmez, 1933 yılında San-Francisko’da ilk asma köprü yapılınca, köprüyü gidip yerinde görür ve o köprüyü yapan firmadan aldığı iki mühendisle döner. Uzun ve detaylı bir çalışmadan sonra Ahırkapı’dan Salacak’a uzanacak bir köprü projesini yapar.

Projede her şey düşünülmüştür; raylı sistemin, lastik tekerleklerinin geçeceği köprü, yaya geçişini de imkan vermektedir. Projenin ekine, hangi unsur hangi fiyatla geçerse köprünün maliyetinin kaç yılda geri kazanılacağı da eklenmiştir. Bugünkü yap-işlet-devret gibi bir şey.

Proje Mustafa Kemal’i çok heyecanlandırmasın ve üzerine ‘gereği için hükümete…’ diye not yazmasına dair, ve yine bir kuruş istememesine rağmen bu proje de hükümet tarafından engellenir.

Dahası; bugünkü Yeşilköy Havaalanı sahası Demirağ’ın özel mülküdür. Yaptığı ve devletin almaktan vazgeçtiği, satışını engellediği uçakları buradadır. Yine burada açtığı okulda yetiştirdiği pilotlarla eğitim uçuşları yapmaktadır.

1940’lı yıllarda bir gün İsmet İnönü burayı ziyaret eder ve daha araziden ayrılmadan yanında bulunan dönemin İstanbul valisi ve belediye başkanına buranın kamusallaştırılması talimatını verir ve kamusallaştırılır.

Bütün bunlara rağmen Nuri Demirağ bir şey kaybetmemiştir. Kendisinden sonra gelecek bir iki kuşağa yetecek kadar mal-mülk bırakarak çekip gider…

Kaybeden millettir, devlettir.

3-Saffet Lütfi Tozan: 1889 yılında Bosna-Hersek’in Trebinje şehrinde doğar.

Biz onu daha çok İttihat ve Terakki’nin ilk kurucularından olmasına rağmen; ‘teşebbüsü şahsi ve ademi merkeziyet’ fikrinin katı bir mümini olması nedeniyle İttihat ve Terakki’den ayrılan Prens Sebahattin’nin ‘özel kalemi’ ve ebedi dostu olarak tanırız.

Ancak şunu pek bilmeyiz. Tozan eski bir İttihatçı olmasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan Mustafa Kemal’in ölümüne kadar Türk Ordusu’nun silah müteahhitliğini yapar. Uluslararası silah ticareti nedeniyle Avrupa’da bir çok silah fabrikasının ortağı olduğu söylenir.

O kadar ki; İspanya iç savaşında taraflara silah satmak için Fransa’da da bir silah fabrikası kurduğu anlatılır-durulur.

İddia odur ki; bu Saffet Lütfi Tozan Türkiye’de bir silah fabrikası kurmak için defaatle yetkililere müracaat etmesine rağmen bir türlü izin alamaz.

Türkiye’de yatırım yapamadığı gibi, uluslararası silah ticaretinde ve imalatında kazandığı paralarla Hidiv’lerden satın aldığı Emirgan Korusu 1940’lı yıllarda bila bedel elinden alınarak kamulaştırılır.

4- Ahmet Hamdi Başar: 1897 yılında İstanbul’da doğdu.

Biz onu daha çok 1925 yılında kurduğu, bugün Denizcilik İşletmesi diye bildiğimiz İstanbul Liman Şirketi’nden dolayı ‘Limancı Hamdi’ olarak tanırız.

Limancı Hamdi ta gençliğinden beri; ‘bir milletin siyasi ve askeri bağımsızlığı tabi ki önemlidir, ancak iktisadi bağımsızlık söz konusu değilse ötekiler eksik kalır…’ düşüncesindeydi.

Be nedenle Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul’dan Anadolu’ya silah sevk eden Müdafayı Milliye’ (MM)’nin içinde bulunmasına rağmen o hep iktisatla uğraştı.

Birinci Dünya Savaşı devam ederken Ticaret-i Umumiye Dergisi’ni çıkardı. Kurtuluş Savaşı sırasında ise Türkiye İktisat Mecmuası’nı yayınladı.

Daha 1919 yılında İstanbul’un ticaret envanterini yaptı, bu nedenle de İzmir İktisat kongresinin yapılmasına giden yolları açtı.

Limancı Hamdi’nin asıl özelliği 1931 Serbest Fıkra olayından sonra Mustafa Kemal’in çıktığı uzun yurt gezisine devlet memuru olmayan tek kişi sıfatıyla katılmış olmasıdır.

