YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







YAŞAMAKTAN YORULMAK
Yazar: FİKRET YÜCEL | Tarih: 15/11/2017 | Saat: 21:38

YAŞAM

Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde yaşam, doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat olarak tanımlanıyor. Bu tanımdan yaşam, hayat ve ömür sözcüklerinin canlılar için kullanıldığı sonucunu çıkarabiliriz. Oysa, bir çok cansız cisim hakkında  metal yorgunluğu, raf ömrü gibi deyimler kullanılır. Bunlarla, bu maddelerin kullanılabilir olduğu, özelliklerini koruduğu süre kastedildiği açıktır.  

Bu sebeple yaşamak, canlılığını, hayatını sürdürmek anlamında kullanılıyor. Biz burada, insan üzerinde odaklanacağız.

Yukarda, yaşam, hayat ve ömür’ün canlılar için kullanılan deyimler olduğunu belirtmiştim. İnsanın çok eskilerden beri doğa ve evreni  tanıyıp anlama çabaları içinde canlılık,  üzerinde en çok çalışılan konulardan birisidir. Acaba, evrendeki canlı ve cansızları birbirinden ayıran unsur nedir? Canlılar nasıl ortaya çıktı ve nasıl bu kadar farklı canlı türü oluştu? Bu suallerin cevabını hala bilmiyoruz.

Avusturyalı Erwin Schrödinger, kuantum fiziğine yaptığı katkılar dolayısiyle 1933 yılında Nobel ödülü kazanmış bir fizikçidir. 1944 yılında yayımladığı What is Life isimli popüler bilim kitabı yirminci asrın baş yapıtları arasında sayılmaktadır. Bu kitap Yaşam Nedir ismi ile dilimize de çevrilmiştir.

E. Schrödinger kitabında, evvela canlı yapısını aydınlatmaya,  canlının ve genetik şifrenin hangi fizik kurallarla işlediğini çözmeye çalışır. Daha sonra vardığı sonuç kısaca şudur:

Canlı maddenin yapısı hakkında tüm öğrendiklerimizden onun olağan fizik yasalarına indirgenemeyen bir tarzda işlediğini bulmaya hazırlıklı olmak zorunda olduğumuz anlaşılıyor. Bu olgu, herhangi bir “yeni kuvvet” in var olması, ya da canlı organizma içindeki tek atomların davranışı yüzünden değil, yapılış tarzının şimdiye kadar test ettiğimiz herhangi bir şeyden farklı olmasındandır...

Biyolojide tamamen farklı bir durumla karşılaşıyoruz. Sadece tek bir kopyada varlığını sürdüren tek bir atomlar grubu birbiriyle ve çevre ile anlaşılması en zor yasalara uyarak olağanüstü düzenli olaylar üretiyor.

Bu kitap, bir popüler bilim kitabı olup meslekten olmayanlar için yazılmasına karşın,  moleküler biyolojinin doğumunu ve DNA’nın keşfini tetikleyen bir etki yapmıştır.

YAŞAMIN AMACI

Yaşam ve yaşamın amacı ile ilgili ebedî, felsefî ve bilimsel çok sayıda eser ve söz mevcuttur. Aşağıya aldığım bazı sözlerin birbirine çok yakın anlamlar içerdiği göze çarpıyor:

Hayatın amacı, amaçlı bir hayattır (Deepak Chopra)

Hayatın amacı, hayatın kendisidir (Goethe)

Belirli bir hedefi olmayan her hayat, bir hatadır (Stefan Zweig)

İster bir gün, ister bir yüz yıl yaşayalım, asıl soru hep var olur: Hayatımızı anlamlı kılan nedir? (Dalai Lama)

Bir amaç olmaksızın sırf yaşamak için yaşamaya ne gerek var! (Lev Tolstoy).

Bunlara benzer sayısız söze ulaşmak mümkün. Bana göre bu sözler gerçekte olanı değil, olması gerekeni yansıtıyor. Zira, insanların çoğu amaçsız, ya da farkına varmadan, ulaşmaya çalıştıkları bir hedef, ya da hedefler yolunda hayatlarını sürdürüyorlar.

