YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ, TOPRAK DEVRİMİ’ NDEN GEÇER
Yazar: MUSTAFA KAYMAKÇI | Tarih: 02/09/2009 | Saat: 12:45

Türkiye, bugünlerde adına ”Kürt Açılımı”, daha sonra da “Demokratik Açılım" denilen bir sorunla yatıyor ve kalkıyor. Ancak sorunu bir bütünsellik açısından ele alan irdelemeler yeterince ortalıkta gözükmüyor. Bu yaklaşımla, ele alınan yazıda Kürt sorunu, önce dış dinamikler ya da uluslararası açıdan irdelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra da soruna iç dinamikler yönünden bir çözümleme getirilmiştir.

Kürt Sorunu, Uluslararası Açıdan Doğu Sorunudur

Amerika Birleşik Devletleri(ABD) ve Avrupa Birliği(AB) ülkeleri, özellikle Ortadoğu’nun petrolü ve stratejik önemi nedeniyle kendine bağımlı hükümetler istiyor, yoksa da yaratıyor. İsrail bunun için yaratıldı, Irak bunun için işgal edildi. Ortadoğu’daki egemenlik kurma savaşı, İsrail’den sonra Kürtler ile yürütülmek isteniyor. Bu bağlamda, Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani gibi feodal liderler aracılığıyla ABD tam bağımlı ikinci bir İsrail devleti yaratılmaya çalışılıyor. Bu amaca yönelik olarak göstermelik seçimler de yapıldı.

Türkiye’de de Kürt terör hareketi bu amaç için oluşturuldu. Bu doğrultuda Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan Kürt kökenli yurttaşların demokratik hakları, önce baskı altına alındı. Kendi dillerini konuşmaları bile engellendi. Şimdi soralım; Bu süreç ne zaman başladı ve hızlandı? Bu süreç, herkesin bildiği gibi, Türkiye’deki demokratikleşme hareketini engelleyen 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle başladı ve hızlandı. Askeri darbe, ABD Başkanı Fıstıkçı Karter’in ”Bizim Çoçuklar” dediği kimseler tarafından yapıldı. Askeri darbe, Türkiye’deki bütün demokratlar üzerinde olduğu kadar Kürt demokratları üzerinde de yaralar açtı, ceza evlerinde militanlar böylelikle yetişti. Daha sonra ABD ve AB, demokratik hakları geliştirme bahanesiyle Kürt ayrılıkçı terör hareketini, çeşitli araçlarla desteklediler. Terör hareketinin başta silah olmak üzere, uyuşturucu ve nüfus ticaretine göz yumdular. Kimi ülkelerde de terörist yetiştiren kamplar dahi kuruldu.

Şu durum rahatlıkla gözlemleniyor; Kürt sorunu bugün uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bu boyutun ortaya çıkması, ABD ve AB’nin parçala-bağımlı yap politikasının bir sonucudur. Doğal olarak bu bölgedeki devletler arasında en kuvvetli durumda olan, en bağımsız hareket eden ülke olan Türkiye’nin de yaratılan Kürt sorunuyla denetim altına alınması gerekiyordu. Bu denetim, Kürt feodalleri, daha Türkçesi Kürt toprak ağaları aracılığıyla yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Tarihçi Halil İnalcık, "Avrupa’nın geçmişte Ermeni sorununu Osmanlı için kullandığını söylüyor ve ”19. yüzyılda Avrupa bu yolla Ortadoğu’yu nasıl hükmü altına almaya çalıştıysa bugün de Türkiye’ye karşı aynı politikayı sürdürmektedir. Bence bütün bunlar, Avrupa’da 19. yy.’daki Question d’Orient politikasının devamından başka bir şey değildir”diyor (Çankaya, E.. 2005. Söyleşi, Tarihçilerin Kutbu, Halil İnalcık Kitabı, T.C. İş Bankası yayınları: 895, İstanbul).

