YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ABD VE TÜRKİYE, MEDYADAN ALINTILAR
Yazar: ADANA FİKİR PLATFORMU | Tarih: 16/10/2017 | Saat: 23:01

Kriz tırmanacak mı çözülecek mi

 

HÜRRİYET / 11 Ekim 2017 / Abdulkadir SELVİ

 

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/kriz-tirmanacak-mi-cozulecek-mi-40606417


MECLİS’te hep iç siyaset konuşulur ama dün iktidarı ve muhalefetiyle siyasetin gündeminde Amerika’yla yaşanan kriz vardı. “ABD ile kriz derinleşir mi, ABD’nin bundan sonraki adımı ne olur?” sorularına cevap aranıyordu.

AK Parti’de krizi büyütmeme eğilimi ağır basıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna’ya hareket etmeden önce yapacağı açıklamayı iptal etti. Ukrayna’da yaptığı açıklamada ise, kararın üzüntü verici olduğunu belirtmekle yetindi. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın açıklama yapmasına ihtiyaç duyulmadı. Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, “Popülizme kaçmadan, suhuletle, itidalle bu meseleyi halletmek lazım” dedi. Başbakan’ın AK Parti grubundaki, “Bize yapılanın karşılığını misliyle veririz” çıkışı dahi, devlet olmanın gereği olarak izah edildi. Ta ki Cumhurbaşkanı Erdoğan Sırbistan’da konuşana kadar.

Erdoğan, iki aşamalı tepki ortaya koydu.

 1- ABD yönetimini hedef aldı. “Üst düzey yöneticilerin Dışişleri Bakanımızla herhangi bir görüşme yapmaması yadırgadığım bir konudur. Ankara’daki bir büyükelçinin kalkıp da böyle bir karar alması, sonra da ben bunu devletim adına aldım demesi düşündürücüdür. Eğer durum böyleyse ABD’deki üst düzey yönetimlerle bizim konuşacak bir şeyimiz yok” dedi.

2- Krizin mimarı olarak gördüğü Ankara Büyükelçisi John Bass’a yüklendi. Erdoğan, “Büyükelçi bunu kendi kafasına göre aldıysa ABD üst yönetiminin o büyükelçiyi orada tutmaması gerekir. ‘Sen Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl bozarsın’ demesi gerekir. Benim büyükelçim böyle bir şey yapsa bir dakika tutmam” dedi. Erdoğan’ın tepkisi, “John Bass, giderayak istenmeyen adam ilan edilir mi?” sorusunu gündeme getirmişti. Erdoğan, John Bass’ın veda ziyaretlerinin kabul edilmeyeceğini söyledi. Böylece fiilen John Bass’ı istenmeyen adam ilan etti... Böylece John Bass, Cumhurbaşkanı tarafından, “persona non grata” ilan edilen bir büyükelçi oldu.

BÜYÜK BALIK

ABD Konsolosluğu görevlisi Metin Topuz’un, FETÖ bağlantısı nedeniyle tutuklanması üzerine başlamıştı bu kriz. Metin Topuz, “FETÖ’nün büyük balığı” olarak görülüyor. Erdoğan, “Bu kişinin FETÖ soruşturmasında önce gözaltına alınıp sonra tutuklanması, sonra bir kişi için daha gözaltı kararı alınması bir defa İstanbul Başkonsolosluğu’nda bir şeylerin döndüğünü gösteriyor” dedi. FETÖ’nün TSK imamı Adil Öksüz de 15 Temmuz’dan 6 gün sonra ABD Başkonsolosluğu tarafından aranmıştı. Hem de vize başvurusunda verdiği telefon numarasından değil, farklı bir hattan.

Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü’nde bulunan FETÖ’nün TSK imamlarından Kemal Batmaz’ın, darbe girişiminden kısa bir süre önce Pensilvanya’ya gittiğine dair belgeyi yayınlamıştı. ABD topraklarında hazırlanıp Pensilvanya’dan yönetilen 15 Temmuz darbe girişiminden Amerikan istihbaratının haberinin olmamasına ihtimal verilmiyor. John Bass’ın, “orantısız” tepkisi üzerine, “FETÖ- Darbe-ABD üçgenindeki ilişki ağının ortaya çıkması kaygısından mı kaynaklanıyor?” diye soruluyor.

Düne kadar krizin arka kapı diplomasisi ile çözüleceği havası vardı. Dünden itibaren bu krizi ancak Erdoğan-Trump görüşmesi çözer denilmeye başlandı. Krizin çok uzun sürmeden çözülmesi bekleniyor. Haftalar değil, günler içinde çözülür deniliyor. Ağır bir hasar bırakmasına rağmen bu kriz çözülür ama ABD’de güçlü bir ekibin Türkiye’ye karşı her defasında yeni bir yaptırımı devreye

 soktuğunu görmemiz gerekiyor.


 Asrın yegane dahisi

 

 SÖZCÜ / 11 Ekim 2017 / Yılmaz ÖZDİL

 

 http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/asrin-yegane-dahisi-2044190/

  “Bir milleti anlamak iç in, onun liderliğ ini tetkik etmekten daha isabetli bir yol yoktur. Devrimizde kendisinden daha ü stü n bir baş ka devlet adamı bulunmayan Mustafa Kemal kadar bü yü k, liyakatli bir insanı, Tü rkler ender yetiş tirmiş lerdir. Binaenaleyh Tü rkiye'yi ve Tü rkleri tetkik iç in takip edeceğ imiz en doğ ru yol, ü lkeyi yö neten siyasi insanla iş e baş lamak ve kurtarıcı, ö ncü , milli kahraman ve beynelmilel devlet adamı olan Cumhurbaş kanı'nı tetkik etmek olacaktır.”

*

“Asrı hazırın yegane dahisi, Tü rkiye Cumhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal'dir.” *

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 1

 “Türkiye'de işlemekte olan ‘fikir üretim merkezi'ne (think tank) bakarsak... Mustafa Kemal'in etrafında topladığ ı kabine, dü nyanın her tarafında benim bildiğ im kabinelerin en iyisidir.”

*

“Çankaya tepesine ilk ç ıkış ım 1932 yılının tatlı bir mayıs gü nü nde olmuş tu. Resmi töreni takiben Devlet Baş kanı tarafından gö sterilen yakınlık ve nezaket, benim gibi Washington'da doğ muş bir insana, bizim ‘Beyaz Saray' ç evresini hatırlatıyordu.”

*

“Kö ş kü n iç inde geniş bir hol mevcuttur, kapıları Pompei stilinde, etrafı sü tunlu bir portik ile ç evrilmiş , yukarıdan ış ık alan geniş bir pisine aç ılmaktadır. Bu kö ş kü n, medeniyetin en son incelikleri ile dö ş enmiş olduğ unu ayrıca izaha lü zum yoktur. Halıların hepsi aynı renkte olup, renklerindeki sadelik böyle bir yerde daha şatafatlı manzaralar görmeye hazırlanan insan ü zerinde ç ok latif bir sü rpriz husule getiriyor. En uzak kö ş ede hakiki bir iş adamı bü rosunun yanında, Gazi bulunuyor.”