Olması gerekenin, düşünürlerin yukarda verdiğim sözlerindeki gibi olmasına ben de inanıyorum. Hatta amaçsız bir  yaşamın bir trajedi olduğunu düşünüyorum. Ama bu amaç, hayatın kendisi gibi, yaşar olmalı, gerektikçe yenilenip yeni hedeflere yönlendirilmelidir. Bütün ömrünü tek bir amaca ayırmak mümkün, ama nadir görülen bir davranıştır. Burada Jean Paul Sartre’ın kendi yaşamını inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktur sözünün benim düşünceme yakın düştüğünü görüyorum.

Burada ister istemez, insanlar yaşamlarını kendi özgür iradeleri ile inşa edebilirler mi? sualini sormak gereği ortaya çıkıyor. Yaşamı etkileyen o kadar çok dış etken var ki, özgür iradeye fazla bir şey bırakmıyor. Doğa, aile, eğitim, içinde yaşanılan ortam, ülke yönetimi, medya, yaşanan önemli olaylar (kaza, sağlık sorunları vbg.) insan yaşamını kaçınılmaz tarzda şekillendirir. Bütün bu etkilerin altında Insanlar yaşamlarında çeşitli çelişkili davranışlar da sergilerler. Eflatun bunları şöyle sıralıyor:

-Çocukluktan sıkılırlar, büyümek için acele ederler, ne var ki çocukluklarını özlerler,

-Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler

Ama sağlıklarını geri almak için para harcarlar,

-Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısiyle ne bugünü ne yarını yaşarlar,

-Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, hiç yaşamamış gibi ölürler.

YAŞAMDAN BEKLENTİLER VE BAŞARI

Herkesin hayattan beklentileri vardır, ihtiyaçlar sonsuz sayıda ve değişik türde olduğu için bu beklentiler de buna göre çok  sayıda ve farklı olur. Ev, araba, meslek sahibi olma, evlenme ve benzer bir çok örtüşen istek olsa da, insan denen yaratığın hayal gücü  sınırsızdır ve beklentileri asla bitmez, birine sahip olsa, arkasından başkasını ister. Çoğu insan, zengin olup istediği her şeyi satın alabilecek güce sahip olmak isteğindedir. Ancak, ABD’de Berkeley Üniversitesinde yapılan bir araştırma, insanları paradan çok toplum içindeki pozisyonlarının mutlu ettiğini göstermektedir. Bu araştırma beğenilen ve saygı duyulan kişilerin zengin kişilerden daha mutlu olduğunu ortaya koymuştur. Aynı araştırma, paranın sağladığı mutluluğun zamanla azaldığını, sosyal saygınlığın ise kalıcı olduğunu gösteriyor.

Bu münasebetle başarının ölçülü bir şekilde dillendirilip ödüllendirilmesinin, önemli bir teşvik unsuru ve başarının sürekli olmasında  etken olduğunu belirtmeliyim. Bunu yansıtan güzel bir atasözümüz var: Marifet iltifata tabidir

Beklentilerin gerçekleşmesi ve başarı için insanın imkan ve yeteneklerini doğru ölçüp ona göre davranması, karşılaşılaşılacak hüsranları da önler. İstisnaî kişilerden ilham alınabilir ama, onları körükörüne taklit etmek fevkalede yanlıştır.

Hayattan beklentilerin gerçekleşmesi için iyi bir eğitim ve iyi bir aile önemli fayda sağlar. Kendine güven ve iç motivasyon sürükleyici ve iş bitirici unsurlardır. Başarı için, girişimci olmak ve ölçülü şekilde risk almasını bilmek de çok önemlidir.

Zeka ile başarı arasındaki korelasyon hep ilgi çekmiştir. İnsana zekanın başarı şansını arttırdığı savı gayet doğal gelebilir. Ancak, akademik başarı ile hayattaki başarıyı karıştırmamak gerekir.

