YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







14 Haziran 2017 - MEDYADAN ALINTILAR
Yazar: ERCAN TEZER | Tarih: 14/06/2017 | Saat: 22:10

Son dakika haberi... Kılıçdaroğlu: Yarın 11:00’da Güvenpark’ta olacağım

http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/son-dakika-haberi-kilicdaroglundan-berberoglu-aciklamasi-1895184/

CHP'li vekil Enis Berberoğlu'nun 25 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanmasının ardından, CHP lideri Kılıçdaroğlu MYK toplantısı sonrası önemli açıklamalarda bulunarak, "Yarın saat 11:00'de Güvenpark'ta olacağım. Elimde sadece bir pankart olacak. Üzerinde sadece 'Adalet' yazacak... Yarın saat 11:00'de Güvenpark'ta olacağım yürüyüşümüzü başlatacağım" dedi.

 GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI (14 HAZİRAN  2017)

https://www.chp.org.tr/Haberler/50/genel-baskan-yardimcisi-ve-parti-sozcusu-bulent-tezcanin-basin-aciklamasi-14-haziran-2017-60047.aspx

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:

Değerli arkadaşlar hepiniz hoş geldiniz. Türkiye terörün doğurduğu acılarla boğuşmaya devam ediyor. İçinde bulunduğumuz haftada da içerde ve dışarıda terörün ülkenin geleceğine dönük tehditleri ve yarattığı problemlerle ne yazık ki mücadele etmek zorunda kalıyoruz.

TÜRKİYE BUGÜN SIFIR TERÖR NOKTASINDAN SIFIR HUZUR NOKTASINA GELMİŞTİR

Değerli arkadaşlar, terör siyasete ambargo koyan bir noktaya geldi. Siyaseti tıkayan, siyaset yapma imkanını yok eden, bloke eden bir başka araç olarak çözümsüzlüğün merkezi haline geldi. Bugüne kadar terörle uzun yıllardan bu yana mücadele eden bir ülke olarak bu konuda tecrübesi bu kadar geniş ve derin birikimi olan bir ülke olarak hala terör konusunda ciddi sorunlar yaşamamızın arkasındaki, arka planındaki gerçek sebep ne? Mutlaka birçok sebep vardır ama en temel sebeplerden birisi hiç unutulmamalıdır ki, 15 yıllık AK Parti iktidarıdır. 15 yıllık AK Parti iktidarı terör üretmiştir. 2002 yılında iktidara geldiklerinde sıfır terörle aldılar ülkeyi. Bugün Türkiye sıfır huzur noktasında. Türkiye bugün sıfır terör noktasından sıfır huzur noktasına gelmiştir. Bunun sebebi ne? Bunun birçok sebebi olabilir ama temel bir sebebi var AK Parti terörü bir siyaset stratejisi olarak kullanmıştır. İktidara geldiği günden buyana terörü bir siyaset stratejisi olarak kullanan bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Problemlerin derinleşmesinde bu çok önemli bir faktördür. AK Parti iktidara geldiği günden bu yana devleti yönetilecek bir alan olarak görmemiştir. Devleti ele geçirilecek bir alan olarak görmüştür. İşte devleti ele geçirilecek bir alan olarak gören bu anlayış devletle ve cumhuriyetle husumeti olan terör örgütleriyle ittifak yapmakta bir beis görmemiştir. Problemin temelinde bu esaslı yaklaşım sakatlığı,  arızası var.

İHVAN MERKEZLİ BİR TEK ADAM REJİMİ

Bu çerçevede belli başlı terör örgütleriyle cumhuriyet husumeti ekseninde bir temel ittifak oluşturmuştur. FET֒yle cumhuriyeti yıkma anlaşması yaptılar, iktidar bloğu oluşturdular. Bölücü terörle Türkiye’de federasyon anlaşması yaptılar, bir başka problem alanı yarattılar. Bölücü terörün bir hedefi vardı bu anlaşmada kendi siyasi ikbali, geleceğiyle ilgili. FET֒nün bir hedefi vardı kendi geleceğiyle ilgili. Peki AK Partinin bu ittifaklardaki hedefi neydi? Tek bir hedefi vardı. Tek bir hedefi ihvan merkezli bir tek adam rejimi kurmak. Türkiye’de ihvan merkezli bir tek adam rejimi kurmak üzerine bütün siyaset projesini bugüne kadar şekillendirmiş bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Bu anlaşmaların sonucunda FETÖ devleti ele geçirdi, bölücü terör örgütü de alan hakimiyeti kazandı. Acıyı kim çekti? Acıyı milletin kendisi çekti. Bir taraftan FET֒cü terörist darbe girişimi, bir taraftan da bölücü terörün Türkiye’yi getirdiği nokta.

Peki değerli arkadaşlar, bu ittifaklar tek adam rejimi yaratma konusunda AK Partiye istediği fırsatı verebildi mi? Hayır. Bu ittifaklara rağmen arzu ettiği sonucu alamadı, alamadılar. İşte onun için bir yeni anlaşmaya ihtiyaç duydu. Bu terör örgütleriyle ittifaktan tek adam rejimi yaratma konusunda beklediği sonucu alamayan Ak Parti siyaseti bir yeni ittifak arayışı içerisine girdiğinde karşısına Sayın Bahçeli çıktı. Bu sefer üçüncü anlaşmayı Sayın Bahçeli’yle yaptı. Ama bu anlaşmanın bir farkı vardı, bu anlaşma bir terör örgütüyle yapılan anlaşma değildi. Bu anlaşmanın kılıfı, görüntüsü özellikle bahanesi teröre karşı devletin bekasını savunma bahanesiydi. Ama Ak Parti açısından hedef değişmiyordu. Bu yol ayrımında Sayın Bahçeli’yle yapılan ittifakla yine Türkiye’de ihvan merkezli bir tek adam rejimi kurma projesine devam etti.

Değerli arkadaşlar sonuca hepimiz biliyoruz, bir gayrimeşru seçimle ulaşma konusunda epey bir yol aldılar. 16 Nisan mühürsüz referandumu ile bu gayrimeşru olan seçimle bir gayrimeşru düzen yaratma konusunda bir hayli mesafe aldılar.