Doğu sorunu, bir başka deyişle Oryantalizmin temelinde Avrupa merkezci görüş var. Bu görüşe göre; “Batı gelişmeye açıktır, uygarlığın, teknolojik ilerlemenin yaratıcısı ve sahibidir. Doğu ise durağandır, gelişmeye kapalıdır. Bu nedenle Batı, tarihsel gelişimin muzaffer taşıyıcısı, Doğu’da onun edilgen alıcısı olacaktır. Bu iki karşıtlık Avrupa merkezciler tarafından kadın ve erkek kimliğine de indirgenmiştir. Modern Batı erkek, Doğu kadın olarak yapılanmıştır” (Bkz.Hobson, J.M; 2008 Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri, Yapı Kredi Yayınları). İşte emperyalizmin altında yatan felsefe budur.

Kürt Açılımı’nın dış boyutu ne? Bununla PKK hareketinin söndürülmek istendiği belirtiliyor. Nedeni şu; Irak’ın işgalinden sonra kuzeyde bir ikinci İsrail yaratılmak isteniyor. Yaratılmaya çalışılan bu ülkenin kısa ve orta dönemde yaşatılması için Türkiye’nin koruyucu kanatlarına gereksinmesi vardır. Aksi halde güney ve batısındaki Araplar ile doğusundaki İran, bu devletin yaşatılmasına izin vermez.

Kuzey Irak’la Türkiye’nin en önemli sorunu, burada PKK’nın barındırılmasıdır. PKK’nın varlığı nedeniyle Türkiye bu bölgeye müdahil olmakta, bu durum da bölgenin istikrarını ABD açısından olumsuz etkilemektedir. Türkiye’nin bölgeye müdahil olmasını sona erdirmek ve bölgeyi denetim altına alması için PKK’nın silahı bırakması, söndürülmesi ya da en azından dinginleştirilmesi gerekmektedir. Kısaca, ABD Kuzey Irak’ta petrol rotasındaki risk unsurunu ortadan kaldırmak istiyor, kendine bağlı Kürt feodalleri ve dağda istikrarı bozacak eşkıyayı istemiyor. Bu amaca yönelik olarak PKK hareketinin dış dinamiklerce desteklenmesi, şimdilik devreden çıkacak gibi görünüyor. Bu durum olmasaydı, tasfiye edileceğini fark eden PKK, taleplerini yumuşatabilir miydi? Aslında dış dinamiklerin desteğini göreli olarak azalttığı PKK, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü sayesinde bitme noktasına yaklaşmaktadır. Çünkü Türkiye’de Kürt kökenli yurttaşların büyük bir çoğunluğu ayrılıkçı harekete destek vermemiştir. Bu nedenle PKK’nın gücü halka dayalı olmaktan uzaktır. Var olan gücü, terör, saldığı korku ve propagandalar ile söz konusu olmuştur. PKK bunu elde etmek için en kıyıcı yöntemleri denemiştir.

Kürt Sorunu, Toprak Sorunudur

Kürt sorununa iç dinamikler açısından bakıldığında ise iki boyutu olduğu görülmektedir. Birincisi sınıfsal, ikincisi ise demokrasi boyutudur. Burada da toprak sorunu öne çıkmaktadır. İşin ağırlıklı, ancak çözüme kavuşturulması gereken yanı da budur.

Kürt sorununun çözümünde, Kürt yoksullarının sendika, kooperatif gibi emek kitle örgütlerindeki temsilcileri devrede değildir. Topraksız köylüler, marabalar, kentlere yığılmış işsizler, boğaz tokluğuna çalışan işçiler, eğitim olanağı bulamamış gençler, kısaca Kürt yoksulları ortada gözükmüyor. Daha da vahimi, onların ekonomik gereksinmelerine, özgürleşme süreçlerine, kısaca insanca yaşamalarına yönelik ekonomik düzenlemeler ortalıkta yoktur. Onlar adına konuşanlar; meclise girmiş feodal beyler, feodaliteden bağını koparmamış bölgenin sanayi ve ticaret erbapları, özetle Kürt yoksullarından beslenen katmanlardır. Bu katmanlar ve PKK, Kürt yoksullarını kullanıyor. Yoksulların işsiz gençliğine ”Siz Kürt olduğunuz için yoksulsunuz” propagandasını yapıyor. Dağ kadrolarına bu yolla militan bulunuyor. Bir tespit yapalım; Siz hiç Kürt toprak ağalarının çocuklarının dağa çıktıklarını biliyor musunuz?