Bu alanda Prof. Levis Terman’ın Stanford Üniversitesinde başlattığı ve TermanAraştırması diye anılan çalışma ünlüdür.  Prof. Terman daha 1915 yılında, zekanın ölçülmesi ile ilgili yöntemleri geliştirmiştir. Sonrasında, 1921 yılında, büyük bir ekiple Kaliforniyadaki okullarda yoplam 250 000 öğrenci taranarak bunlar arasından IQ’leri 140’ın üzerinde olan yaklaşık 1500 kız ve erkek öğrenci seçilmiştir. Bu öğrencilerle ve aileleriyle konuşarak onlara gerekli açıklamalar yapılmış, haklarında çeşitli bilgiler elde edilmiş, müsaadeleri alınarak çocuklar izlenmeye başlanmıştır. 1927-28, 1939-40, 1949-50 yıllarında üç kez izleme değerlendirmesi yapılmıştır. Terman, bu izlemeler sonucunda elde ettiği bilgilere dayanarak Dehaların Genetik Araştırması isimli kitap serisini yayımlamıştır. Seçilen ve izlenen bu çocuklar Termanın Termitleri, daha sonra sadece termitler diye anılmışlardır.Termanın 1956 yılındaki ölümünden sonra da ekibi çalışmayı devam ettirmiştir.

Terman Araştırması ile elde edilen bilgi ve sonuçlar yorumlanıp duruyor. Bu 1500 kişi hakkındaki bilgiler hala bazı bilimsel çalışmaların konusu oluyor.

Araştırmayı yapanların beklentileri, bu grubun içinden ABD’ni yöneten kişilerin  çıkmasıdır, ama bu gerçekleşmemiştir.

Termitlerin %90’ı yüksek öğrenim, %70’I yüksek lisans yapmıştır, %30’u üstün başarı ile mezun olmuştur.

Deneklerin bir kısmı para ve şöhret sahibi olmuşlardır. 1959’da Stanford Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre ortalama bir beyaz yakalının iki katı maaş almaktadırlar.

Ama termitlerin önemli bir bölümü mütevazı bir hayat yaşıyor. İçlerinde polis, sekreter, denizci hatta telekız olanlar var.

Ortalama zekaya sahip kişilerle yüksek zekaya sahip olanlar arasında intihar, alkolizm, uyuşturucu kullanma, boşanma açısından bir fark yok.

1990’larda termitlere hayatlarıyle ilgili olarak sorulan suale verdikleri cevaplar büyük çoğunluğun beklentileri karşılayamadığı kanatinde olduğunu gösteriyor.

Nihayet, bizzat Prof Terman’ın, araştırmaları sonucunda, zeka ile başarı arasında pozitif bir korelasyon kurulamayacağı notunu düştüğü ifade ediliyor.

Bazen sahip olunan yeteneğin farkına varmak ve çevredeki insanların beklentileri, zeki çocukların karşısına çıkan en önemli engel olarak kendisini gösteriyor.

Kanada Waterloo Üniversitesinden Prof. Igor Grossman, daha iyi bir hayat için gerekli şartın bilgelik, yani önyargısız ve doğru yargılara varma yeteneği, olduğunu ifade ediyor.      

YAŞAMIN KAÇINILMAZ AŞAMASI:YAŞLILIK

Ömür,yaşam ve hayat bir başka şekilde  doğumla ölüm arasında geçen süre olarak da tanımlanır. İnsanlar bu süre boyunca çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi evreleri yaşarlar. 

Yaşam koşullarının iyileşmesi ve tıb alanındaki gelişmeler, giderek yaşam süresinin uzamasına sebep olduğu için gençlik sınırı, yaşlılık başlangıcı da buna paralel olarak yukarıya çıkıyor. Bugün gençlik sınırı, 50 yaş olarak kabul ediliyor. Gençlik kuşağı x,y ve z kuşakları adı verilen üç kuşağa ayrılmış durumda. Bu konuda GELECEĞE DOĞRU isimli yazımda bilgi vermiştim. Kısaca tekrarlarsam: 1965-1979 yılları arasında doğanlara x, 1980-1999 arasında doğanlara y ve 2000 yılından sonra doğanlara z kuşağı adı veriliyor.

Genç nesilden öncesi kuşaklar da var: 1945-1965 yılları arasında doğanlara baby boomer, ya da ikinci dünya harbi sonrası kuşak, 1927-1945 arası doğanlara ise sessiz kuşak deniyor.