*

“Ortada uzun bir toplantı masası bulunmaktadır, öte baştaki köşede, tam bir işadamına yakışacakmasanınyanındaGazidurmaktadır.Yüzündebiryakındosttebessümü vardır.”

 *

“Yuvasını bulmuş a benziyordu. Ç ü nkü kü tü phanesindeydi. Yaratılış itibarıyla daima okumak, tetkik etmek isteyen biriydi. Mustafa Kemal, pek sevdiğ i kitapları, haritalarıyla ç evrelenmiş kü tü phanesindeki huzur ve rahatı hiç bir yerde bulamazdı.”

*

“Haritaları ile çevrilmiş olan Gazi, kütüphanesindeyken kendi muhitindeydi. Geniş Anadolu yaylasına karş ı bulunan bir rejonajda sayısız kitaplar mevcut olduğ u gö rü lü yordu.”

*

“Tü rkiye Baş kanı'nın hakiki ş ahsiyetini keş fetmekliğ im ve onu sevmeye baş lamaklığ ım ancak kendisi ile yapmış olduğ um hususi gö rü ş melerden sonra olmuş tur.”

*

“Ne diplomatları, ne de yabancıları... Her ne ş ekilde olursa olsun asla yalnız olarak kabul etmezdi.”

*

“Gazi'nin insanda bıraktığ ı ilk intiba dikkate değ erdir. Gazi'nin arkası ış ığ a dö nü ktü r. Ö yle ki, sonradan ister istemez inceleme imkanı bulacağ ınız yü zü nü n hatlarını tam anlamıyla gö remezsiniz. Fakat daha ilk bakış ta anlarsınız ki, karş ınızda sağ lıklı, keskin bakış lı, derisi pü rü zsü z, geniş alınlı bir yü z ve gayet zeki bir kimse vardır. Ve birbirinden uzak ve ç ok derin manalar ifade eden iki gü zel gö z...”

*

“Mustafa Kemal'in simasında en mesut ifadenin tebarü z etmesini isterseniz, yani gri renkte gö zlerinin mavileş mesini arzu ederseniz, ona, duvara ç erç eveleterek astırmış bulunduğ u bir vesikanın ne mana ifade ettiğ ini sorunuz. Sualiniz karş ısında simasında husule gelecek olan ışığahayretedeceksiniz.Altındanbirçerçeveiçindemuntazamsurettesıralanmış olaraksom altından Latin harfleri, eski Arap yazısının yerine ikame etmiş olduğ u yeni Tü rk alfabesidir. Dü nyada bu ç erç eve iç indeki belgenin bir benzeri yoktur ve Mustafa Kemal iç in ö zel değ eri vardır. Maddi değ erlerin ç ok ü stü nde, paha biç ilmeyecek kadar aziz hatıralar taş ımaktadır bu belge...”

 *

“Hayatımda, meş gul olduğ u mevzuyu onun kadar benimseyen ve kendisini o mevzunun akış ına kaptıran bir insan daha gö rdü ğ ü mü hatırlamıyorum.”

*

“Yalnız ö ğ renmek arzusu ile titreyen bir tecessü s ü zerinde Kemal gibi bir zekanın husule getirdiğ i fü sun itibarıyla değ il, fakat aynı zamanda bu devlet adamının gö stermiş olduğ u taş kın yurtseverlik dolayısıyla o ö ğ leden sonrasının hatırası hafızamda ç ok canlı bir ş ekilde yaş amaktadır.”

*

“Mustafa Kemal'in en bilgili olduğ u taraflardan birisi, Tü rklerin Orta Asya'dan batıya doğ ru ilerleyiş lerini, etnografik haritalar ve belgeler ü zerinde takip ve izah etmesidir. Bana akşama kadar kütüphanesinde belgeler göstererek bilgi verirken inandım ki, onun kadar vecd ve heyecanla davasına sarılan bir insan tarihte az gö rü lebilir.”

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 2

 *

*

“Bunemuhteşembirakşamsohbetiidi...Asırlardanaşağıyadoğrunekartalcabirsüzülüş ve nasıl bir kartal!”

*

“Gazi ilk gö rü ş mesinde daima Tü rkç e konuş mak adetindedir. Fakat yaptığ ınız konuş manın herhangi bir noktası dikkatinizi ç ekerse, gayet mü kemmel Fransızcası ile size mukabele eder. Mü kemmel bir Fransızca ile konuş masını dinlemenin benim ü zerimde ne kadar derin bir hayret hasıl etmiş olduğ u tasavvur olunabilir.”

*

“Gaziileyapmış olduğumkonuşmalardanbiriYalova'dacereyanetti.Kemalorada,Marmara Denizi sahilinde, ç ok sade bir kö ş kte oturmaktadır. Bu kö ş k de Ankara'daki gibi ultra modern stilde, fakat ondan ç ok daha kü ç ü k mikyasta olup, bü yü k ve yaş lı ağ aç ların yanına, sahile yapılmış tır. Kö ş kü n yanında ve kumsalda, Sultanların harplerde kullandıkları XVII. yü zyılın iş lemeli ipekten iki bü yü k ç adırı kurulmuş bulunuyordu. Bu ç adırlardan birinde oturduk; nefis Tü rk kahveleri iç erek konuş tuk.”

*

 “Mustafa Kemal'in din bahislerinden hoş lanmadığı söylenirdi, halbuki, benimle bu konuya dair gayet serbest ve uzun uzadıya konuş tu. Ben hayatımda onun kadar hakkaniyetle dü ş ü nen bir zatla konuş madım.”

*

“Bü tü n Tü rkler kendi kendilerine okuyup anlayabilsinler diye Kur'an gibi bü yü k bir kitabın kapılarını ardına kadar açmak maksadını beslemiş olan Türk Cumhurreisi gibi bir devlet adamına bir ş ey sö ylemeye kimin hakkı vardır? Ş ü phesiz ki hiç bir kimsenin.”

*

“Fevzi Paşa, 22 gün 22 gece fasılasız devam eden Sakarya Savaşı boyunca bir tek defa bile namazını ihmal etmemiş ve daima barış tan yana olan Tann'ya dualarını sü rdü rmü ş tü, bu ağırbaşlı cesur komutan, askerlerinin moralini yükseltmek için mevziden mevziye dolaşarak, erlerine Kuran'dan parçalar okumuştu. Aynı derece soğ ukkanlı ve savaş ta bir an bile cesaret ve azmini kaybetmemiş olan İsmet Paş a da Fevzi Paş a gibi dinine yü rekten bağ lı bir müslümandı. Bu iki dindar komutan, Mustafa Kemal'in en yakın iki generaliydi.”

*

“Muharebe meydanlarında eski düşmanı olan Yunanlara karşı kazanmış olduğu zaferleri canlandırmaktansa, Yunanistan'la dostç a mü nasebette bulundu. Avrupa'da bu kadar bü yü k feraset eseri gö stermiş olan bir tek devlet adamı var mıdır?”