Kürt ayrılıkçı hareketinin egemen olduğu bölgelerde toprak mülkiyeti, aşiret örgütlenmesi altında toprak ağalarının denetimindedir. Ağalara ait topraklarda yoksul Kürt köylüsü, yarı aç, yarı tok varlığını sürdürmeye çalışır. Kimi zamanlar topraklar ile satılır ya da pazarlanır. Seçimlerde oylar kitlesel olarak atılır ve beyler meclise gider. Milletvekilleri, belediye başkanları, genellikle ya toprak ağaları ya da yakınlarıdır. Sanayici ve ticaret erbapları da benzer sınıfsal yapıdadır. Kürt köylülerinin kimileri de toprağa bağlı olmaksızın hayvancılık yaparlar. Ancak bunların bir kesimi, güvenlik nedeniyle hayvancılığı bırakmak zorunda kalmıştır. Kentlere gelen yığınlar, sanayi ve hizmet sektörünün yeterince gelişememesi nedeniyle işsizdir. Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri de talebi karşılamaktan uzaktır.

Bu durumda çözüm, bölgedeki feodal yapıyı tasfiye edecek olan ve temelinde TOPRAK DEVRİMİ’ni kapsayan ”Bölgesel Kalkınma Planı”ndan geçmektedir. Toprak Devrimi’nin ilk aşaması, elbette topraksız ya da az topraklı köylülerin yeter genişlikte topraklandırılmasıdır. Aslında T.C. Anayasası’nın 44. maddesi bunu zorunlu kılmaktadır. Ancak, Toprak Devrimi salt toprak dağıtımını içermemelidir. Aksi durumda dağıtılan topraklar yeniden güçlülerin eline geçecektir. Bunu engellemek için toprak devriminin, tarım işletmelerinin kooperatif örgütlenmesiyle ele alınması şarttır. Burada girdilerin temininden başlayarak çıktıların pazarlanmasına değin kooperatifler temel alınmalıdır. Bir başka deyişle, köylüler kooperatifler ile sanayici olmalıdır. Toprak devrimiyle birlikte bölgede kamu iktisadi kuruluşları eliyle sanayileşmeye ivme kazandırılmalıdır. Böylesi bir yaklaşımda, Devlet bölgede de yönlendirici ve yatırımcı olmalıdır. Daha açıkçası Planlı Karma Ekonomi uygulanmalıdır. İşsizlik ve yoksulluğun çözümü, liberal ekonominin eline bırakılmamalıdır.

Kürt sorununun temel çözümünü Toprak Devrimi’nde aramakla yoksulları da içine alacak çözümlerin üretilmesi, Kürt feodallerinin de Türk egemenlerinin de işine gelmiyor. Kürt ve Türk kökenli yoksulların ve çalışanlarının çözümlemede örgütlü olarak devrede olmaması da işlerine geliyor. Bir başka deyişle sorunun çözümünde, sendikalar ve köylülerin örgütleri devrede değildir. Yani, çözüm arayışında, Kürt tarafının yok sayılan toplumsal güçlerinin karşılığında Türk tarafının yok sayılanları da yoktur (Bkz; Yıldızoğlu, E.2009, Açılım Fantezileri, Global Polikültür, Cumhuriyet 5 Ağustos 2009). Özetle çözüm, emek ekseninde, emek ve sermaye ilişkisinde aranmıyor. Aslında hiçe sayılan ya da emeği ile üreten Türk ve Kürt kökenli yurttaşlarımızın çıkarları ortak. Bu konu farkına varıldığında çözüm kendiliğinden gelecektir.

Ancak Kürt sorununun çözümü, egemenler arasında etnik kökenli kültürel zeminde ve kimi zamanlar açıkça dile getirilen ucu açık özerk yapılanmalarda aranıyor. Sanki bunlar gerçekleştirildiği zaman Kürt kökenli yurttaşların yoksulluk sorunları çözülecekmiş gibi bir görüntü yaratılıyor.