Demografi dili ile konuşursak: Genelde 15-64 yaş arası kişiler çalışma çağındaki  nüfus olarak kabul edilir. Buna faal nüfus denir. 0-14 arası ve 65 yaş üstündekiler nüfusun faal olmayan bölümünü teşkil ederler.

Burada, faal olmayan nüfusun yaşlı olarak adlandırılan 65 yaş üstündekileri konu olarak seçiyoruz. Ülkemizde bu yaş grubundaki nüfusun toplam nüfus içindeki payı %8 civarındadır. Bu pay gelişmiş ülkelerde %20’nin üzerinde olup bütün ülkelerde giderek büyümektedir.

1990 yılında genç bir halk sağlığı profesörü olan Howard Friedman ve asistanı Leslie Martin yukarda sözünü ettiğimiz Terman araştırması ile ilgili Stanfort Üniversitesindeki bilgi hazinesini keşfettiler.  20 yıl süreyle araştırma grubundaki kişiler, termitlerle görüştüler ve Terman araştırması bilgilerini güncelleştirdiler. Böylece Prof. Friedman ve Prof. Martin tarafından Longevity Project (Uzun Ömür Projesi) geliştirildi. Proje sonuçlarını 2011’de yayımladıkları The Longevity Project isimli kitapta tanıttılar. Böylece 90 yıllık bir araştırmanın son aşamasını hayata geçirmiş oldular.

 Bu proje sayesinde sağlıklı ve uzun yaşama hakkındaki çoğu kabulün, bilimsel açıdan doğrulanmadığı, ya da mutlak doğru olmadığı ortaya çıktı. Uzun Ömür Projesinden elde edilen bazı önemli sonuçlar şunlardır:

-Neşeli ve iyimser çocukluk daha kısa bir ömre sebep olabilir. Zira, neşeli ve iyimser çocukların çoğu, daha çok risk alırlar. Daima iyi şeylerin olacağı, kötü şeylerin olmayacağı beklentisi onları, aşırı içki ve sigara içmeye ve riskli hobiler edinmeye  meyilli kılar.

-Dolayısiyle, bir ölçüde endişeli olmak iyidir. Dahası, her yaşta insan için basiret, inatçılık ve dürüstlük uzun bir yaşamın  en önemli habercileridir.

- Genelde, sorumluluğun strese yol açtığı ve stresli işlerden kaçınılması tavsiye edilir. Ancak, stresli işde çalışan şayet, bu işin ifade ettiği şeyi iyi anlarsa bu stres ona zarar vermez, tersine faydalı olabilir.

-Fiziki etkinlikler önemlidir, ama hoşlanılan etkinliklerin yapılması, fitnes programlarına bağlanmakdan daha faydalıdır.

-Kapalı yerde hareketsiz bir hayat tarzını sürdürmekte olan yetişkinler  için orta yaş,  çok geç değildir. Bir aktiviteye başlayabilirler, bunun her sabah yapılacak jimnastik tarzında bir etkinlik olmasına da lûzum yoktur.

-Zannedildiği gibi, evlilik, uzun ve sağlıklı bir yaşam için şart değildir.

Bunlara bazı başka uzmanlarıın söylemlerini ekleyebiriz:

-Emekliliğini bir sayfiye şehrine gidip yan gelip yatmaya hasreden kişi, kendi ölüm fermanını imzalamış sayılmalıdır.

-Aktif çalışma hayatından ayrılan kişi kendisine muhakkak bir uğraş bulmalıdır. Bu konuda sanatkarlar, ya da amatör olarak bir sanatı icra edenler, hobi sahipleri  avantaja sahiptirler.

Yaşam süresinin uzaması, memnuniyet verici olmakla birlikte önemli problemler de getirmektedir. Bunlardan birisi sosyal güvenlik kurumlarının yüklenmek durumunda kaldıkları yeni görevler ve mali yüklerdir. Bu sebeple bazı ülkelerde emeklilik sınırının 65 yaşın üstüne çıkarılması yaklaşımları sergilenmeye başlanmıştır. Bugünün şartları ile 65 yaşındaki insanların emekli yapılması, sosyal güvenlik kurumları ötesinde, başta bu kişilerin kendileri olmak üzere, başka sebeplerden ötürü de sakıncalıdır. Kişiler için, 65 yaşında, çalışmakdan kopma, çok erken görüldüğü gibi, kurum ve kuruluşlar için de bir bilgi ve deneyim kaybıdır.

