YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







TÜRKİYE’NİN TEKNOLOJİK GİRİŞİMCİLİK DÜNYASI
Yazar: HAMİT SERBEST | Tarih: 19/08/2017 | Saat: 07:49

2000’li yıllara gelirken farklı illerde farklı isimlerle sivil inisiyatif olarak başlayan girişimcilik/yenilikçilik yarışmaları gibi etkinliklerle anılan “teknolojik girişimcilik” çalışmalarına kamu 2008 yılından itibaren katıldı. Önce Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Teknogirişim destek programını başlattı. Ardından TÜBİTAK da Teknogirişim Sermayesi destek programı açtı ve bir müddet her iki kurum farklı kurgularla bu destekleri sürdürdü. 2011 yılında şemsiye yapı olarak Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kurulması farklı yapılardaki tekrarların önleneceği ümidini doğurdu ama bu hemen olamadı. Bu arada, 2008 yılında YÖK Başkanı tarafından ülke gündemine sokulan teknoloji transferi çalışmalarının hangi kurum tarafından yürütüleceği tartışılıyordu. YÖK, Bakanlık ve TÜBİTAK arasındaki paylaşımda TÜBİTAK yetkilendirildi ve 2012 yılı sonunda TÜBİTAK 1513 Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) destek programı çağrısını yapmasıyla “teknoloji transferi” dünyasına da adım atmış olduk.

TÜBİTAK 1513 Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) Programınca desteklenecek her üniversiteye beş yıl müddetle her yıl 1 Milyon TL hibe destek verilecekti. Haliyle, tüm üniversitelerin rektörlerini TTO açma hevesi kapladı ve program üniversite ile sanayi arasındaki işbirliği arzusunun bir virüs gibi ülke geneline yayılmasını sağladı. Dolayısıyla, Türkiye’de kamunun ana oyuncu olarak yer aldığı girişimcilik serüveni için bir Milat belirlenecekse, bu tarih bence 2012 yılı sonlarına doğru başlatılan TTO Programıdır diyebilirim.

Destek karşılığında TTO’lardan beklenen ise bağlı oldukları üniversitedeki öğretim üyelerinin özgün buluşlarını ortaya çıkarmak, bunları koruma altına almak ve ticarileştirmek idi. Yani, üniversitelerden çıkacak sınai mülkiyet haklarını ekonomik değere dönüştüreceklerdi. Bakanlık, YÖK ve TÜBİTAK yönetimleri de bu süreçlerin sonunda ülkemizin çok gelir elde edeceğine inanıyorlardı. ABD’den verilen örnekler, ne yazık ki sadece, MIT ve Stanford,… gibi teknoloji transferi konusunda büyük başarı gösterebilmiş üniversitelere aitti. Kısa sürede bizde de gerçekler görülmeye başlandı ve teknoloji transfer ederek para kazanmanın kolay bir iş olmadığı anlaşıldı. Zorunlu olarak sahaya yeni oyuncular, yeni araçlar çıkarıldı: Üniversitelerde Girişimcilik Sertifika Programı, Teknogirişim Sermayesi Destek Programı Bakanlığın Teknogirişim Programı ile de birleştirilerek BiGG – Bireysel Genç Girişimci Programı, BiGG – Bireysel Genç Girişimci Programı 1. Aşama Uygulayıcı Kuruluş Programı, Girişimcilik Ve Yenilikçilik Yarışmaları Programı, Girişimcilik Ve Yenilikçilik Eğitim Ve Araştırma Faaliyetlerini Destekleme Programı, Girişim Sermayesi Destekleme Programı (GİSDEP), Bireysel katılım yatırımcısı (BKY), Bireysel katılım yatırımcısı ağı… gibi. Hala, yeni destekler çıkarılmaya da devam ediliyor, örneğin TGB’ler bünyesinde TTO Destekleme Programı ve TBMM’de yeni kabul edilen Üretim Reformu Yasası kapsamında “Üniversitelerin TTO AŞ” kurmalarına imkan veren düzenleme.

Girişimcilik dünyasına sunulan bu destek çeşitliliği doğal olarak her kesimde büyük bir ilgi yarattı. Neredeyse her üniversite, her TGB her TTO girişimcilik yarışmaları düzenliyor, kuluçka, hızlandırıcı,… gibi birimler açıyor. Girişimcilik adına yeni dernekler, vakıflar kuruluyor. Yabancı girişimciler de farklı yapılarla bu sisteme katılıyorlar veya öncülük yapıyorlar. Sistemde mentorlar, kuluçkalar, yurtdışı kuluçka ofisleri, hızlandırıcılar, yatırımcılar, çekirdek sermaye, venture capital, … gibi bir çok aktör var. Sahada bulunan bu kadar aktör karşısında bizim gençlerimiz öncelikle fikirlerini kabul ettirmeye çalışıyorlar, olmazsa girişimcilik adına bir şeyler öğrenmeye veya bir yer kapmaya çırpınıyorlar.