*

“Devlet adamı kalitesi barizdir.”

*

“Hususi hayatı onun kadar iftiraya hedef olmuş bir başka kimse yoktur. Tü rkiye Cumhurbaş kanı Kemal Atatürk kadar, hakkında dedikodu, yalan ve uydurma haber ç ıkarılan bir baş ka lidere rastlamadığ ımı itiraf etmeliyim. Ortaya atılan iddiaların hepsi, haset ve kıskançların yalanlarıdır.” *

“Mustafa Kemal, ismi harp tarihine geçen en parlak stratejisttir.”

*

“Gazi bana Anafartalar Muharebesi'nin hikayesini kü tü phanesinde anlattı. Krokiyle anlatıyordu,

 krokileri ç izmek iç in zaman zaman hikayeye ara veriyordu, zaman zaman esprilerle sü slü yordu.”

*

“Onun anlatma kabiliyeti, kuvvetli tarihç ilerden pek azında bulunabilecek bir meziyetti.”

*

“Fikirlerine iştirak etmediğiniz zaman, bu ayrılığ ınızın yalnız sebeplerini sormuyor; aynı zamanda o sebeplerin esaslarını da araştırıyordu. Sizi, kendisinden başka türlü düşündüren şeyi ö ğ renmek istiyordu.”

*

“Ben hayatımda ondan daha doğ ru dü ş ü nen bir insan ile konuş madım.”

 Bu “hayranlık” dolu sözler kime ait biliyor musunuz? 1932-33 arasında Ankara'da görev yapan Amerikan   Büyükelçisi Charles Sherrill'e ait!

*

Generaldi. Ulusal muhafızlar komutanıydı. Diplomat oldu. ABD Başkanı Hoover'ın yakın dostuydu. Arjantin'den sonra, Türkiye büyükelçisi oldu. Elçi olmadan önce defalarca İstanbul'a gelmiş, 1923'ten itibaren Türk devrimini gözlemlemişti. ABD'ye döner dönmez, 1934'te, yukarıda bazı alıntılar yaptığım Atatürk biyografisini yazdı. ABD, İngiltere ve Fransa'da yayınlattı. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin gönüllü tanıtım elçisi oldu, uluslararası platformlarda ve Amerikan üniversitelerinde konferanslar verdi, Atatürk'ü ve Türk Devrimi'ni anlattı, Amerikan gazetelerine Türkiye'yi öven makaleler yazdı.

*

Ya şimdi?

*

Aynı ABD büyükelçiliği, Türkiye'den vize başvurularını süresiz durdurdu.

*

“İlk” cumhurbaşkanımız bizzat ABD tarafından “asrın yegane dahisi” olarak nitelendirilirken, “Avrupa'nın en kaliteli devlet adamı” olarak nitelendirilirken, “akıl, mantık, hakkaniyetle hareket eden, tarihin en parlak stratejisti” olarak nitelendirilirken, devrimleriyle ışıl ışıl parlayan Türkiye Cumhuriyeti, ABD'nin gözlerini kamaştırırken...

“Son” cumhurbaşkanımız döneminde, Türkiye maalesef Suriye, İran, Yemen, Somali, Libya,

 Kuzey Kore'yle aynı kefeye konuldu.

*

İtibardan tasarruf olmaz falan diyen arkadaşların acilen aklını başına toplamasında fayda vardır. Atatürk yoksa...

İtibarı filan boşver, Türkiye'nin beş kuruşluk değeri yoktur!


ABD ile stratejik ortak mıyız?

 

CUMHURİYET / 11 Ekim 2017 / Deniz KAVUKÇUOĞLU

 

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/842070/ABD_ile_stratejik_ortak_miyiz_.html

Filmi biraz geriye saralım. Tarih 23.02.2003. Irak krizine bağlı olarak “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için hükümete yetki verilmesine” ilişkin Başbakanlık tarafından TBMM’ye gönderilen tezkere 1 Mart günü oylanarak reddedildi.

Bu, ABD’nin Irak işgali öncesi Türkiye’ye yaptığı “stratejik işbirliği” önerisinin reddi anlamına geliyordu. Tezkerenin reddedilmesi ABD’de hayal kırıklığı yarattı. Türk hava sahasını, liman ve topraklarını kullanamayan ABD, Irak işgali sırasında ağır bir ekonomik ve sosyal fatura ödemek zorunda kalmıştı.

Tarih 4.07.2003. Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde bir binbaşı komutasında karargâh kurmuş bulunan 11 TSK mensubu ve Türkmen mihmandarları Irak’taki işgal kuvvetlerinin bir parçası olan ABD 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerler tarafından derdest edildiler, başlarına çuval geçirilerek götürülüp 60 saat sorguya çekildiler.

Bu, 1 Mart tezkeresinin reddine karşı bir rövanş olarak değerlendirildi.

O günlerden bugüne ABD Türkiye ilişkileri normalleşemedi, tam tersine giderek bozuldu.

İki ülke arasındaki ilişkiler bir sorunlar yumağına dönüştü.

Kim haklı, kim haksız yargısından bağımsız olarak yumak haline gelmiş sorunlara bir bakalım.

 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin baş faili Fethullah Gülen yıllardır ABD devletinin korumasında Pensilvanya’da yaşıyor. Buradan dünya ölçeğindeki faaliyetlerini yönetiyor. Türkiye’nin iade talepleri sürekli geri çevriliyor.

Türkiye’nin “suçsuz” olduğunu iddia ettiği İran asıllı T.C. vatandaşı Rıza Sarraf 19 Mart 2016’dan beri New York’ta tutuklu olarak yargılanıyor. Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla da aynı davanın tutuklu sanığı. ABD makamları, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan hakkında yakalama kararı çıkarmış, şayet ABD’ye girerse tutuklanıp aynı davanın sanıkları arasında yer alacak.

ABD’nin Suriye iç savaşındaki en yakın müttefiki Türkiye’nin “terörist” olarak gördüğü PKK uzantılı PYD/YPG örgütü. Bu müttefikini Türkiye’ye tercih ediyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington ziyareti sırasında 16 Mayıs 2016 günü T.C. Büyükelçiliği konutu önünde bir Türk grubu ile PKK yandaşları arasında çıkan kavgaya katılan Türk Cumhurbaşkanlığı korumalarının 15’i hakkında ABD makamları tarafından yakalama kararı çıkarıldı. Nitekim Cumhurbaşkanı son Birleşmiş Milletler toplantısına yanında koruma olmadan gitti.

Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 4

 

 ABD’li bir papaz olan Andrew Craig Brunson 9 Aralık 2016’dan bu yana FETÖ’cülük suçlamasıyla İzmir’de tutuklu bulunuyor.