TERÖRDEN İKTİDAR ÜRETME PEŞİNDELER

Değerli basın mensupları, referandum öncesini bir hatırlayalım. Ne diyorlardı referandum öncesinde? Referandumda “Evet” propagandası yaparken Ak Partililer bütün yetkili kadroları söyledikleri bir şey vardı, “Evet” çıksın terör son bulsun. “Evet” çıktı, çıkmadı da çalındı sandıkta. Terör son buldu mu? Hayır. 16 Nisan’dan bu yana sadece 16 Nisan’dan bu yana 70’e yakın şehidimiz var. Hala yüreklerimiz kanıyor. 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım öncesinde ne diyorlardı? Bizi tek başımıza iktidar yapın bu teröre son verelim diyorlardı. Millet 1 Kasım’da tek başına iktidar yaptı terör durdu mu? Hayır. Ne oldu? Yüzlerce şehit cenazesi hala yüreğimizi kavuruyor. Bitti mi? Bitmedi. Peki böyle giderse biter mi? Ak Parti iktidarının bu anlayışı devam ettiği sürece ne yazık ki biteceği gözükmüyor. Çünkü terör onların siyaset stratejisinin bir parçası haline gelmiş. Sürekli olarak terörden iktidar üretme peşindeler. Bugüne kadar ne yazık ki belli ölçülerde bu konuda başarısız olduklarını söylemekte mümkün değil. Terörü önleme konusunda başarısızlar ama terörden iktidar üretme konusunda ne yazık ki başarılı bir çizgi izliyorlar. Bu kötü gidişin değişmesi gerekiyor.

İKTİDAR BİR DARBE FIRSATÇILIĞIYLA BAŞKA BİR DÜZEN YARATMANIN PEŞİNE GİTTİ

Değerli arkadaşlar, tek adam rejimi yaratma projesinde, ihvan merkezi tek adam rejimi yaratma sürecinde en önemli kavşak noktalarından birisi 15 Temmuz darbe girişimiydi. 15 Temmuz darbe girişimi oldu 15 Temmuz darbe girişimine karşı parlamentosuyla, siyaset kurumuyla, iktidarıyla, hükümetiyle, muhalefetiyle herkes bir arada, birlikte direndik. Demokratik parlamenter sistemi demokrasiyi koruma konusunda birlikte direndik ama 15 Temmuz’un sonucunda iktidar bir darbe fırsatçılığıyla başka bir düzen yaratmanın peşine gitti. Bir yeni darbeyle milleti karşı karşıya bıraktı. 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki bütün gerçekler ortaya çıksın diye TBMM araştırma komisyonu kurulmasını istedik. Ak Parti ısrarla bu komisyondan kaçtı. Önce kurulmasını engellemeye çalıştı, ondan sonra üye vermedi, ondan sonra çalışmasını bloke etti, ondan sonra raporun verilmesini bloke etti. En son kaçacak yeri kalmadı neredeyse 1 seneye yakın zaman geçti, en sonunda çıkardıkları rapor taslağı bu, komisyonun başına FETÖ muhabbetiyle bilinen maruf bir şahsı getirdiler. Komisyonun bütün çalışmaları 15 Temmuz darbe girişiminin siyasi ayağını yok etmeye dönük çalışmalardı. Bu rapor o rapor. Bu rapor 15 Temmuz darbe girişiminin siyasi ayağını yok etme, gizleme, saklama raporu. Bu raporda arkadaşlarımızın muhalefet şerhi, bu rapor 302 sayfa 15 Temmuz darbe girişiminin kontrollü bir darbe olduğunun çok net anlatımı bu raporun içerisinde, oturup bu raporu okusunlar. Bütün süreci değerlendiriyor. Evet, 15 Temmuz ne yazık ki bir kontrollü darbe girişimine dönüşmüştür. Kontrollü darbe demek bu bir tiyatrodur demek değildir. Kuşkusuz bu bir tiyatro değildi, bu senaryosu önceden yazılmış oynanan bir oyun değildi, kuşkusuz gerçek bir darbe girişimi teşebbüsü vardı ve o gerçek darbe teşebbüsünün örgütü, merkez örgütü Fethullahçı terör örgütüdür. Bunla ilgili bir tereddüt yok, bunu başından beri söylüyoruz. Ama ortada başka bir gerçek daha var, bu Fethullahçı terör örgütünün darbe girişimi öngörülmüştür, önlenmemiştir, sonuçlarından yararlanılmıştır. İşte kontrollü darbenin tarifi budur. Önceden istihbaratı alınmış, öngörülmüş ama önlemek için zamanında yeterince önlem alınmamış, tabiri caizse salalım bakalım nereye kadar gidecekse anlayışıyla ucu salınmış ve sonuçlarından da bir yeni darbe yaratmak üzere yararlanılmıştır. Hangi darbeyi yaratmak üzere? 20 Temmuz darbesini yaratmak üzere, OHAL darbesini yaratmak üzere. Burada anlatılıyor, darbenin kadrolarını, 15 Temmuz darbe girişiminin kadrolarını devlete yerleştiren Ak Parti iktidarıdır. Devlete bu darbenin düzenleyicisi, planlayıcısı olan kadroları Ak Parti iktidarı yerleştirmiştir devlete. Bunun bir siyasi sorumluluğu, bunun bir hukuki sorumluluğu, bunun bir adli sorumluluğu olmayacak mı? Olmak zorunda. Bütün demokrasilerde ve hukuk devletlerinde bunun sorumluluğu olacak, olmak zorunda. Bugün demokrasiyi yok ettikleri için belki sorumluluktan kurtulacaklarını sanıyor olabilirler ama Türkiye tarihi boyunca demokrasi çizgisinde kırılmalar yaşasa bile güçlü bir demokrasiyi kurma potansiyeline sahiptir, o süreçte bunun hesabını erecekler.

20 TEMMUZ OHAL DARBESİ

İstihbarat alınmıştır, önlem alınmamıştır. Daha öncede söyledim ve bu yapılan işin bedeli 249 şehit, 2301 gazidir. Kontrollü darbenin bedeli 249 şehit, 2301 gazidir yazık değil mi? Böyle bir devlet sorumluluğu, böyle bir iktidar sorumluluğu olur mu? Bundan yararlanıp bir yeni darbe yaptılar, 20 Temmuz darbesi, 20 Temmuz OHAL darbesi. Sonuçlarından yararlanılarak, 15 Temmuz darbesinin sonuçlarından yararlanılarak Türkiye bir yeni darbe sürecinin içerisine girdi. Bugün içinde bulunduğumuz süreç bir yeni darbe sürecidir. 15 Temmuz darbesi tamamlanamamıştır, girişim hayırlı bir biçimde milletin direnciyle akamete uğratılmıştır. Ama 20 Temmuz darbesi ne yazık ki başarıya ulaşmıştır. Türkiye 1 yıla yakın bir zamandır, 11 aydır bir darbe süreci ve yönetimi altında yaşıyor. Her darbe kendi hukukunu yaratır değerli arkadaşlar işte bu 20 Temmuz darbesi de kendi hukukunu yaratmıştır. 20 Temmuz darbesinin hukuku 16 Nisan mühürsüz seçimiyle ortaya çıkan gayrimeşru anayasadır. Her darbenin anayasası nasıl oluştuysa 20 Temmuz darbesinin anayasası da, hukuku da 16 Nisan’daki gayrimeşru anayasadır.