Bu gezinin ilk haftasının tamamlanmasından sonra tertiplenen değerlendirme toplantısında Hamdi; “Paşam! Arkadaşların söylediklerinin tümü pansuman tedbirleri mahiyetindedir. Oysa bizim tek tek olayları mukayese edeceğimiz, mihenge vuracağımız bir sistemimiz yok, önce bir sistem kurmalıyız…” deyince Paşa’nın “… peki o zaman anlat nasıl bir sistem…” talimatıyla karşı karşıya kalır.

Bir sonraki oturumda Paşa’ya sunulmak üzere hazırladığı rapor önce heyete arz edilir.

Ne hazindir ki; Salih Bozok’un deyişiyle; “Paşa senden kurtuluş reçetesi bekliyordu. Sen reçete olarak ekmeğe zam önermişsin.” deyişiyle özetlenecek olaylar nedeniyle Limancı Hamdi bir daha Mustafa Kemal ile görüşemez.

Limancı Hamdi İkinci Dünya Savaşı yıllarında; defaatle İsmet İnönü’ye müracaat ederek, savaşta tarafsız kalmamızı, tarafsızlığımız halinde savaşan ülkelere sağlayacağımız her türlü lojistik nedeniyle Birinci Dünya Savaşı kayıplarının büyük bir çoğunluğunun kazanca dönüştürülmesinin mümkün olduğunu anlatmaya çalışır.

Yine, tabi ki, bu teşebbüsler karşılıksız kalacağı gibi şirketi elinden alınarak kamulaştırılır.

5-Muhittin Şimşek’in yazdığı ‘Nuri Demirağ’ kitabının sonunda şöyle bir bölüm var. Demirağ kızına “30 yıl sonra doğmalıymışım…” der.

Yani 30 yıl sonra doğsaydı (1886+30) 1916 yılında doğacaktı ve aynı miktar yaşasaydı 1987’ye kadar yaşayacaktı. Serbest ticaretin ve sanayileşmenin yaşandığı yıllarda daha başarılı olacağını düşünüyordu.

Oysa unuttuğu bir şey vardı Demirağ’ın, cumhuriyetin ilk yıllarında yetişen bir gencin müteşebbis ve sermayeci olması mümkün değildi, vasat buna müsaade etmezdi.

Çünkü o devirlerde bu müteşebbislerin ve sanayicilerin arkasında duracak, onları cesaretlendirecek, onların önünü açacak devlet adamları yoktu.

Farkındaysanız her üç şahısta Osmanlı Devleti’nde doğmuş ve gelişmiş insanlar.

***

Yerli otomobilin vakti...

TAKVİM / 04 Kasım 2017 / Ekrem KIZILTAŞ

https://www.takvim.com.tr/yazarlar/ekrem-kiziltas/2017/11/04/yerli-otomobilin-vakti

Her şeyin bir vakti olduğu ve bundan önce ne yapılırsa yapılsın gerçekleştirmenin mümkün olmadığı söylenir. Şimdiye kadar çok uğraşılsa da yapılamayan Türkiye'nin yerliotomobilinin vakti de artık geldi...

Türkiye'nin 60, belki de 100 küsur yıllık hayalini gerçekleştirerek yerli otomobilimizi imal edecek ortakgirişim grubunu Cumhurbaşkanı RecepTayyip Erdoğan açıkladı: Anadolu Grubu(Isuzu), BMC, Kıraça Holding (KarsanOtomotiv), Turkcell ve Zorlu Holding(Vestel)...

Türkiye'nin yerli otomobilini yapacak babayiğitler arasında halen otomobil üretmekte olanlardan kimsenin bulunmaması, ilgi çekici. Ama aynızamanda anlaşılabilir bir durum. Nedenanlaşılabilir olduğunun şifreleri ise yakıntarihte yatıyor.

Yakın tarih, bir yandan kendi motorumuzu, uçağımızı, otomobilimizi, tankımızı...yapabilmek için cesurane girişimlerin, ama bir yandan da birilerinin bunların yapılmasınıengelleyebilmek için yaptıklarıhainane girişimlerin de tarihi.

Türkiye'nin motorunu yayabilmek için yola çıkan ve bir dizi engellemeye rağmen bunu başaran Erbakan Hoca'nınGümüş Motor deneyimi sırasında yaşadıkları, olup bitenleri anlayabilme açısından ipuçları ile dolu.

