YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







RECEP İVEDİK FİLMLERİNİN KAPALI GİŞE OYNADIĞI BİR ÜLKEDE NE BEKLİYORDUNUZ?
Yazar: ALİ DEMİRSOY | Tarih: 21/02/2017 | Saat: 23:00


Değerli Kardeşim

Bazı ülkelerde işlerin çarpık gitmesine şaşmamak gerekir. Çünkü sanat, bilim, özgür düşünme, yaratıcılık altyapı ister. Altyapısı olmayan ya da zayıf olan ülkede bir şeyin doğru gitmesi olsa olsa mucize ile olur.

Yakın zamanda yaşadıklarımız da bir rastlantı değil, olması gereken bir süreçti. Yaşadık, gördük.

Prof. Dr. Ali Demirsoy

RECEP İVEDİK filmlerinin kapalı gişe oynadığı bir ülkede “Magna Carta” yazılacağını ve onaylanacağını mı bekliyordunuz?

       Bilim tarihi incelendiğinde hiçbir buluşun ya da yeniliğin gökten iner gibi çıkmadığını görüyoruz. Her değişimin ya da dönüşümün ortaya çıkmasını sağlayan bir altyapının olması gerektiğini öğreniyoruz. Dikkat ederseniz yeniliğin yerine değişim, devrimin yerine dönüşüm ifadesi kullanılmıştır. Çünkü her altyapının toplumu yeniliğe ya da devrimlere götüreceğini düşünmek yanlıştır. Doğru eğitimden geçmiş, düşüncelerini özgürce açıklayabilen, dogma bataklığına saplanmamış, günlük yaşamını inancına kurban etmemiş toplum yapılarında, bireyin kendisi, ülkesi ve dünya için yararlı şeyler üretebileceği birçok örnekle kanıtlanmıştır. Bunun tersi de bilinir; bağnazlık ve baskıcı sistemlerde var olan yaratıcı ortam da kurur. Bizans İmparatorluğu başta olmak üzere birçok imparatorluğun ve büyük devletin yıkılışı ve ortadan kalkışında bu olumsuzluklar yatar. Sinsi bir gerici eğitimden geçirilmiş toplumlarda hiçbir zaman huzur olmadığı gibi, yakalanılan ilk fırsatta, çeşitli vaatler ve desiseler ile kara pençe geçirilerek toplumun doğal olarak akması beklenilen süreçleri tersine çevrilir; bu nedenle değişim ve dönüşüm sözcüğü kullanılmıştır. Yoğun dini eğitim verilen ülkelerde ya da dogmayı sinsi bir şekilde eğitime sokan ülkelerde, o zamana kadar kör topal da olsa giden demokrasi ve özgün düşünme, yani aydınlığa doğru yol alma birden bire tersine çevrilerek karanlığa mahkûm edilir. İran, Afganistan, Pakistan en tipik örnekleridir. Bilimin merkezleri olarak bilinen Ön Asya topluluklarının kötü kaderi de aynı şekilde çizilmiştir.

       İyi de bir toplum yapısını önceden nasıl fark edebiliriz? Aslında elimizde bununla ilgili önemli araçlar bulunmaktadır. Öncelikle bir toplum neyi görmek neyi duymak neyi yaşamak istiyorsa hedefini belirlemiş demektir. Eğer bir halk ilk olarak bulunduğu yere öncelikle okul mu, spor tesisi mi, kütüphane mi, sosyal ve sanatsal işlevlerin yer alacağı mekânlar mı yapılmasını istiyor yoksa tapınakların öncelikle yapılmasını mı istiyor. Eğitimde seküler (yaşamak için öncelikle gerekli olan bilgilerin mi) yoksa imanı güçlendiren bilgilerin mi öncelikle verilmesini istiyor. Biri dünyaya ikincisi öbür dünyaya yatırım demektir. Buna Evrim Kuramını çocuklarına öğretmek istiyor mu istemiyor mu sorusunu da sorabiliriz. O zaman yaşadığımız ortamı tarafsız, ön yargısız, analitik bir gözle incelemeye başlayalım:

       Son 20-30 yıla bakıyoruz ümit bağladığımız gençlerin önemli bir kısmı Recep İvedik tarzı filmleri kuyruklara girerek izliyor; günlük sohbetlerin esas konusu bir önceki gece izlenen dizileri oluyor; en hararetli tartışmalar bağımlılık derecesine ulaşmış futbol ile ilgili oluyorsa; coğrafyamızı yakıp kavuran terörün din ili ilişkisini konuşma, geleneklerin ve inançların aksayan yönlerini masaya yatırma en büyük tehlike olarak görülüyorsa siz o toplumdan ne beklersiniz?