Darbenin siyasi ayağını gizlemek için çok özel bir çaba harcıyorlar. Söyledik, rapordan tutun bütün yargılama süreçlerinde aldıkları önleme kadar. Darbenin siyasi ayağı özellikle gizleniyor çünkü darbenin siyasi ayağı bugün ne yazık ki OHAL yetkilerini kullananlardır. Olağanüstü hal yetkilerini kullananlar bu darbenin siyasi ayağıdır.

ÇEKİN KİRLİ ELLERİNİZİ GAZETECİLERİN TEMİZ KALEMLERİNDEN!

Değerli arkadaşlar, gazeteciler tutuklu. Sözcü gazetesinden Gökmen Ulu, Mediha Olgun yaptığı haberler nedeniyle tutuklu. Sözcü gazetesi FET֒nün en revaçta olduğu dönemde bunların FET֒nün önünde haşa secdeye eğildiği dönemde FET֒ye karşı en cesaretli manşetleri atan yayın organlarımızdan birisi. Gazete muhabirleri FET֒cü diye tutuklu. Anlaşılır gibi değil. Cumhuriyet Gazetesi yazarları tutuklu, gazeteciler tutuklu, aydınlar tutuklu. Yaşamının hiçbir döneminde yolu FET֒yle kesişmemiş olanlar tutuklu. Ama FET֒ye övgü düzenler serbest. Bir kayınpeder – damat hukuku oluştu. Türkiye’de bir kayınpeder – damat hukuku oluşturuldu ve bu şekliyle gazeteciler tutuklanırken kayınpeder ve damatlar vasıtasıyla damatların salıverildiği bir tabloyla karşı karşıyayız.

Hükümete sesleniyorum, darbenin siyasi ayağına sesleniyorum. OHAL yetkilerini kullananlara sesleniyorum. Çekin kirli ellerinizi gazetecilerin temiz kalemlerinden. Bulaşmayın oraya. Orayı kirletme çabanızdan vazgeçin.

KORUNMASI ZORUNLU BİR İŞBİRLİĞİNİN İTİRAFIDIR KAYINPEDER – DAMAT HUKUKU

Değerli arkadaşlar, aslına bakarsanız kayınpeder – damat hukuku darbenin siyasi ayağının fotoğrafıdır. Bu fotoğrafa baktığınız zaman darbenin siyasi ayağını görürsünüz. Niye? Çünkü korunması zorunlu bir işbirliğinin itirafıdır kayınpeder – damat hukuku. Korunması zorunlu bir işbirliği var aralarında bunun itirafıdır. Beraber yürüyenlerin sus payıdır birbirlerine. Beraber yürüdüler bu yollarda şimdi beraber örtmek zorundalar bu kusurları. Onun için darbenin siyasi ayağını gizlemenin fotoğrafı tam da kayınpeder – damat hukukundadır. Oralara baktığınızda ilişkilerin nerelerden geldiğini görürsünüz. Oralara baktığınızda ilişkilerin neresini ipin hangi ucunu tutarsanız kime ulaşacağınızı bilirsiniz. O yüzden sus payı vermek için birbirlerini koruma ve kollama sürecine girdiler.

Şimdi bütün bu tablonun sorumlusu AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan dün meclisteki grup toplantısında çıkmış Sayın Genel Başkanımızın kılavuzunu arama derdine düşmüş. Kılavuz – karga muhabbeti başlatmış. Bir kılavuz – karga arama peşinde.

ERDOĞAN’IN KILAVUZLARI

Değerli arkadaşlar, bizim kılavuzumuz bellidir. Sayın Erdoğan hiç merak etmesin bizim kılavuzumuz hayatta en hakki mürşit ilimdir diyen anlayışın ta kendisidir. Onlar bunu bilmezler. Onlar ihvan kültürü ve anlayışıyla yetiştikleri için ve bu anlayışı yerleştirme inancında oldukları için, çabasında oldukları için bunu bilmezler. Ancak eğer kılavuz – kargayı hatırlayacaksak onların kılavuzlarını şöyle bir hatırlamakta yarar var. Eğer Sayın Erdoğan bir kılavuz arayışındaysa bu milletin Sayın Erdoğan’ın kılavuzlarının kim olduğunu hatırlamasında yarar var. İsterse beraber bir hatırlayalım.

Bir; Hikmet Yar. Hikmet Yar’ın dizinin dibine çöküp feyz alan Sayın Erdoğan değil midir? Birinci kılavuz.

İkinci kılavuz; Fethullah Gülen. Gök ne verdide yer kabul etmedi diye ağzını doldura doldura konuşan Sayın Erdoğan değil midir? Fethullah Gülen’i Gök makamına, kendini yer makamına koyan. Gel artık bitsin bu hasret diye çağrı yapan Fethullah Gülen’e sen değil misin? Geldi işte. Bombalarıyla geldi, ihanet şebekeleriyle geldi. Çağırıyordun gel gel diye. Önce devletin içine yerleştirdin ondan sonra da gel diye yaptığın çağrıya TBMM’nin tepesine attığı ihanet bombalarıyla geldi. Kılavuz arıyorsan kılavuzlar burada.

Başka kılavuz? Var başka kılavuz da. Terörist başı Öcalan Erdoğan’ın kılavuzu değil miydi? Sayın Öcalan diyen Erdoğan’ın kendisi değil miydi? Müzakere masası kurmadınız mı? İmralı’yla Kandil arasında devleti postacı yapmadınız mı? Ondan sonra o hat üzerinde mektup getirip götüren, sizin izninizle mektup götürüp getiren siyasetçileri şimdi niye mektup götürdün diye yargılamıyor musunuz? Düğün, dernek yapar gibi seyyar mahkemeleri siz kurmadınız mı? Davul zurnayla siz karşılamadınız mı? Kılavuz arıyorsanız kılavuz burada.