Geçen günlerde tutuklanarak cezaevine gönderilen ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz’dan sonra iki gün önce yeni bir gelişme yaşandı. Amerikan Konsolosluğu’nda Emniyetle ilişkileri götüren bir isim için Başsavcılık tarafından verilen tutuklama kararı tebliğ edildi. Tutuklama kararı verilen kişinin de Türk vatandaşı olduğu ve eşinin FETÖ’nün çağrısından sonra Bank Asya’ya para yatırdığı saptandı. Gözaltı kararı verilen kişinin henüz yakalanmadığı ve konsolosluktan dışarıya çıkmadığı belirtiliyor.

Ve sonunda vize başvuruları karşılıklı olarak durduruldu.

Cumhurbaşkanı’na, hükümet sözcülerine ve devlet yetkililerine göre ABD, Türkiye’nin “stratejik ortağı”! Oysa ABD-Türkiye ilişkilerinin “stratejik ortaklık” ile uzaktan yakından bir ilgisi yok! Her şey ortada.

Hem kendilerini hem bizi avutuyorlar. Onların belki ama bizim avutulmaya hiç ihtiyacımız yok. Çünkü biz emperyalist bir devlet ile henüz gelişmekte olan bir ülke arasında stratejik ortaklık olamayacağını

 biliyoruz.

Gelecek yazımızda stratejik ortaklığın ne olduğu üzerinde duracağız.

Amerika’ya kafa tutmak hiç kolay bir şey değildir. Böyle olduğu için de bunu yapan kişi – ya da kural, ülke v.b. - yaptığı için genellikle takdir toplar. Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyada oynadığı rol malum. O rolden ötürü kafa tutan pek çıkmıyor; ama aynı nedenle alttan alta diş bileyen de yok; dolayısıyla bir “kafa tutunca” beğeniliyor.

Peki, “diş bileyenler,” aynı nedenle mi diş biliyor?

Amerika dünyanın bir numaralı kapitalisti. Kendi ülkemde bunu alabildiğime sürdürmeye, ama aynı zamanda bütün dünyada da korumaya kararlı. Bunun için de adına “emperyalizm” deyin, “dünya jandarmalığı” deyin, bir sistem kurmuş. Vietnam Savaşı da, Şili’de Pinochet darbesi de, bu sistemin işleyişinin sonuçları arasında. Soğuk savaş boyunca gözlemlediğimiz “Amerika müttefikleri” sistemin “oyuncular kadrosu”nu gösteriyor: İran Şahı, Somoza Batista, Marcos, Noriega, bütün bu mümtaz şahsiyetler, bunlar arasında. Baba Bush’un Grenada’ya, oğul Bush’un Irak’a müdahaleleri “kendinde müdahale ve hak görme” noktasında aynılaşıyor. Uzatmayayım; bu rolünden ve bu davranışlarından ötürü Amerika’ya diş bileyen çok.

Ama Kore hükümdar hanedanının III. Kim’inin Amerika’ya diş bilemesi, ve kafa utması (Erdoğan’ınkine kıyasla çok daha radikal) bunlarla aynı kümede ele alınabilir mi? Usame Bin Ladin’in 11 Eylül eylemi “doğru” bir kafa tutma mıdır? Gene kısacası, Amerika’ya kafa tutmanın her örneği doğru ve haklı mıdır? Hayır.

Aynı şekilde Amerika’nın her müdahalesi için “haksızdır” demek de doğru olmaz. Saddam’ın Kuveyt işgaline, Miloseviç’in Kosova halkına yaptıklarına müdahale edilmesi gerekiyordu.

Bunlar olurken de yazdığım gibi bence doğru olan Birleşmiş Milletler’in müdahale etmesiydi. Ama o edilgin kalınca (bu da bir “komplo” olabilir) NATO ya da Amerika işi üstlenmiş oldu. Bu, ayrı bir sorun.

 Amerika'ya kafa tutmak

 T24 Yazarları / 11 Ekim 2017 / Murat BELGE

 http://t24.com.tr/yazarlar/murat-belge/amerikaya-kafa-tutmak,18267

  Peki, gelelim bizim kafa tutmamıza ve Amerika’yla inatlaşmamıza. Amerika vize kararını konsolosluk çalışanının tutuklanmasına tepki olmak üzere verdi. O kişi hakkında, iktidarın yanında sat tutan bir yığın iddia yağıyor. Benim bunların doğruluk derecesini değerlendirmem imkânsız. Suç olan bazı eylemleri yapan kişi, bilmem nerenin çalışanıdır diye, “kapitülasyon” zamanında olduğu gibi, ona bir dokunulmazlık tanınması elbette mümkün değildir. Ne var ki, bu dönem bazı “tutuklama” olaylarının doğruluk derecesini pekâlâ değerlendirebilecek durumdayım. O medyada çıkan iddiaların, bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından çıkan açıklamaların, savcıların yazdığı iddianamelerdeki suçlamaların gerçeklikle herhangi bir ilişkisinin olmadığını rahatça görebiliyorum. Onun için bu durumda da, suçlamaların geçerliliğine inanmam için daha çok somut bilgiye ihtiyacım var. Bugün söylenenlere güvenmem için de neden ya da inandırıcı örnek yok.

Dolayısıyla “haklılık” konusunu şimdilik bırakalım.

“Amerika’ya kafa tutmak yürek ister!” Neden? Çünkü Amerika çok güçlü.

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 5

 Bundan benim çıkaracağım sonuç, “Öyleyse Amerika’ya kafa tutmamalı” diye bir sonuç değil. Kafa tutmakta haklı nedenlerin varsa, kafa tutarsın. İlkelere güvenmek bir karar sorunudur. İktidarların ilkelerden daha güçlü olduğunu herkes bilir; ama bunu bilerek ilkelerden yana tavır alanlar da her zaman olmuştur.

Şu anda Amerika’da kaç kişi Türkiye vizesi almak için sıraya girmiş ne amaçla Türkiye’ye gelmek istiyor? Türkiye’de kaç kişi Amerikan vizesi kuyruğuna ve ne yapmak üzere Amerika’ya gitmek istiyor? Bu restleşme durumunun benzerini Almanya ile yaşıyoruz. Aslında büyün Avrupa Birliği ülkeleriyle yaşıyoruz. “Yurtta sulh, cihanda sulh” çok edilgin bir tavırdı ve “monşerler” elinde kalan Türk diplomasisi herhangi bir mertlik gösteremez hale gelmişti. Bugünkü iktidarın bakışı böyle özetlenebilir. Kendileri de her fırsatta bunları söylüyor zaten. Şimdi, bu iktidarın sayesinde “yurtta OHAL, cihanda kafa tutma” denebilecek bir noktaya geldik. Her cephede savaşıyoruz.

Bunun bir başarı olduğu kanısında değilim. Türkiye’nin geçmişteki dış politikasında eleştirecek çok şey olduğunu biliyorum. Cezayir’e karşı Fransa’nın yanında oy kullanmış olmamız yeterli ayıp. Ama bir Cumhurbaşkanının korumalarının ziyarete gittikleri ülkede adam dövmelerinin o ülkeye şeref kazandırdığını düşünmüyorum. Geçmişteki dış politikada eleştirecek birçok şey bulunsa da bugünkü

 fevrilik üslubunun bundan iyi olduğuna ya da ülkeye bir şey kazandırdığına inanmıyorum. Ama popülizm çerçevesinde puan toplar, o başka.