Konuya bir başka açıdan baktığımızda bilim ve teknolojideki gelişmelerin bazı  kişilere zorluklar yarattığı söylenebilir. Örneğin bugünün genç nesli içinde bulunan x kuşağı bireyleri,

dünyaya geldiklerinde, merdaneli çamaşır makinesi, kaset çalar, transistörlu radyo ve pikapla karşılaşmışlar ve pek çok yenilik ve buluşa şahit olmuşlardır. Özellikle dijital teknolojinin iş hayatında kullanılmasiyle oluşan iş yapış şekillerindeki değişikliklere uyum sağlamaya çalışmakmaktadırlar.

Doğumları 1945-1965 arasında olan Baby boomer, ya da ikinci dünya harbi sonrası kuşağı ile 1927-1945 arasında doğan sessiz kuşak için durum büsbütün fenadır.  Bunlar, istisnalar dışında, teknolojiden hiç anlamazlar. Çoğu, elektronik posta, SMS, tweet atmayı bilmez, mektup yazarlar. Ama eskiden kolayca ulaştıkları posta kutuları artık yoktur. Mektuplarının zarfları üzerine yapıştırdıkları Uçak ile, by Air Mail, par Avion etiketlerini özlerler. Kâh, yaşlı inatçılığı, kâh nostaljik sebeplerle hızlı treni sevmez, yataklı trenleri hayal ederler. Aynı sebeple, araba kullananlar düz vitesli arabaları tercih ederler. Otomatik vitese geçmiş olanlar da sürücüsüz araba fikrinden hiç hoşlanmazlar.

Alıştıkları sohbet toplantıları ortadan kalkmıştır. Eğer hala varsa, aileleri içinde kendilerini yalnız hissederler. Bir araya geldiklerinde, diğerlerinin ellerindeki akıllı telefon, tablet bilgisayar vb ile meşgul olmaları onlara çok ters gelir.

Bilgiye ulaşma ve sanal gerçeklik gibi teknolojileri kullanmayı başaramayan kişilerin maruz kalacakları zorlukları kestirmek ve buna çare bulmak zor.

Bu nesil tükenir ve bu sorunlar ortadan kalkar demek mümkün değil. Zira teknolojinin gelişme ve değişme hızı, insanların onu algılama, özümseme ve yorumlama hızını geçti. Bu sebeple bugünün y ve z kuşaklarının, yarın benzer zorluklarla karşılaşmaları kaçınılmaz. Mesela, o günün robotlariyle anlaşma güçlüğü çekebilirler.

İleri yaştaki kişilerin maruz kaldıkları olgulardan birisi de giderek yalnızlaşmalarıdır. Bu doğal yoldan yakınlarının, arkadaşlarının vefat edip eksilmeleriyle olduğu kadar, çeşitli sebeplerle giderek artan iletişim kurma güçlüğünün sonucu da olabilir.

Görme, işitme ve yürüme yetersizlikleri hobilerin yerine getirilmesinde engeller oluşturabilir. Bu duruma düşmeyenlerde ise, görüp duyduğu örneklerin kendisinin de başına gelebileceği endişesi belirebilir. Özellikle Alzheimer bir korkulu rüya gibi görülür.

Çoğunun, duymuş iseler, şairin şu sözüne yürekten katılacağından şüphe etmiyorum:

Şu gençliği hayatın sonuna ekleseler de, biz de doğru dürüst yaşasak.

Bütün bunları düşünüp kurmak  için bol vakit varsa, ki genelde olur, ölüm daha sık düşünülür. Giderek yaşama sevinci eksilir, hatta kaybolur. Yaşama isteği ve hayata sarılma gayreti azalır. Artık, yaşamaktan yorulma başlamıştır.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>