Kılavuz arıyorsanız dördüncü kılavuz, Erdoğan’ın kılavuzu Barzani değil mi? Şimdi bağımsızlık referandumu yapacağım diyor kıyameti koparıyorsunuz. Kılavuzunuz değil miydi? AKP kongresine çağırıp da Türkiye seninle gurur duyuyor diye alkışlatıp tezahürat yapmadınız mı?

Türkiye bugün geldiği noktada şöyle bir ufuk turu yaptığımızda görüyoruz ki, bütün problemlerinin arkasında temel bir esaslı problemi var Türkiye’nin. O problem de AK Parti iktidarı ve AK Parti anlayışıdır. Türkiye bütün problemlerini çözebilmesinin yolu AK Parti iktidarından kurtulmaktan geçiyor değerli arkadaşlarım. O günlerde yakın olduğunu biliyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. Sorularınız varsa sorularınızı alabilirim.

Soru- Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı dün parti kurulunda içtüzük bitmeden tatil edilmemesi talimatını verdi. Bir içtüzük çalışması var ancak bu çalışmaya CHP’nin katılmayacağını... Siz hem olası içtüzük çalışması muhalefetin sesinin kısılacağı anlaşılıyor. Siz içtüzük çalışmasını nasıl değerlendirirsiniz? Birde içtüzük bitmeden tatil olmayacağı çıkışına ne dersiniz?

Bülent TEZCAN- Şimdi tabi önce buradaki çarpıcı olan nokta şu; Sayın Erdoğan sadece AK Parti Genel Başkanı değil demek ki Milliyetçi Hareket Partisini de çantada keklik görüyor ki sadece kendi partisine değil, Milliyetçi Hareket Partisine de talimat verdi dün. Beraber yaparız bu işi dedi. Demek ki, ihvan merkezli tek adam rejimini oluşturan gayrimeşru anayasayı birlikte nasıl yaptılarsa o gayrimeşru anayasanın gayrimeşru içtüzüğünü de birlikte yapabilecekleri inancı var Sayın Erdoğan’da AK Parti Genel Başkanında. Milliyetçi Hareket Partisini demek ki çantada keklik diye görüyor. Ben bilmiyorum kendileri karar verirler çantada keklik olup olmadıklarına. Ama içtüzük bu anayasa değişikliği TBMM’yi fiilen yok etme anayasa değişikliğidir. Bu anayasa değişikliğini uyum çerçevesinde yapılacak içtüzükte TBMM’yi fiilen yok etme, mezara gömme, üzerine son çiviyi çakma, tabutun üzerine son çiviyi çakma içtüzüğü olur. Biz bunun parçası olmayız. Ancak içtüzükte gerçekten milletvekillerinin etkin, muhalefetin etkin ifade ve söz hakkının etkin kullanılacağı bir çalışma yapılacaksa o çalışmaya daha öncede söyledik CHP her zaman katkı verir. Ama niyetin o olmadığını biliyoruz. Sızan haberlerden de biliyoruz ki, milletvekillerinin konuşmadığı, milletvekillerinin tartışmadığı, muhalefetin sesinin çıkmadığı, majestelerinin muhalefetinin mecliste bulunacağı bir parlamento arzu ediyorlar. Bu içtüzüğe bizden destek değil güçlü bir direniş gelir.

Soru- Gayrimeşru olduğunu iddia ettiğiniz 16 Nisan anayasa değişikliğini AİHM’e götüreceğinizi açıklamıştınız. Bu aralar tamamlanacak diye tahmin ediyoruz ama bir gelişme var mıdır?

Bülent TEZCAN- Var. Pazartesi günü dilekçe taslağını görüştük, arkadaşlarımız bir tekrar son halini verdiler. Bir iki rötuş yapılıyor. Bu hafta sanıyorum o rötuşler tamamlanır. Dilekçe taslağımız bitti. Ya hafta sonu, ya önümüzdeki hafta başında davayı açmış oluruz.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

TBMM’ye girince ilk olarak Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’la karşılaştım.

Fikri Işık, hafta sonu Yüksekova’da, Dağlıca’da askerlerimizle iftar ve sahurda bir araya gelmişti.

“Askerlerimizin moralini çok yüksek gördüm” dedi. “Yüksekova’da farklı bir şey gördüm, halkın özgüveni yükselmiş” diye konuştu. Milli Savunma Bakanı, sınır güvenliği ve üs bölgelerinde terörle mücadelede elektronik sistemlerin kullanılmaya başlandığını anlattı. Bu çok önemli bir nokta. ABD, Meksika sınırını zeplinlerle izliyor. Suriye sınırına duvar çekerek ciddi bir önlem aldık. Şimdi İran sınırına duvar çekiliyor. Milli Savunma Bakanı ise sınıra elektronik duvar ve üs bölgesinden söz etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı seçildikten sonra ikinci kez grup toplantısına geldi. İlk gelişinde ayrı bir heyecan dalgası vardı ama bu kez de kalabalıktı. Lider farkı tabii.

Erdoğan grup toplantısına girerken, 15 Temmuz’dan bu yana Silivri’de tutuklu olan Hava Harp Okulu öğrencilerinin aileleri yolunu kesti. 263 öğrencinin iddianamesinin hazırlanmadığını söyleyip Cumhurbaşkanı’ndan destek istediler. Erdoğan, “Konuyu bilmiyorum” dedi. AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın not almasını istedi. Ailelerle konuştum. Çocuklarının tutuksuz yargılanmasını, iddianamenin bir an önce hazırlanmasını talep ediyorlar.

ADALETİN DAMATLARLA İMTİHANI

 OHAL komisyonu nasıl çalışacak

 HÜRRİYET / 14 Haziran 2017 / Abdulkadir SELVİ

 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/ohal-komisyonu-nasil-calisacak-40489205

  Bu arada dün kaleme aldığım, “Adaletin damatlarla imtihanı” başlıklı yazısı üzerine çok sayıda milletvekili ve bakanla konuştum. Damatlar konusundaki rahatsızlık dikkatimi çekti. Bu iş vicdanları yaralamış.

Adalet Bakanlığı yetkilileri son bilgileri paylaştı. FET֒yle mücadele kapsamında 161 bin 693 kişi hakkında adli işlem yapılmış. Bunun 50 bin 344’ü tutuklu. Bakanlık yetkilileri sadece iki damadın serbest bırakılmadığını, şimdiye kadar 47 bin 136 kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını ifade etti. Sinek küçük ama mide bulandırıyor. İki damadın serbest bırakılmasının meydana getirdiği algı, toplumdaki adalet ve eşitlik anlayışını derinden sarstı.