 Sen Erdoğan’ı, kendin gibi korkak mı sandın amiral?

 YENİAKİT / 11 Ekim 2017 / Ali KARAHASANOĞLU

 http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ali-karahasanoglu/sen-erdogani-kendin-gibi-korkak-mi-sandin-

  amiral-21371.html

 Türkiye’den yana tavır alma yerine, ABD’yi tercih edenler safına bir amiral de katıldı..

FETÖ’nün askeriyeye operasyon yaptığı yıllarda, bu şahıs da Deniz Harp Okulu Komutanı sıfatı

ile hedefte idi.

Ancak istifa edince, cezaevine girmedi.

“Cezaevine girmeme” başarısının nasıl gerçekleştiğini kamuoyuna izah da etmedi.

Şimdi ise..

Açıklayamadığı o “gerçek”ler yerine..

Bir Türk subayına da yakışmayacak ifadelerle, ona sorsak Tayyip Erdoğan karşıtlığı, bize sorarsanız Türkiye karşıtlığı yapıyor..

Ne diyor, amiralimiz, birlikte okuyalım..

Önce ABD Büyükelçiliği’nin, o malum vize ile ilgili kararını aktaran açıklamasını alıntılıyor..

Sonra da şu yorumu yapıyor:

“Bu mesajı doğru okumak lazım. Vize hizmetlerinin askıya alınması, ABD Büyükelçiliği’nin güvenlik gerekçesi ile merkezden yetki alarak yaptığı bir tasarruf değildir. Bu, ABD’nin Türkiye’deki iktidara ve halka tabii ki anlayabilenler için çok net bir mesajıdır. Bu hamle, Türk- Amerikan ilişkilerinde çok tehlikeli bir tırmanmaya yol açacak eşiğin geçilmesine neden olabilir. Kontrolden çıkabilecek böyle bir tırmanışın Türkiye’ye hiçbir yararı olmadığı gibi çok büyük zararlara mal olabilir.”

Burda durup soralım..

Bu amiral ile birlikte, yıllardır Tayyip Erdoğan’a saldıran tüm subaylara, generallere soralım..

Özellikle de.. “FETÖ operasyonu, ABD planıdır. TSK’nın tasfiyesi hareketidir.. Bunun esas faili

ABD’dir” diyen.. Dindarları da... FETÖ’nün bu operasyonuna karşı uyanık olmamakla suçlayan bu subayların hepsine soralım..

“Affedersiniz..TSK’yı tasfiye eden Amerika’yı adeta göklere çıkartan bu amirale bir cevap

vermeyecek misiniz?”

Öyle ya..

“ABD’nin TSK’daki tasfiye harekatında, dindarlar da FETÖ ile işbirliği yaparak, büyük bir yanlışa imza attılar” diyerek, dindarları suçluyorsunuz..

“Balyoz ve Ergenekon davaları, TSK’yı tasfiye operasyonudur” diyorsunuz..

Ama “tasfiye listesi”nde bulunan bu amiralin ABD’ye sahip çıkmasına, hiçbiriniz itiraz etmiyorsunuz! Atatürkçü bir general çıkıp, “Sen ne dediğinin farkında mısın amiral? Bizi tasfiye eden ABD’ye biz rest çekemedik.. İtiraz bile edemedik. Bizim yapamadığımızı, AK Parti yapıyorsa.. Onlarca

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 6

generalimizin yapamadığını, Tayyip Erdoğan tek başına yapıyorsa.. Biz ona sadece teşekkür edebiliriz.. Ayağına çelme takmaya kalkışamayız” dese ya..

Atatürkçü generaller suskun kalınca..

Amiralimiz de sazı alıyor eline..

Döktürüyor da döktürüyor..

Hani bazı uluslararası ilişkiler uzmanları, “Operasyon Türkiye ile birlikte aynı zamanda Trump’a da karşı.. ABD hükümetine ve Türk hükümetine karşı bir kumpas var..” yorumu yapıyorlar ya.. Ertürk, kendisine ne faydası var ise, bunu yalanlıyor:

“Vize hizmetlerinin askıya alınması kararı ABD Büyükelçiliği’nin değil, ABD Hükümeti’nin Türkiye’deki iktidara karşı bir misillemesidir.”

Yani?

Ne yapmamız gerekiyor o zaman?

Kendisinin yaptığı gibi, “istifa edip” şahsi olarak işin içinden sıyrılmak mı?

Çözüm bu mu?

Amiralimizin çözümü üç aşağı beş yukarı benzer:

“Devletlerarası ilişkilerde ve diplomaside misillemeye karşılık vermek, misillemeye misli ile mukabelede bulunmak mümkündür. Ama bu, tırmanmanın nerelere varabileceği hesap edilerek yapılır. Eğer gerilimden ve tırmanmadan ülkeniz açısından sağlanacak bir yarar yoksa hatta zarar verebileceği ihtimali varsa; mümkün olduğunca itidalli olunur, frene basmaya çalışılır ve daha diplomatik bir dil kullanılır.”

Demek ki ne yapmalı imişiz?

Frene basmalı imişiz..

Kendisi de öyle yaptı ya..

2010’da baktı ki, pabuç pahalı..

Frene bastı..

İstifa etti..

Cezaevine girmekten kurtuldu..

Şimdi Tayyip Erdoğan’ı da, kendisi sanıyor..

Kendisi istifa etmekle, çok büyük bir başarı kazanmış gibi..

Deniz Harp Okulu’ndaki öğrencilerinin hemen tamamını cezaevine göndermemiş gibi..

Kendi anlatımlarına göre..

TSK’nın tasfiyesine seyirci kalmamışlar gibi..

Aynı beceriksizliği.. Aynı korkaklığı.. Aynı cesaretsizliği..

Tayyip Erdoğan’a da tavsiye ediyor..

“Frene bas” diyor..

Hemen devamında da..

Tayyip Erdoğan’ın, kendisi gibi korkak olmadığını, frene basmayacağını bildiğini de, şu sözlerle ifade ediyor:

“Ama gelin görün ki, Türkiye’deki iktidar bu ferasetten çok uzak.”

İyi ki, Tayyip Erdoğan, bu Kemalist amiralin kastettiği ferasetten uzak..

İyi ki, AK Parti, bu ulusalcı amiralin savunduğu ödleklikten fersah fersah uzak..

***

Aslında TSK mensubu bir subaya, böyle bir çekingen tavır hiç yakışmıyor..

Sonrasındaki, ABD ağzıyla, Türkiye’yi şantajcılıkla suçlaması olmasaydı, yine de “Kör şeytan” deyip, es geçebilirdik..