Gümüş Motor, yerli motorun prototipini yapıp test için Sanayi Bakanlığı ve Odalar Birliği'nden gelen heyet huzuruna çıkardığında, ilk şok yaşanır. Avrupamuadili saatte 5.6 litre motorinharcarken, yerli motor 5.7 litreharcayınca, 'olmaz' der heyet:

'Üzerinde çalışın.' Sonraki testte yaşanan şok ise bambaşkadır. Çalışmalar sonucu yeni motorun tüketimi saatte 5.5 litreye indirilmiştir. Yani Avrupa muadilinden daha az yakmaktadır. Ancak heyet mensupları, Gümüş Motorun üretimi konusunda heyecanlı ve dahası istekli olmadıkları için, 'olmaz' derler: 'Çalışınve tüketimi saatte 5.5'tan 5.6 litreyeçıkarın'...

Birkaç ay daha çalışılıp bu da yapıldığında, satışa sunulan yerli motorlara karşı mücadeleyi yine sürdürür malum kafa mensupları. Önce durdurdukları ithalatı bazı oyunlarla tekrar başlatırlar ve yerli motorun daha ucuz fiyatadüşürülen Avrupa motor karşısındarekabet şansını yok ederler...

GEÇ OLDU, AMA GÜÇ OLMASIN...

Her şeye rağmen, Gümüş Motor'un Pancar Motor adıyla üretime devam ettiğini ve daha yakın bir zamana kadar Türkiye'nin ve komşu ülkelerin çoğunun 12 beygirlik su motoru ihtiyacını karşıladığını hatırlatalım. Yerli motorunüretilmesini engellemek isteyenlerin,içeride yapılabilecek hemen her şeyi deengellemeye çalıştıkları, bilinen bir gerçek.

Bu engelleme esas olarak batılı firmaları temsil eden özel sektör mensupları tarafından yapılıyordu.

Ancak sadece özel sektör ve onun yönlendirdiği bazı kurumlar değil, odönemlerde devleti yönetenlerde yerli üretim konusuna sıcakbakmıyor ve engelleyebilmek için üzerlerine düşeni yapıyorlardı.

80 milyonluk nüfusu ve gelişmişlik düzeyiyle, ülkemiz ve çevresi otomobil açısında muhteşem bir pazar. Türkiye'nin otomobil yapma konusunda geç kaldığı da, aşikar. Herhalde bu sebeple, Cumhurbaşkanımız son yıllarda yerliotomobilin yapılması gerektiğininaltını sıklıkla çiziyor ve işadamlarını bu konuda gerekeni yapmaları konusunda teşvik ediyordu.

Nihayet beklenen oldu ve ülkemiz insanının belki de otomobil icat edildiğinden beri hayalini kurduğu şeyin gerçekleşmesi için imzalar atıldı.

Devletin ve milletin ortak arzusu haline gelmiş ve mani olmak isteyenler de saf dışı edilmişti çünkü...

En geç 2019'da prototipinin tamamlanması ve 2021'de de ticari satışına başlanması beklenen yerliotomobil, ülkemiz ve milletimiz içinhayırlara vesile olur inşallah.

***

En değerli ürün hayaldir

HABERTÜRK / 04 Kasım 2017 / Fatih ALTAYLI

http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/1699821-en-degerli-urun-hayaldir

YERLİ otomobil markası konusunda karamsarlığın hâkim olduğunu görüyorum.

Hatta bazı meslektaşlarımız girişimi “dalga geçme” boyutunda ele alıyorlar.

Oyuncak araba fotoğrafları falan basıyorlar sayfalarına.

Yeni, modern, farklı bir ürün yaratmanın kolay olmadığını, hele hele otomotiv gibi bir sektörde bunun zor olduğunu, bunu yazıp söyleyenlerin çoğundan daha iyi bilecek durumdayım.

Bunu “hayal” olarak görenlere “hayal” noktasında katılıyorum ama her büyük gelişmenin hayalle başladığını da unutmuyorum.

Yerli bir otomobil markası yaratmak zor, fakat imkânsız değil.

İşte Tesla örneği.

Otomotiv endüstrisinin paradigma yıkıcı, inovatif firması ciddi sıkıntılar içinde.

Model 3 dediği yeni, uzun menzilli aracını üretme konusunda çok ciddi sıkıntıları var.

Yepyeni ve devasa bir fabrika kurdular ve yüz binlerce kişilik bir sipariş listeleri var.

Ama şu günlerde aylık 20 bin otomobil üretmeleri gerekirken, toplam üretimleri bunu bulmuyor, sürekli ertelemeler yaşanıyor.