Mahkemelerle ilgili bir gözlemimi bakanlık yetkilileriyle de paylaştım.

 Adil Öksüz’ün adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasından İstanbul’da bazı medya mensuplarının tahliye edilip aynı gece yeniden tutuklanmaları sürecinde yaşananlardan sonra mahkemeler, adli kontrol şartıyla serbest bırakma kararı vermekte zorlanıyorlar. Çünkü müthiş bir lince tabi tutuluyorlar. FET֒yle mücadele kapsamında yargılanan iki kesim var.

Darbe zanlıları. Ceza Yasamızda darbe suçu ömür boyu hapis cezası gerektiriyor.

Fetullahçı Terör Örgütü’ne üyelik. Yargının önünde acil olarak çözülmesi gereken sorun da burada düğümleniyor. FET֒ye üyelik nedeniyle suçlu bulunacak olanların tutukluk nedeniyle hapiste yattıkları süre doluyor. Mahkemelerin normalleşmesi lazım ki, bu konularda hukukun gereğini yerine getirmekte endişe etmesinler.

OHAL KOMİSYONUNUN KRİTERLERİ

Bu konuda bir gelişme de temmuz ayı itibarıyla çalışmaya başlayacağı açıklanan, OHAL komisyonu ile yaşanacak. Başında saygın bir hukukçu olan Selahattin Menteş’in bulunduğu komisyona başvuru kriterleri önümüzdeki günlerde Resmi Gazete’de yayınlanacak. Böylece OHAL komisyonuna nasıl müracaat edileceği belli olacak. Komisyondan çok büyük bir beklenti oluştu. Türkiye’ye nefes aldırması bekleniyor. Komisyonun saygınlığını vereceği kararlar belirleyecek. OHAL komisyonu açısından yeni bir bilgi daha. OHAL komisyonu çalışmalara başlamadan önce kararlarına mesnet teşkil edecek kriterleri belirleyecek. Bu kriterler kamuoyuna açıklanmayacak. Sadece komisyonun alacağı kararlara

 ışık tutacak. Komisyon dosyaları bu kriterlere göre ele alacak.

Bu kriterler ne olacak? Komisyon bu kriterleri belirlerken, sadece iç hukukumuzla sınırlı kalmayacak, AHİM kararlarından da yararlanacak. Çok önemli bir nokta. Çünkü kamudaki açığa alma ve ihraçlarda bu sorun yaşanıyor. Bir bakanlığın ihraç ettiğini diğer bakanlık açığa almakla yetiniyor. Norm birliği sağlanamadı. O nedenle OHAL komisyonunun dosyalara belirli kriterler ışığında bakacak olması önemli. Daha da önemlisi, bu kriterler belirlenirken, sadece iç hukukla yetinilmeyip AB müktesebatından da yararlanılacak olması.

 Deprem

 SÖZCÜ / 14 Haziran 2017 / Yılmaz ÖZDİL

 http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/deprem-2-1893983/

 17 Ağustos 1999.

Sabahın 7'si.

Çoluğu çocuğu evde bırakmış, yazı işlerindeki haber manyağı arkadaşlarımla birlikte gazeteye koşmuştuk. Sabit telefonlar kesik, cepler kaput, yollar kilit, viyadükler enkazdı, Adapazarı'na gidilemiyordu. Deprem bölgesinin dünyayla irtibatı kesilmişti.

*

Pilot muhabirimiz vardı, rahmetli Murat Öztürk... Ne idüğü belirsiz abuk sabuk tipleri gazeteci zanneden sayın ahalimiz farkında değildi ama, dünyanın en önemli hava fotoğrafçılarından biriydi Murat ağabey... Pırpır uçağı bisiklet rahatlığıyla kullanırdı, akrobasi pilotuydu.

*

Depremden hemen sonra sabah saat 5'te Hezarfen'den havalanmış, Gölcük üzerinden dalmış, felaketin üstünde dolaşıp, tıkır tıkır basmıştı deklanşöre... Uçağı yan yatırır, lövyeyi dizleriyle tutar, pencereyi açar, öyle çekerdi. Vakitten kazanmak için, yere inmemiş, filmleri naylon torbaya koymuş, olimpiyat stadının yanındaki tarlaya atmıştı. Biz de adeta paraşüt gibi süzülen torbayı kapmış, filmleri yıkatmıştık. Hep birlikte tarifsiz bir ızdırapla bakıyorduk ışıklı masada, inanılması güç manzaraya.

*

Taş üstünde taş kalmamıştı. Apartmanlar

Okullar Hastaneler Donanma

Hepsi çökmüştü.

*

Tripodla çeksen bu kadar net olamazdı. Kabus, bütün çıplaklığıyla gözümüzün önündeydi. Tam sayfa yetmedi, iki tam sayfa yayınladık. Türk basın tarihinde ilk kez bir fotoğraf 18 sütun yayınlanmıştı. Taa

uçaktan çekildiği için, Adapazarı'nın neredeyse yarısı sığmıştı tek kareye... İşte o anda, devasa büyüklükteki fotoğrafta, hepimizi derinden sarsan çarpıcı detayı farkettik.

*

Sadece camiler ayaktaydı!

*

Ertesi gün bölgeye gidip, kendi gözlerimizle de gördük, minaresi yıkılanlar, yamulanlar olmuştu ama, adeta nükleer bomba düşmüş coğrafyada sadece camiler ayakta kalmıştı.

*

Elbette uhrevi bir sonuç değildi.

Gayet dünyeviydi.

Kuldan korkmayan... Allah'tan korkmuştu.

Cami inşaatında malzemeden çalmamıştı.

*

Üç ay sonra aynı tabloyu Düzce'de gördük. Serçeparmağı kalınlığında demirlerle 10 katlı binaları dikenler, camilere kazma sapı gibi demir kullanmıştı. Gene bir tek camiler ayaktaydı.

*

Onbinlerce insanımız, kuldan kanundan çekinmeyen, sağlam cami yaparak Allah'ın gözüne girebileceğini düşünen hırsız-dindar zihniyetin kurbanıydı.

Ve dün...

Yine depremle irkildik.

Çok şükür can kaybımız yok.

Ucuz atlattık.

*

Mübarek ramazan günü, teravih kılarken tekrar düşünmek için bir vesile daha yani. Bina olur, rejim olur, devlet olur...

Hepsi temele dayanıyor, hepsini kolonlar taşıyor, aslında hepsi aynıdır. Hırsız-dindar olmaya devam ederek, ayakta kalabilmemiz mümkün değildir!