Ama bakınız, aynı amiral, daha başka neler demiş, aynı konuda:

“Ayrıca; Türkiye’yi yöneten en yetkili ağızdan Türkiye’de tutuklanan Amerikalılarla Fethullah Gülen ve FETÖ nedeniyle ABD’ye iltica edenlerin takas edileceği yönünde açıklamaları, şantaj olarak görülmektedir. Rusya ve İran’a yaklaşmalar ve beraber operasyon kararı almak da bu kapsamda mütalaa edilmektedir.”

Eeee?

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 7

Amerika böyle görüyorsa..

Sana da ABD’nin sözcülüğü görevi mi verdiler, hem adında, hem soyadında Türk olan, amiral Türker Ertürk?

Haydi diyelim, artık amiral emeklisisin..

Adından..

Soyadından da mı utanmazsın?

Birçok konuda uzlaşamadığımız İlker Başbuğ bile, ABD’nin tavrını eleştirirken.. Sen hangi akla hizmet ederek, Türkiye’ye karşı, ABD’yi savunursun?

“Akılcı, dengeli, uzun soluklu ve çok taraflı bir dış politika uygulamak zorundadır” bahaneleri ile, John Bass’a boyun eğmemizi nasıl istersin?

***

Bu zatın bir ara, orduevlerine girişi yasaktı..

Bu sözlerinden sonra..

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin orduevlerine girişi, tekrar yasaklansa, çok doğru bir iş yapılmış olur..

Kimin orduevine gitmek istiyorsa, gitsin.. Kimlerle itidalli olmak istiyorsa olsun.. Ama lütfen..

Bizim ekmeğimizle, bize saldırmasın!

  ‘İhtilaf’lardan kurtulmalıyız

 MİLLİYET-Olayların İçinden / 11 Ekim 2017 / Güngör URAS

 http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-uras/ihtilaf-lardan-kurtulmaliyiz-2534693/

 Terör belası uzun yıllar ekonomiyi olumsuz etkiledi. Ardından 15 Temmuz darbe belasını yaşadık. FETÖ ile ilgili temizlik devam ederken, sınır ötesinde önce PYD sorunu, ardından Kuzey Irak Kürt Yönetimi sorunu derken Kerkük sorunu ortaya çıktı. Şu günlerde İdlib sorunu gündemde.

Başta Almanya olmak üzere AB ülkeleriyle olan ilişkilerimizdeki soğukluğun giderilmesini beklerken, ABD “vize” yasağı uygulamaya başladı. Düne kadar ABD, Almanya, AB üyesi ülkelerle siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz çok iyiydi. ABD’nin vize yasağının ekonomimizi nasıl sarstığını, pazartesi ve salı günü piyasalardaki dalgalanmalar gösterdi.

Kontrolümüz dışında veya bizden kaynaklanan çok sayıda “ihtilaf”ın yükü, ekonomimizi ezer hale geldi. Ülkemizin menfaatlerini, saygınlığını, şanını, şerefini zarara uğratmadan, “ihtilafların yükü”nden kurtulmaya, kısa sürede “ihtilafların yükünü hafifletmeye” mecburuz.

‘Conflict’ kavramı

İhtilaf kelimesinin İngilizcesi “conflict”tir. Uluslararası kullanımıyla menfaat çatışması, fikir ayrılığı, uyuşmazlık, kavga, harp, çarpışma, çatışma demektir. Her alanda kişisel ilişkilerde, ticari ilişkilerde “ihtilaf” olabileceği gibi, uluslararası ilişkilerde de “ihtilaf”lar vardır. Önemli olan, ihtilafları kısa sürede, taraflara en az zarar verecek şekilde çözebilmektir.

Dostum Ege Cansen der ki; “Bireyler ve toplumlar hiç istemeseler de bazen bir ihtilafın içine sürüklenebilir. İçeride veya dışarıda çok ciddi siyasi anlaşmazlıklara taraf olabilir. Bundan da zararlı çıkabilir. Ancak eğer zarar kaçınılmazsa, hüner bunu asgariye indirmektedir. İhtilaf yönetiminde (conflict

 management), biri “tehdit” (threat), diğeri “vaat” (promise) olmak üzere iki alet kullanılır. Şöyle ki ya karşı tarafı bizim istediğimiz noktaya gelmezse cezalandırılmakla “tehdit” ederiz ya da karşı tarafa eğer bizim istediğimiz noktaya gelirse onu ödüllendirmeyi “vaat” ederiz.

Bunlardan hangisinin işe yarayacağı başlangıçta bilinemez. Ama şu bilinir. (Burayı çok dikkatli okuyun) Eğer tehdit aletini kullanmışsak ve karşı taraf istediğimiz noktaya gelmemişse “tehdidi yerine getirmek” zorunda kalırız. Tehdit (her neyse) aslında bizim yapmak istemediğimiz riskli bir iştir. Yani hem istediğimiz olmamıştır, hem de tehdidi yerine getirmek gibi aslında bize de zararı dokunacak bir şeyi yapmanın yükü sırtımızdadır. Eğer vaat aletini kullanmış ama karşı tarafı istediğimiz noktaya getirememişsek yine başarısız olmuşuzdur. Ama bu durumda vaadimizi tutma yükümlülüğümüz yoktur. İhtilafta kazanmak, az kaybetmektir.”

Oyun Kuralı

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 8

 Ege Cansen, “ihtilaf”ları çözmede “Oyun Kuralı”nın (Game Theory) nasıl kullanılacağını da anlatır. Der ki; “İşbirliği yapılamayan bir hali, işbirliği yapılabilir hale dönüştürüp “kazan-kazan” sonucuna ancak, tarafları ihtilafın devamında kaybın ne kadar yüksek olduğunu görmeleri ve anlamalarıyla varılır.”

Bunları neden yazıyorum?

 İhtilaflara devamlı taraf olmaktan kaçınmaya, ihtilaf sayısını azaltacak yerde artırmaktan kaçınmaya

mecburuz.

 İhtilaflar kendiliğinden çözülmüyor. İhtilaflar devamlı “tehdit” silahının kullanılmasıyla çözülemiyor. Uluslararası ilişkilerde “Oyun Kuralı” ihtilafların çözümünde en fazla dikkate alınan bir kural. Tekrarda yarar var, uluslararası ilişkilerimizde, AB ülkeleriyle olan ilişkilerimizde, ABD ile olan ilişkimizde ihtilafları çözmeye, azaltmaya mecburuz. Ülkemizin yararını, saygınlığını koruyarak, ihtilafların ekonomimiz üzerindeki yükünü hafifletmek zorundayız. Bu yük, ekonomimizin gelişmesini engelliyor. Yatırım, üretim, ihracat konularında sorunlar yaratıyor. Yükten kurtulmanın yolu, en kısa sürede çözüme gitmektir. İhtilafların çözümünde en büyük kazanç ise “zarar görmemektir.”

 “Ver papazı al papazı” dersen...