Başarabiliyorlar mı diye soracak olursanız, ne yazık ki çok çok az bir kısmı. Kesin rakamı bilmemekle birlikte, her yıl 10.000 civarında insanımızın girişimcilik-yenilikçilik süreçlerinin parçası olduğunu düşünüyorum. Bu girişimcilik dünyasında üstü kapalı biçimde de olsa “başarı” tanımı “yabancı yatırımcıdan destek alabilmek” olarak yapılmış durumda. Her yıl bu gençlerin 5 tanesi bu tanıma göre “başarmış” olsalar, geriye kalan 9.995 kişi BAŞARISIZ… İstatistiksel olarak 3.000 yeni fikirden sadece 1 tanesinin başarılı olduğu, bu durumun girişimciliğin zaten doğasında bulunduğu,… gibi argümanlar bana çok kuru ve acımasız geliyor. Sözünü ettiğimiz rakamlar “insan”, o nedenle bu sayılar sadece bölünüp çarpılarak oranlar hesaplanacak kadar basit şeyler değil. Bir düşünün, bu insanları girişimcilik yoluna sokmak ve o yolda tutabilmek için yapmak zorunda kaldıklarımızı. Ve farkında olmadan, bunu başarabilmek için o genç yüreklerde, beyinlerde yarattığımız beklentileri!..

Sonrasında ise bu maceralı birliktelik bir yere kadar devam ediyor ve bir an geliyor gençle yollar ayrılıyor. O ana kadar gencin çevresinde olan ön-kuluçka/kuluçka/hızlandırıcı yöneticisi, mentoru, melek yatırımcısı,… gibi arayüz yapıları ve kişileri arkalarını dönüp kalan işlerine gidiyorlar.

Peki, girişimci? Artık, tek başına ve hayatını nasıl sürdürebileceğine dair hiçbir bilgisi yok.

Halbuki, girişimcilerin “başarılı” kabul edilmeleri için mutlaka yabancı yatırım almaları gerekmez. Kamunun hibe destekleri de göz önüne alındığında yerli yatırımcı bulma şansı çok daha yüksek olabilir. Ancak, girişimcinin bunu yapabilmesi için arayüz kişilerin/yapıların girişimcilerin fikirlerini/buluşlarını yerli sanayi ile buluşturma gayreti göstermeleri gerekir. Bir girişimciye, kendine gelecek olarak görebileceği seçenekler:

·   Buluşu ilgi alanına girebileceği sektördeki yerel işletmelere ulaşmak,

·   Başarılabilirse, o fikri/buluşu sanayicinin kendi işletmesinde kullanmak için doğrudan yatırımcı olmasını sağlamak,

·    KOSGEB, TÜBİTAK desteklerinden yararlanmak,

·    Sanayici ile ortaklık kurmak veya buluşunu satıp çıkmak,

·    Bu yapılamazsa, geliştirdiği know-how ile hizmet satmak,

·    Diğer…

olduğunu göstermek gerek. Buradaki “diğer” başlığının altına neler girebileceğini söylemek mümkün değil. O güne kadar kimsenin aklına gelmeyen bir sonuç da yaratılabilir.

Bunların hiç birisinin olmadığını veya girişimcinin özel koşulları nedeniyle yapılamadığını varsayalım. Kamuda veya özel sektörde maaşla çalışan eleman olabilir; ki, iş bulma konusunda o güne kadar yaptığı çalışmalardan edindiği bilgi ve girişimcilik kültürünün çok yardımını görecektir. Böyle bir kişi tipik bir memur gibi çalışamayacaktır, zaten akranları arasında fark yaratmasını sağlayacak en önemli özelliği de bu olacaktır. İşletmelerin de bu özelliklerde ve kültürde çalışanlara ihtiyacı olduğu da biliniyor.

Dolayısıyla; ülkemiz açısından kimin kazanan kimin kaybeden olduğunu mutlaka tanımlamak gerek. Öncelikle, bu süreçlerin aktörleri olarak arayüz kişileri/kurumları birlikte çalıştıkları girişimcilere ilk dakikadan itibaren karşılaşabilecekleri seçenekleri göstermeli ve anlatmalı. Ayrıca, bir yandan yabancı yatırımcılara ulaşmaya çalışırken bir yandan da yerli sanayide talep yaratılmasına gayret göstermeli. Ne yazık ki; yeni talep yaratmak kolay bir iş değildir ve arayüz kişileri/kurumları talebin bol ve çeşitli olduğu yabancı sermaye kesimini hedef olarak görmektedir. Kamu kurumları; bir yandan DCP - Diffusion Capıtal Fund, ACT – Accelerating the Commercialization of Technology ve “TTH-Teknoloji Transferini Hızlandırma (Türkiye) Projesi” gibi yapılarla Türkiye’de yabancı yatırım kuruluşlarının destekleriyle “girişim sermayesi” oluştururken diğer yandan da Uluslararası Kuluçka Merkezi ve Hızlandırıcı Destek Programı ile ülkemizde gerçekleştirilen teknolojik ürünlerin uluslararası pazarlarda yer almasını sağlamaya çalışmaktadır.

Bu yazıyla, ülkemizdeki “girişimcilik ekosistemi” mevcut durumu ile kısaca tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu modellerin birebir ülkemize ulusal/yerel kaynaklarla uygulanabilirliği ise ciddi bir tartışma konusudur.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>