  Garantici dış politika ve Katar krizi

 STAR / 14 Haziran 2017 / Halime KÖKÇE

 http://www.star.com.tr/yazar/garantici-dis-politika-ve-katar-krizi-yazi-1227442/

 Evvelsi akşam TV kanallarından birinde iki eski büyükelçi konuşuyor. Bir tanesi sıklıkla "Biz diplomatlar" diyerek cümlesine başlıyor. Biz bu işleri sahadan biliyoruz, kitaplardan değil, imasıyla karşısındaki akademisyenlere üstünlük sağlamaya çalışıyor. Siz giderken biz o yollardan dönüyorduk havası basıyor.

Mesele bir eski diplomatın ego tatmininin ötesinde ve hayli ciddi. "İhvan bir kere Atatürk'e çok karşıdır" cümlesinin sığlığını da çok aşan bir kavrayış gerektirmekte.

Türkiye'deki emekli büyükelçi stokumuzun çoğunun bu görüşte olduğunu tahmin ediyorum; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun önerdiği Katar krizinde alınması gereken tutumun altında da bu sığ ideolojik ezber yatıyor.

"Bu krizin tarafı olmayalım" derken, Müslüman Kardeşler'i terör örgütü olarak görenlerin ve Katar'ı terörü finanse etmekle suçlayanların tarafında olduğunun farkın olmamak...

 Tarafsız olalım derken Arap halk hareketleri başladığından beri şiddet yanlısı selefi grupları destekleyerek bölgenin istikrarsızlaşmasının baş aktörlerinden olan Suud'un tarafında olmak...

Gözümüzün içine baka baka PKK-PYD terör örgütüne ordu kurarken terör örgütleriyle mücadele ediyormuş gibi davranan ABD'nin tarafında olmak aynı zamanda...

2012'den bu yana Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak işinin, son olarak da 15 Temmuz darbe girişimin yani FETÖ'nün finansörü olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin tarafında durmak.

Nasıl başarıyorlarsa bir kere bile Türkiye'nin tarafında olmamak...

***

CHP'nin terör konusundaki yaklaşımını biliyoruz; Gezi kalkışmasından bu yana illegaliteyi toplumsallaştırmak gibi bir işlev üstlendi. Türkiye'ye yönelen terör saldırılarında failleri-örgütleri işaret ederek karşı durmaktan imtina etti. Bu yüzden şehit cenazelerine katılamaz hale gelmiş birinden bahsediyoruz.

Şehit cenazelerinde değil de canlı bomba eylemcilerinin cenazelerinde boy gösteren vekillerin partisi oldu CHP...

Katar'ın teröre destek verdiğini söyleyerek yine gerçek terör destekçilerinin papağanlığını yapıyor.

Neden mesela; Almanya'nın DHKP-C ve PKK gibi terör örgütlerine desteğini bilmeyen kalmamışken, Alman Dışişleri Bakanı dahi Türkiye'ye gelmezden önce PKK'ya desteklerinin itirafı sayılacak laflar etmişken CHP cenahından bir kez dahi olsun Almanya'ya bu konuda açık bir uyarı gelmez?

Bu yüzden Katar'ın teröre destek verdiğini ve Türkiye'nin de bu yüzden Katar'ın yanında yer almaması gerektiği söylemek; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üst akıl dediği yapıya, tüm bu terör şebekelerini işine geldiği gibi kullanan, istediğinde terör istediğinde sivil toplum örgütü muamelesi yapan ve günün sonunda savaşın sahipsiz ve yurtsuz bıraktığı çocuklara değil sattığı silaha bakan terörün ağababalarına taraf olmaktır.

***

Ha bir de neme lazımcılar var. "Aman risk almayalım" diyenler. Garantici dış politikacılar... Kim güçlüyse onun yanında olalım ki bize bir şey olmasın diyenler. Terörün ağa babalarının şiddetini üstümüze çekmeyelim, zaten başımız dertten kurtulmuyor, iyisi mi başımıza kuma gömelimciler bunlar.

Çünkü Türkiye'nin son dört beş yılda başardıklarının farkında değiller. Bunun bir bağımsızlık mücadelesi olduğunu kavrayamıyorlar. FETÖ ile mücadelenin önemini idrak edebilmiş değiller. FETÖ'yü söküp atmak; terörün ağa babalarının, istediği zaman istediği ülkede darbe yapanların, bağımsızlığı için çabalayanlara diktatör deyip ramazan günü sabah namazında 1500 sivili kurşuna dizen darbeciye kırmızı halı serenlerin düzenine çomak sokmak demek.

50 yıldır besledikleri, büyüttükleri ve onun sayesinde hem Türkiye'ye hem de Türkiye'nin müspet imajı vesilesiyle Afrika'dan Kafkaslar'a dünyanın en büyük istihbarat ağını kuranların bu silahını Türkiye ellerinden alıyor şimdi.

Garantici dış politikadan yana olanların, aman risk almayalım diyenlerin çapını çok aşan şeyler bunlar.

 “Böyle habere” şapka çıkartılır

 T24 / 14 06 2017 / Yalçın DOĞAN

 http://t24.com.tr/yazarlar/yalcin-dogan/boyle-habere-sapka-cikartilir,17465

 “Ne FETÖ darbesi, ne PKK hainliği, ne üst aklın sinsi planları Türkiye’nin şahlanışını durduramadı”.

Helal olsun böyle “şahlanışa”!..

Bu alt başlık. Ama asıl gazetenin manşeti akıllara durgunluk veriyor, AKP iktidarının “muhteşem başarısını” selamlıyor.

Türkiye 2017’nin ilk çeyreğinde yüzde 5 oranında büyüyor. “Yandaş gazete”, büyüme rakamını açıklayan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin şu sözünden yola çıkıyor:

“Türk Ekonomisinin ilk çeyrekte ortaya koyduğu yüzde 5’lik büyüme performansına sadece şapka çıkartılır”.

Canikli’nin ağzından, ona gönderme yapmadan, yandaş medya manşeti patlatıyor:

“Böyle büyümeye şapka çıkartılır”.

Olayı biraz deşerseniz:

“Asıl böyle habere şapka çıkartılır”.

Türkiye bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 5 büyüyor, tamam da, büyümenin içeriği ve son yetmiş yıldaki büyüme oranlarına bakınca:

“Böyle yandaşlığa şapka çıkartılır”.