T24 Yazarları /11 Ekim 2017 / Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

http://t24.com.tr/yazarlar/omer-faruk-gergerlioglu/ver-papazi-al-papazi-dersen,18275

    Türkiye irtifa kaybediyor. Türkiye hem içte hem dış politikada itibar kaybediyor. Uzun bir süredir yapılan tercihler ülkeye kötü bedel ödetiyor.

ABD ile olan ilişkilerde gelinen nokta, vize iptali ve sonrasındaki restleşme, Türkiye hükümetlerinin tercihlerinin sonucudur, bunlar yeni hadiseler değildir. Bu sorun ABD ile aranın bozulması diye anlaşılır ve başka faktörler gözden geçirilmezse eksik kalır. Türkiye uzun süredir AB ile olan ilişkilerini umursamayan, “Ankara kriterleri” uygulayan bir ülke olmuş durumdadır. Bu tavır, bir tercihi yansıtıyor, konu AB’nin tartışılacak yönleri değildir, AB haklı veya haksız deme konusu değildir, konu, Türkiye hükümetlerinin demokrasiden uzaklaşma ve otoriterleşme eğilimi sorunudur.

Ak Parti’nin hükümranlığındaki T.C. dış politikası, uzun süredir yılların demokratik kazanımlarını tüketmeye yönelik oldu. Son 10 yıldır dış politikada sürekli gerileyen, itibar kaybeden, yalnızlaşan ama bunu bir kazanım gibi sunan yöneticilerimiz var. Demokrasiden uzaklaşmaya başladınız mı ne kadar kurnazca politikalar üretmeye çalışırsanız çalışın hep kötü yönde ilerlemeye başlarsınız.

Türkiye ABD veya AB ülkeleriyle onurlu bir ilişki sürdürmeyi tercih edebilir ama bu, demokrasiden uzaklaşma sonucu istiskal edilmeye hamasetle cevap vermenin haklılığını gösteremez. Kabuğuna çekilen bir ülke olmayı tercih etmemişseniz, uluslararası toplum içinde her geçen gün geriye gitmenizden rahatsız olursunuz.

Demokrasiden uzaklaşmanın sonucunda ülke içindeki her olayı “dış güçler” argümanıyla açıklarsınız. Gezi olaylarını, Kürt meselesini hep dış güçlerin oyunları olarak açıklamaya çalışırsınız. Bunun neticesinde çatışmacı politikaları tercih eder, barıştan uzaklaşırsınız ve bir kısır döngü içinde 50 yıldır denenmiş başarısız çözümlere sarılırsınız.

Son zamanlarda “ver papazı al papazı” politikaları ulusal politikalarımız oldu. Almanya ile olan ilişkilerde gelinen gerilimli nokta insan hakları savunucularının casus ilan edildiği ve Alman vatandaşı gazetecilerin tutuklandığı rövanşlara döndü. Bu çekişme belki Almanya ile çok boyutlu ilişkilerden dolayı iki ülke arasında tolere edilebilir boyutlarda seyredebiliyor ama birçok alanda sürtüştüğünüz ABD’ye gelince ters tepebiliyor.

 T.C hükümeti herkesi umutsuzluğa sevk ediyor. İçeride Kürtleri, Alevileri, demokratları, vicdanlı dindarları umutsuzluğa sevk ettiği gibi dışarıda da birçok önemli dünya ülkesini umutsuzluğa sevk ediyor. Kürt meselesini içeride çözme niyetinden uzaklaşması, ister istemez dış politikada da reel Kürt politikasını anlamaktan uzaklaşmakla gösteriyor. Türkiye yakın zamanlara kadar Ortadoğu Müslümanları için örnek ülke iken şimdi büyük puan kaybetmiş durumdadır. Geriye kim kalıyor? Kısa süreli çıkar ilişkileri kurarken yüz güldürebilen ama uzun vadeye ilerlediğinde onların da terk ettiği ülkeler.

Güçlü medyanızla bu gidişatı uzun süre seçmeninizin gözünden kaçırabilirsiniz ama bunu beceremediğiniz zaman, ülke içinden çıkılamaz bir kaosa düşmüş olabilir. “Ver papazı al papazı“ diyerek ABD’nin iade yönünde bir kıpırdanma göstermediği Gülen’e karşılık, tutuklu ABD’li papazı öne sürmek zaten tutmayacağı çok belli olan politikalardı. ABD veya Rusya ile çeşitli çıkar anlaşmaları yapar, bunu güne göre başarılı ilan edebilirsiniz ama genel bir demokrasiden uzaklaşma eğiliminiz varsa, tökezleyeceğiniz mutlaktır. Bu tökezleme, artık küçük bir köy halini almış dünyada tüm teknolojik

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 9

 gelişmelerin önde olduğu bir ülkeye girişinizin engellenmesiyle sonuçlanır ve bu artık hamasetle üstü

örtülemeyecek bir görüntüyü yansıtır.

ABD ile bir sürtüşmeye girip kazanmayı hayal edene, sistemini ve bağlantılarını kurduğu bir ülkeyle restleşmenin malum mağlubunu hatırlatmak gerekir. Farklı bir güç olma tercihi olsa galip ve mağlubun kim olacağını kestirmek kolay değildir ama hem seçiminizi yapmış hem de kurnaz oyunlar peşine düşmüşseniz çok şansınızın olmadığını hatırlamanız gerekir.

“Ver papazı al papazı” seviyesinde tartışılan bu meselede bu dili kuranlara, “papazı bulma ”seçeneğinin olduğunu da hatırlatmak gerekecek.

 Hepsi bu John Bass, hepsi bu!

 SABAH / 11 Ekim 2017 / Fahrettin ALTUN

 http://www.sabah.com.tr/yazarlar/fahrettinaltun/2017/10/11/hepsi-bu-john-bass-hepsi-bu

 Birileri Türkiye-ABD ilişkilerini sabote etmeye, Türkiye'yi ABD'nin Ortadoğu'daki ötekisi olarak

konumlandırmaya çalışıyor. Kim bunlar?

Ben demiyorum ki şu "vize krizi" öncesi Türk-ABD ilişkileri tarihinin en güzel günlerini yaşıyordu. Hayır, iki ülke ilişkilerinde Obama yönetiminin açtığı derin yaralar hepimizin malumu ve bu yaraların kabuk bağlaması hiç de kolay değil. Ne var ki Trump yönetimiyle birlikte bir şey değişmişti. Türkiye ve ABD aralarındaki ihtilafları liderler düzeyinde müzakere edebilir hale gelmiş, 3 yılı aşkın bir süredir kopuk olan diyalog kanalı yeniden açılmıştı. Şu anda bu kanalın sabote edilmeye, iki ülke ilişkilerinin geri dönülemez şekilde bozulmaya çalışıldığını görüyoruz.

Türkiye tarafında iki ülke ilişkilerini sabote etmeye çalışanların kimler olduğu ayan beyan ortada. "Aman Erdoğan gitsin de, gerekirse gelsin bizi uzaylılar yönetsin" diyen aklen malul, ahlaken mağlup tipler. Gayrı milli muhalefet unsurları.