Çözüm, kırsallığın ağır bastığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da toprak devrimi temelinde ve kooperatifleşme ile sağlanabilecektir. Bu durum Türkiye’nin başka bölgelerine de örnek olabilecektir. Ancak bu örnek, Kürt egemenleri kadar en az Türk egemenleri tarafından istenmeyen bir örnektir. Köylülerin örgütlenmesi, işçilerin de, diğer emeği ile geçinenlerin de örgütlenmesine hız getirecek ve daha eşitlikçi bir düzeni Türkiye’de oluşturacaktır.

Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelerde olduğu üzere köylülerin, işçilerin ve diğer emeği ile geçinenlerin örgütlenmesi, Ortadoğu’daki ülkelerin ve bu bağlamda ABD ve AB’nin, kısaca Batı’nın işine gelmeyecektir. Batı, Türkiye ve benzeri ülkelerde feodalitenin tasfiyesi bir yana, Ortadoğu’daki su kaynaklarına da göz dikmiştir. Örneğin AB 2004 İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin GAP sularının belli bir tarihte “Uluslararası bir su yönetimine verilmesi gereği” vurgulanmaktadır. Ayrıca AB belgelerinde Türkiye’nin güney hudutlarına ilişkin ihtilaf iddiası yer almaktadır. Tıkanan GAP projesini tamamlama karşılığında da büyük toprak talebinde bulunulmaktadır.

Türkiye örnek bir model olduğu takdirde Kuzey Irak’ta feodal yapı da tasfiye sürecine girecektir. Barzani ve Talabani tarafından denetlenen feodal yapılar ekonomik- siyasal egemenliklerini kaybedeceklerdir. Bunun sonucu olarak Irak’taki yoksullar da etnik ve dinsel kökenli savaşlarını sona erdirecekler ve emek ekseninde birleşeceklerdir. Emek ekseninde birleşen kitleler bütün Ortadoğu’da Batı’nın emperyal yüzüne karşı tavır geliştireceklerdir.

Demokratik Açılımın Amacı Ne Olmalı?

Demokratik açılım’ın ana amacı; ayrımcılığı ve etnik milliyetçiliği öne çıkarmadan Kürt yurttaşların kültürel kimliklerinin korunması, geliştirilmesi ve seçimlerde serbest iradelerini özgürce kullanabilmeleri olmalıdır.

Kültürel kimliklerinin korunması ve geliştirilmesi için;

  • İlk ve orta düzeyli okullarda seçmeli ders olarak dillerini öğrenme hakkı sağlanmalıdır. Burada öğrenme hakkı ile eğitim hakkı karıştırılmamalıdır. Eğitim hakkı Türkiye’nin kabul edilmiş resmi dili Türkçe ile sürdürülmelidir. Çağdaş ülkelerin büyük çoğunluğunda uygulama böyledir (Bu bağlamda Türkiye’de Türk dili dışında eğitim yapan bütün okullar ve üniversiteler ya kapatılmalı ya da yabancı dillerle yaptıkları eğitime son verilmelidir). 
  • Üniversitelerde Kürtçe dili ve edebiyatı bölümleri ile Kürt kültürünü geliştirmeye yönelik araştırma kurumları açılmalıdır.
  • Yer adları ve benzeri adlandırmalarda etnik duyarlılık dikkate alınmalıdır.

Dil ve kültür dışındaki en önemli demokratik açılım noktalarından birisi de, Kürt kökenli yurttaşların seçimlerde serbest iradelerini kullanabilmelerinin sağlanmasıdır. Günümüzde Kürt kökenli yurttaşların serbest iradelerini kullanmaları söz konusu değildir. Ancak bu durum, bir T.C. yurttaşı olarak demokratik haklara sahip olmamalarından değil, bölgede egemen olan feodal düzenin bir sonucudur. Kürt kökenli yurttaşlar oylarını özgürce değil, ağa ve / veya PKK’nın baskısı ile kullanmaktadırlar. Siyasi partiler, milletvekilleri aday listelerine toprak ağalarını ya da tarikat liderlerini koymaktadırlar. Bu nedenle siyasi partiler toprak ağaları aşiretler ve tarikatlarla iç içedirler. Biraz geriye, 12 Eylül 1980’li günlere gidelim; askeri yönetim Doğu ve Güneydoğu Halkının desteğini alabilmek için TV’lere toprak ağalarını, aşiret reislerini çıkarmadı mı?