Yandaşlığın en güzel örneklerinden biri aziz Türk Medyasında yaşanıyor. Yandaşlar dün koro halinde benzer manşetler ve hatta alt başlıklarda yine benzer laflarla yüzde 5 oranındaki büyümeyi öve öve bitiremiyor. Bayram yapıyorlar.

Propaganda... Göbbels yaya kalır.

Bayramdan önce

Aslında bayram yapmakta haklılar. Çünkü:

2015’te büyüme hızı yüzde 3.4 gibi hayli düşük bir oran.

2016’da yüzde 4.5.

İki oran da, yetmiş yılın ortalamasının altında.

Şimdi 2017’nin ilk çeyreğinde yüzde 5’i görünce, gerek AKP, gerekse ona bağlı medya zil takıp oynuyor. Ama, oynamadan önce, ayakların yere basması için biraz ekonomi tarihine bakmak gerekiyor.

1946 ile 2014 arası

CHP milletvekili, Hazine eski Müsteşarı Faik Öztrak’ın ekonomi tarihi ile ilgili tespitleri var. Bunları Meclis Bütçe Plan Komisyonunda ya da basın toplantılarında dile getiriyor. Bunlardan biri tam günümüze denk geliyor:

“1946 ile 2014 arasında, çok partili demokratik hayata geçtikten sonra 47 ayrı hükümet göreve geliyor. 47 hükümet döneminde ve yaklaşık yetmiş yıl içinde Türkiye’de ortalama büyüme hızı yüzde 5.2.

Oysa, son iki yılda yüzde 4.5”.

Şu anda “şapka çıkartılan” büyüme hızı yetmiş yılın ortalamasının hala altında. Son iki yılda yüzde 4.5’lara düşen hız, ilk çeyrekte yüzde 5 olunca, AKP ve yandaş medya “buldumcuk” vaziyetinde.

Devamı var, yine Öztrak’ın hesaplamaları çerçevesinde:

“1946 ile 2014 arasında milli gelir her yıl ortalama 13.6 milyar dolar artarken, son iki yılda her yıl ortalama 39 milyar dolar azalıyor”.

Buna da şapka çıkartıyor musunuz?

Benzer tespitleri başka iktisatçılar da paylaşıyor, bu yönde makaleler hiç az değil.

Sanayi üretimi

Bu arada vurgulanması gereken bir başka olgu, sanayi üretimi.

2016’nın ilk çeyreğinde sanayi üretimi yüzde 5.6 artıyor.

Buna karşılık, ikinci çeyrekte yüzde 3.0, ikinci çeyrekte yüzde 3.1, dördüncü çeyrekte yüzde 2.0 düşüyor.

Bu yılın ilk çeyreğinde ise, sanayi üretimi artışı sadece yüzde 1.7.

O zaman bu büyüme hızının kaynağı ne?

Katma değer, yani ücret, faiz, rant ve kardan oluşan katma değer artışından kaynaklanıyor.

Ekonomik olarak, katma değer nasıl artıyor?

Ya maliyetler düşüyor ya kapasite artışı var.

Sanayide üretim düşerken, sanayide çalışan işçi sayısı da azalıyor.

2016’nın ilk çeyreğinde 75 bin, ikinci çeyrekte 18 bin, üçüncü çeyrekte 28 bin, dördüncü çeyrekte 37 bin ve bu yılın ilk çeyreğinde sanayide 25 bin daha az kişi çalışıyor.

“Çıkartılan şapkanın” altında bir de bu gerçekler yatıyor.

Makina ve teçhizat yatırımları

Bir ekonominin, sanayinin can damarlarından biri de, makina ve teçhizat yatırımları.

Oradaki rakamlar tam anlamıyla moral bozucu. Değil şapka çıkarmak, insanı kara kara düşündürüyor.

Makina ve teçhizat yatırımları 2016’nın ilk çeyreğinde yüzde 9.5 artıyor, harika. İkinci çeyrek yine idare eder, artış yüzde 0.5.

2016’nın üçüncü çeyreğinde yüzde 3.9 azalırken, dördüncü çeyrekte yüzde 0.4 azalıyor.

Büyüme hızı için “şapka çıkartılırken”, makina ve teçhizat yatırımları bir felaket, TÜİK verilerine göre, 2017’nin ilk çeyreğinde bu yatırımlar tam yüzde 10.1 düşüyor.

Milli gelir hesaplamaları

Hikayenin bir başka yönü daha var.

TÜİK yaptığı bir düzenlemeyle milli gelir hesaplarının temelini 1998’den 2009’a çekiyor. Devamı yine Faik Öztrak’ın Bütçe Komisyonuna sunduğu bilgilerde yer alıyor:

“2009 iç ve dış ekonomik koşulların olağanüstü olduğu bir yıldır. 2009’da küresel ekonomi İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk kez daralıyor, küresel finans sistemi derinden sarsılıyor.

Türk Ekonomisi 2009’da yeni milli gelir serisine göre yüzde 4.7, eski seriye göre, yüzde 4.8 daralıyor. Yani, 2009 istikrarlı olmayan bir yıl ve milli gelir için temel alınan yıl 2009”.

Şapkalar havaya

Milli gelir serisini 2009’a çekmenin sonucu var:

“TÜİK’in yeni düzenlemesi sonrasında ekonominin büyüme hızında ciddi farklılıklar oluşuyor. Bu fark özellikle 2011’den sonra iyice belirgin hale geliyor.

Örneğin, 2013 yılında ekonominin büyüme hızı yeni seriye göre yüzde 8.5 hesaplanırken, eski seriye göre, yüzde 4.2’de kalıyor”.

Ben şimdi bir kez daha “şapka çıkartıyorum”. 1-Yandaş medyadaki büyüme hızı haberine, 2-1946 - 2014 arasındaki ortalama büyüme hızına, 3-Yeni düzenlenen milli gelir serisine.

Haydi, şimdi hep birlikte “şapkalar havaya”.

  Önemli olan sanayi

 MİLLİYET-Olayların İçinden / 14.06.2017 / Güngör URAS

 http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/gungor-uras/onemli-olan-sanayi-2467952/

 Yılın ilk 3 ayında (geçen yılın ilk 3 ayına göre) yüzde 5 büyüdük. Büyüme iyidir. Her bakımdan iyidir.

Büyüme “insanlara moral verir”. Ekonominin merkezinde “insan” vardır. İster yöneten, ister yönetilen, ister işveren, ister çalışan insanların “morali”, ekonominin yönünü belirler.