Ama şunun şurasında 15-20 yıllık bir geçmişi olan marka dünyanın en bilinen otomobil markalarından biri olduğu gibi, sürekli zarar eden, geçen yılki zararı 600 milyon doların üzerinde olan şirketin piyasa değeri, 100 küsur yıllık Ford’un üzerinde.

Çünkü o da ayakları yere basan bir hayali pazarlıyor ve “hayal kurma” yeteneği bugün en değerli ürün haline geldi.

Türkiye’de bu işi yapmaya soyunanların da yapması gereken bu.

Üstelik de arkalarında ülkenin yarım asırlık otomotiv üretim tecrübesi de olacak.

***

Türkiye’nin bilgi ağı bu otomobili yapabilir

 “TÜRKİYE’nin otomobil markası, elektrikli olmayı hedeflemeli” diye yazınca ben de eleştirilerden nasibimi aldım.

“Otonom olma yolunda da önemli mesafe kat etmeli” dediğim içinse alay mevzuu oldum.

Bakın ben size bir şey söyleyeyim, mesela elektrikli otomobil konusunda Türkiye’de çok önemli bir bilgi birikimi var.

Benim “Elektrikli Önder” adını uygun gördüğüm Önder Yol, yıllardan beri bu elektrikli otomobil işine kafayı takmış durumda.

O bir otomobil üretmeyi değil, mevcut otomobilleri modifikasyonla elektrikli hale getirmeyi hedeflemiş biri.

Elektrikliye dönüştürdüğü bir Toyota Corolla’yı kullanmışlığım var.

Gerçekten çok önemli sorunları çözmüş, menzil konusunda çok başarılı işler yapmış.

Bataryalar konusunda şu anda en büyük atılımı yapmaya çalışan Çinli firmalarla elektrikliye dönüşüm konusunda ciddi çalışmalar yürütüyor.

Böyle bir projenin içinde veya yanında yer alması gereken, birikiminden yararlanılması şart olan bir isim gibi geliyor bana.

Keza otonomi konusunda Argela gibi bir firmanın bu işin içinde, dışarıdan da olsa yer alması mümkün.

Bu şekilde çok geniş bir bilgi birikimi ağını harekete geçirmeyi başarabilirse 5 babayiğit konsorsiyumu, birkaç yıl sonra bugün bu hayalle alay edenlerle alay ediyor olabiliriz.

***

Sen tut, sen kaç

BİR haysiyetsiz çıkıyor, bu ülkenin bağımsızlık savaşını örgütleyen, bu ülkenin iktidarını bu ülkenin halkına veren, bu ülkeyi kurtarıp yeniden kuran, demokrasi olması için gereken altyapıyı oluşturan adama sövüyor.

Haklı bir infial oluşuyor.

O haysiyetsiz hakkında hemen dava açılıyor, toplumun gazı alınıyor, mahkemeden de mahkûmiyet kararı çıkıyor.

Sonra konu istinaf mahkemesine gidiyor ve istinaf mahkemesi de gerekçeli, anlaşılmaz bir kararla mahkûmiyeti bozuyor. Dava Yagıtay’a bile gidemiyor.

Böylelikle “Tavşana kaç, tazıya tut” denilmiş oluyor.

Hem Atatürk’ü sevenlerin gazı alınmış hem de Atatürk karşıtlarının tepkisi önlenmiş oluyor.

Maksat bu mudur bilmiyorum ama ortaya çıkan tablo bu görüntüyü veriyor.

***

Bir karar verin

BİR gün deniliyor ki: “Çadırları yakarak, orantısız güç uygulayarak Gezi direnişinin başlamasına sebep olan FET֒cülerdir.”

Bir süre sonra deniliyor ki:

“Gezi olaylarını organize eden FET֒dür.”

Bence bir karar verilse iyi olacak.

Hangisi geçerli?

Benim gözlemlerimi sorarsanız, sonrasını bilmem ama Gezi meselesi, halkın doğal bir tepkisiyle başladı ve sonrasında oradaki gerilimi gören bazı örgütlerin Gezi’ye çökmesi ve sahiplenmeye çalışması sonucu sıradan, tertemiz insanlar Gezi’yi terk etti.

Eğer işin içinde FETÖ varsa “tahrik” eden olarak vardır ve sonrasında da bunu örgütlere teslim eden olarak vardır.

Arası halkın malıdır.

***

TARIM BAKANI’NA ÇAĞRI

YILLARDIR fındığını Türkiye’den temin eden İtalyan Ferrero firması, artık Türkiye’den fındık almayacağını duyurmuş. Bunu kalite



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>