Diğer yandan; kimileri Türkiye’nin bütünlüğüne ve devletin üniter yapısına saygılı olduklarını söylemelerine karşılık, demokratik açılım kapsamında Kürt dilinde eğitim ve öğretim talep ediyorlar. Bölgede eğitim ve öğretimin anaokulundan doktora sonrasına kadar Kürt dili ile yapılması, bunlara ek olarak bölge belediyelerinin vergi koyup toplama hakkı, bölgesel polis gücü, iç işlerinde bağımsızlık ve benzeri talepler ayrılıkçılığı ve ayrıştırmayı bunun sonucu olarak bölgesel federatif yapıyı ortaya çıkarmaz mı?

Açık konuşalım, böylesi talepler Türkiye’yi kaosa götürecek çatışmaların başlangıcı olabilir. Ancak bunların gerçekleşme olasılığı; demografik, politik, ekonomik ve jeo-stratejik açıdan olası gözükmüyor. Örneğin, öncelikle Kürt kökenli yurttaşlar ülke sathına yayılmıştır. Büyük kentlerdeki sayıları, Doğu ve Güneydoğu’nun çok üzerindedir. Özerk bir yapılanmada bu yurttaşlarımızın durumu ne olacaktır? Evliliklerle iç içe geçmiş çocuklarımız kendilerini nerede bulacaktır?

Kürt sorununda kültürel açıdan tartışılan bir sözcüğe de açıklık getirmekte yarar var. Bu da “Türk“ sözcüğüdür. Türk sözcüğünü, bir ırk ve bir etnik aidiyet olarak görmek ve göstermek, toplumbilim ve tarihsel süreç açısından olası değildir. Türkiye’de Türk sözcüğü ve Türk dili, üç aşama ile oluşmuştur. Birinci aşama, Türk dilli insan topluluklarının Anadolu’ya gelmesi ile başlamıştır. İkinci aşama, Selçuklu ve Osmanlı Türk tarihidir. Osmanlı’da Osmanlıca denilen yapay bir dil oluşmuşsa da bu azınlık olarak kalmış, Türkçe egemen dil olarak halk içinde varlığını sürdürmüştür. Bu iki aşamada, özellikle Anadolu’da yaşayan insanların kimlikleri, Türk dili ve Müslüman dini temelinde harmanlanmıştır. Üçüncü aşama ise, Cumhuriyet döneminde Anadolu ve Rumeli’de yaşayan halkın çağdaşlaşmaya katılma süreci ile olgunlaşmıştır. Bu nedenle Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” sözleri rastlantısal değildir. Aslında Türk sözcüğü neredeyse onikinci yüzyıldan beri bu topraklarda yaşayan insanlara Avrupalılar’ın verdiği bir sözcüktü.

Özetle; Kürt sorunu denen sorun, öncelikle Tarihçi Halil İnalcık’ın tanımladığı gibi uluslararası açıdan bir ”Doğu Sorunu”dur. Bir başka yaklaşımla Türkiye’yi de içine alan Ortadoğu’nun Batı tarafından denetimi ya da paylaşımı sorunudur. Temelinde de bölgenin petrolü ve stratejik önemi yatmaktadır. Ancak çözümün gerçekleştirilmemesinin en büyük nedeni, bölgenin toprak mülkiyetinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluğu ve terörü besleyen, gelir dağılımının aşırı bozulmasının ardındaki gerçek budur. Çözümü de başta Toprak Devrimi olmak üzere Bölgesel Kalkınma Planı’ndan geçer.

Bir soru sorarak yazımızı noktalayalım; Acaba Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Milleti’nin ayrılmaz bir parçası olan Kürt’lerin aydınları, emperyalizmin parçala-bağımlı yap politikasına karşı tavır alacaklar mı? Bekleyip göreceğiz. Umut ediyoruz ki Türkiye’nin sorunları emek ekseninde çözülür ve etnik zenginliklerimiz ile yan yana değil, şimdi olduğu üzere iç içe yaşamayı sürdürürüz.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>