Moral bugünün iyi olması ve yarına güvendir. Uzun süredir değişik nedenlerle “moralimiz bozulmuştu”. Yüzde 5 büyüme, “ilaç oldu”. İnsanlar ekonominin hiç de kötü olmadığını gösteren işaretleri kendilerine göre değerlendirecekler.

Şimdi ekonominin 3 atlısı var: “Döviz,   borsa  ve faiz”.

Dövizin bulunur ve ucuz olması önemli. Döviz açığımız var. Dışarıdan kaynak girmesi, içeriden dövizin kaçmaması gerekiyor. Büyümenin yüksek olması döviz trafiğini olumlu hale getirir. Döviz trafiği olumlu hale gelince döviz fiyatında tırmanma durur.

Yatırım, üretim yapacak olan, işler açılıyor diyerek yatırım ve üretimi artıracak.

Toptancı ve perakendeci Anadolu esnafı işler açılıyor diyerek, stok yenileyecekler.

Parası olan, borçlanma imkânı olan “Yarın bugünlerden iyi olacakmış” diyerek harcamasını artıracak.

  Piyasa moral buldu

Ekonominin büyüme göstergeleri içeride dövize aşırı talebi önler.

 Borsa ”büyüme haberlerini pek sever”. Büyüme şirket kârlılığı demektir. Hisse senedi fiyatlarının artması demektir. Büyüme haberleri borsada başlayan tırmanışı artırır. Her ne kadar halkın borsada birikimi çok az ise de, borsa haberleriyle herkes ilgilenir. Borsanın yükselişi borsada yatırımı olmasa da insanları yüreklendirir.

  Enflasyon aşağıya inmedikçe faizler ucuzlamaz. Ama “İşler iyi gidiyor, gidecek” havası borçluları da borçlanacakları da “yüreklendirir”. Faizi dert etmemeye başlarlar. Bütün bunlara bakarak ”Türk ekonomisi uçuşa geçti. Artık kimse bizi tutamaz” havasına girmek çok çok risklidir.

  Yılın ilk 3 ayında yüzde 5 büyümenin nasıl gerçekleştiğini bilmemiz gerekir.

Hükümet duran, yavaşlayan ekonomiyi harekete geçirmek için her kesimi rahatlatacak tedbirler aldı. Piyasaya kredi yoluyla para saldı. Dolaylı olarak tüketim harcamalarını artırıcı uygulamalara geçti. Bütün bunların sonunda: Hane halkı tüketimi % 5.1 oranında, devletin tüketimi % 9.4 arttı.

 İlk yarıda % 5 büyümenin 3.1 puanı halkın tüketim artışından, 1.3 puanı devletin harcama artışından geldi. Özetle, % 5 büyümenin 4.4 puanı halkın ve devletin tüketimindeki artıştan geldi. Yatırımın payı 0.6 puan. Dikkat buyurunuz, yatırıma değil tüketime para harcıyoruz.

Büyümenin dinamiği sanayidir. İmalat sanayiidir. Genelde ekonomi sanayin büyüme hızının biraz ötesinde büyüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu sanayi büyümesini üretim hacmine dayalı olarak açıklar. Ama milli gelir hesabına sanayi büyümesi “katma değer” olarak gider. Katma değer üretimin çıktı değeri ile girdi değeri arasındaki farktır. Üretim faktörlerinin üretime yaptıkları katkı toplamıdır.

Üretimi artıralım

Türkiye İstatistik Enstitüsü bu yılın ilk 3 ayında sanayi üretim artışını (üretim miktarı-hacim itibarıyla) % 1.4 olarak açıkladı.

Milli gelir hesabında ise 3 ayda sanayinin (katma değer olarak büyümesi) % 5.3 oranında. İmalat sanayiinde katma değer büyümesi % 1.5 oranında. Bunlar, 2015 yılının ilk 3 ayında sanayinin yapısında çok büyük değişiklik olduğu, sanayide katma değer artışının, üretim artışının önüne geçtiği anlamına gelir. Üzerinde durulması gereken önemli bir değişim göstergesidir.

Gelelim neticeye;

Hükümetin, talebi artırmak için piyasaya devamlı para akıtma imkânı yoktur.

Tüketimle büyümenin kaynağı gelirdir. Halkın ve devletin geliri devamlı artmazsa tüketim de devamlı artmaz.

Ekonomide gelirin kaynağı üretimdir. Üretim, gelir ve istihdam yaratır. Üretim artmadan tüketimin devamlı artması imkânsızdır.

 İşte bu nedenle, yılın ilk 3 ayındaki nasıl olup da % 5 büyüdüğümüzü bilelim. Üretimsiz, tüketime dayalı büyümenin sürdürülemez olduğunu unutmayalım.

Bunları % 5 büyümeyi küçümsemek için yazmıyorum. Neyin ne olduğunu anlatmak istiyorum.

Sadece damatlar mı vatandaş?

 CUMHURİYET / 14 Haziran 2017 / Özgür MUMCU

 http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/760505/Sadece_damatlar_mi_vatandas_.html

 isimlerine dokunulmayıp cemaatin alt kademesindeki darbe girişiminden bihaber binlerce insanın hakikaten mağdur edilmesi de cabası.

Bugün yurtdışında telefonlarında ByLock bulunan kişiler benim ya da sizin telefonunuzu aramaya başlasa, sms’lerle bombardımana tutsa tutuklanmak işten değil. Bu kadar basit. Hukuk devleti yıkılmış, hukuki güvenlik ilkesi yerle bir. Cemaat mensuplarının hukuksuzluğu iyice pekiştirmek için ya da düşerken sizi de yanına çekmek için yapması gereken sadece bu. Telefonunuzu bulup sizi aramak.

Onlara bu imkânı sunan ise işlemeyen adalet mekanizması. İddia olmayan iddialarla iddianame hazırlayanlar, bu anlamsız metinlere hukuki bir belge muamelesi yapanlar. İnsan, Cumhuriyet davasının ortalığı toza dumana bulayıp cemaati korumak için açılıp açılmadığını merak ediyor. Özellikle süreci başlatan savcının “FET֔ sanığı olduğu göz önünde bulundurulursa.

Tekrar edelim. Bu iddianamede ilaç için bir adet bile iddiaya benzer bir iddia bulunmamaktadır. Siyasi kumpas davalarına alışık yargımız için dahi fantastik bir örnektir Cumhuriyet iddianamesi.

ByLock’çuların dilediğini arayarak hapse attırabildiği bir anlayış adalete değil cemaat çetesine hizmet eder. Tutuksuz yargılanmak için damat değil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın yettiği bir ülke istemek, herhalde aşırı bir talep değildir.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>