CHP, HDP falan...

Amerikan tarafına baktığımızda karşımızda Türkiye'ye karşı 2013'ten itibaren canla başla bir yıpratma savaşı yürüten aktörleri görüyoruz. Obama yönetiminin siyaset, bürokrasi ve medyadaki kahramanları!

Halihazırda ABD siyasetinde dehşet bir iktidar boşluğu var. Donald Trump ne yazık ki bu boşluğu dolduramıyor. Trump çepeçevre kuşatılmak ve hareketsiz bırakılmak isteniyor. Derin Amerika Trump'ı statükocu politikaları sürdürmesi konusunda zorluyor.

Trump yönetiminin Türkiye ile ilişkileri normalleştirebilmesi için öncelikle içeride verdiği iktidar

mücadelesini kazanması gerekiyor.

Öte yandan ABD'nin kamu kurumları arasında ciddi bir iktidar çekişmesi yaşanıyor.

Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve İstihbarat Teşkilatı arasındaki itiş kakış artık medyadan bile izlenebilir durumda.

ABD'de bir yanda "eskiler-yeniler çatışması", diğer yanda "kurumlararası çekişme" hem iç siyaseti, hem dış politikayı kilitliyor. Bu kez devreye bu boşluklardan istifade etmeye çalışan fırsatçılar giriyor. Bu fırsatçıların en önemli özelliği geçmiş dönemde açık, kapalı birçok başarısız projeye imza atmış olması. John Bass gibi figürlerden bahsediyorum.

ABD Türkiye Büyükelçiliği'nin yeni vize başvurularını saçma sapan gerekçelerle askıya almasını da bu çerçevede değerlendiriyorum.

İki ülke ilişkilerini dinamitleme çabası.

Kendi beceriksizliklerini gizlemek adına yürüttükleri bir sabotaj girişimi.

Büyükelçi pazartesi günü yaptığı açıklamada bu yıl içinde ikinci defa diplomatik misyonlarının bir Türk

çalışanının tutuklandığını ve bundan rahatsızlık duyduklarını, bu nedenle de yeni vize başvurularını askıya aldıklarını söylüyor. Bu çalışanın FETÖ terör örgütüyle ilişkisine ilişkin iddialara ise hiç değinmiyor, özetle "işini yapıyor" du diyor.

Bunun yanında bize dosyayla ilgili bilgi de verilmedi diyor.

Affedersiniz ama siz kimsiniz ki? Yasama mısınız, yargı mısınız, yürütme misiniz?

Yargının bağımsızlığı diye bir şey duydunuz mu? Casusluk gibi bir ağır suçla itham edilen ve FETÖ'yle irtibatlı olduğu düşünülen birinden bahsediyoruz. Yapılması gereken, mahkeme sürecini beklemekten ibarettir. Ha, siz bu süreçte ortaya çıkacak bilgi ve belgelerden korkuyorsanız, o başka!

Hem sizin beklentiniz ne? Yürütme erki yargıya müdahale mi etsin? Bu mu istediğiniz?

Hayır, siyasi irade bunu yaparsa millet bunun hesabını sorar. Millet FETÖ'den hesap sorulmasını, 15 Temmuz hain darbe girişiminin sorumlularının adil biçimde yargılanıp cezalandırılmasını istiyor. Ve pek

 Medya’dan Gelenler 11 Ekim 2017 10

tabii ki bu cürümleri işleyenleri kimlerin motive ettiğini, bu kirli terör örgütünün uluslararası bağlantılarını da görmek istiyor. Hepsi bu!

Cumhuriyete düşmansınız!

Cumhuriyeti kuranlara düşmansınız!

Biat kültürü istediğiniz için demokrasiye düşmansınız!

Çağdaşlığa, bilime, eğitimli Türk Bürokrasisine düşmansınız!

Harun olacağız diye gelip Karun olduğunuz için, helal kazanca düşmansınız!

Türkiye’nin dünya tarafından itibar gören bilim adamları ile hiç konuşmadınız!

Saray sofrasına Cübbeli Hoca-Fesli Şarlatan gibi zavallıları davet ettiniz!

Kibre, şatafata, gösterişe kapılıp, geçmişinizi unuttunuz!

Ne oldum delisi gibi oldunuz!

Herkesle kavga ettiniz, suçu başkalarının üzerine attınız!

Avrupa Birliği ülkelerinde bir tane dost bırakmadınız!

15 gün önce ABD ile “Hiç olmadığımız kadar yakınız” dediniz!

Ne kadar yakın olduğunuzu, Kürt Devletinin kurulmasında ve vize uygulamasında gördük!

Aynı menzile sahip olduğunuz FETÖ’nü siz yarattınız!

Çözüm Süreci diye, PKK’nın bitini siz kanlandırdınız!

IŞİD’in Türkiye’yi askerlik şubesi olarak kullanmasına izin verdiniz!

Tarikatların, Bakanlıkları paylaşmasına sebep oldunuz!

İç barışı ciddi tehlikeye attınız!

Ekonomiyi perişan ettiniz. Sürekli yalan söylediniz!

Türk Milletini boğazına kadar borçlandırdınız!

Haraç ve haram parayla medya grubu satın aldınız!

Üç-beş yandaş müteahhidi zengin etmek için, sırtımıza 25-30 yıllık borçlar yüklediniz!

Elinize yüzünüze bulaştırdınız! Esad kardeşimdir, gidin Suriye ile iş yapın dediniz, servetlerimizi Suriye’ye gömdük!

Nato’nun Libya’da ne işi var izin vermeyiz dediniz, Libya’da iş yapan herkes battı! Mısır’da-Irak’ta sizin hatalarınızdan dolayı iş adamları milyarlarca lira batırdılar!

Tüm bunlar sizin iş bilmezliğinizden, cehaletinizden, kötü niyetli oluşunuzdan, kendinizi Türk Milletinin bir ferdi saymadığınızdan, yabancılarla pis işlere bulaşmanızdan oldu.

Israr ederseniz, başımıza daha büyük belalar saracaksınız.

Biliyorum dinlemeyeceksiniz! Çünkü daha önceleri de dinlemediniz! Her seferinde yanılan, çuvallayan siz oldunuz ama acıları çeken hep Türk Milleti oldu! Sadece son beceriksizliğiniz yüzünden Türk Milleti bir haftada yüzde on fakirleşti!

“Çözüm Süreci” ihanet sürecidir” dedik, siz TOBB Başkanını “Akil Adam” yaptınız. “BOP Eşbaşkanlığını bırak” dedik, siz ABD Askerleri için dua ettiniz.

“Suriye’ye bulaşmayın” dedik, siz Türkiye’nin güney sınırını IŞİD koridoru yaptınız. “Barzani haindir PKK işbirlikçisidir” dedik, siz katili “Onur Konuğu” yaptınız!

“FETÖ Türkiye’nin düşmanı CIA uşağıdır” dedik, se



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>