Bir toplumun kendini düzeltebilmesi için önce kendisinin hatasını ya da kusurunu ya da eksikliğini ya da aksayan yönünü görüp olabildiğince hızlı bir şekilde önlemini almasını beklersiniz. Eğer bir toplum kusurlarını görmeyip, kusuru ve suçu her zaman dış güçlere, iç ve dış düşmanlara, münafıklara bağlamayı adet edinmiş; kendini kendi inisiyatifi ile düzeltme yolunu kapatmış yenilikleri görmezden gelmeye başlamış ise böyle bir toplum nereye gidecekse oraya gider. Bu toplumların övündükleri şeyler de bugün çağdaş olarak tanımlanan yaratıcı toplumların değerlerinden ve yaklaşımlarından farklıdır. Yüzlerce yıl boyunca dünya bilimine ve sanatına bir şeyler verememenin ezikliği ile bir türlü kanıtlanamayan gizli ve önemli bilgilerin ve bilimlerin dünya biliminin kaynağı olduğu safsatasıyla bulundukları halkları uyuturlar. Kaynak araştırması ile işe başlayan bilim adamlarının “bu çorbada hiç tuzumuz olmadığı” gerçeğini görüp kurulu düzene isyan etmesini ve halkı uyarmaya kalkışmasını da kâfirlikle dinsizlikle suçlamaya başlarlar. Televizyonlarımızın hemen hepsinde haftada en az birkaç defa akademisyen kadrosundan maaş alan bir sürü yalaka, düzenbaz, din ve bilim simsarı, modern bilimler ile kutsal kitabımız arasındaki kendilerinin görüp bizim göremediğimiz ilişkiyi ballandıra ballandıra anlatmaktadırlar. Hiç kimse kalkıp da “ey düzenbazlar” artık söylemeyin de yapın, biz de bütün dünya da görsün. Biz onurlanalım, bize inanmayanlar utansın…

       Toplumun yıllardır oyalanmasına ve umutlanmasına neden olan, hemen hepsi bu şarlatan bilim adamı taslakları aracılığıyla verilen yalan yanlış bilgilerden bazıları aşağıdaki gibidir. Aslında katı din eğitiminin ve baskısının egemen olduğu her yerde ve her dönemde benzerleri yaşanmıştır. Orta Çağda, eşeğin ağzında kaç diş vardır tartışması dindar kesim arasında 30 yıl tartışılmış ve sonunda biri akıl edip: Eşeğin ağzını açıp bakalım, kaç diş varsa odur diyelim denmiş. Ruhban sınıf ayağa kalkar ve “kutsal kitapta diş sayısı belirtilmemişse, sizin gözlemleriniz geçersizdir” fetvası ile tartışmayı noktalamıştır. Biz, bizde, her akşam televizyonlarda anlı şanlı, unvanlı akademisyenlerin de boy gösterdiği (özellikle evrik kuramı konusunda) tartışmaların içeriğine bir göz atalım:

       1.  Kutsal kitabımızda dünyadaki bilimlerin tümünün üstü kapalı olarak verildiği, bu sırların ayetlerin için saklı olduğu, ancak dinimize mensup bilim adamlarının kutsal kitaplara yeterince eğilmediği, eğilenlerin de tam anlamadığı için hakikati ve bu bilimsel verileri bulamadıkları ballandırıla ballandırıla anlatılmaktadır. Garip garip benzetmeler yapılmaktadır: Ay’a giden uydunun şeklinin bizim minarelerin şeklinden alındığı; aya ilk ayak basan astronotun Ay’da ezan sesi duyduğu; Amerika’nın keşfine giden denizcilerin Küba burnunda cami gördükleri, bu nedenle Türkiye Cumhurbaşkanı Küba’yı ziyaretinde görünen bu caminin yerine bir tane ülkesi tarafından yapılacağı müjdesi verdiğini büyük bir huşu içinde anlatmaktadırlar. Hatta Custo’nun deniz akımlarını incelerken farklı özellikteki bazı suların birbirine karışmadığının Kutsal kitaptaki ayetten alındığını ileri sürmektedirler. Merak ediyorum, acaba Türkiye’de kaç kişi, laminar ile burgaçlama akıntının özelliklerini bilir? Karışmamanın laminer akıntının bir özelliği olduğu fizik derslerinin konusudur; Recep İvedik hayranları bunu doğal olarak mucize hanesine yazacaklardır.

       Aslında görsel basında verilen bu zevzek açıklamalar özellikle genç beyinlerde çok büyük fırtına ve tahribatlara neden olmaktadır: Yeni bir şey elde etmek için başkalarının büyük paralar harcadığı ve büyük emekler verdiği çalışmalara gerek yoktur; aklını kullanırsan elde edeceğin bilgiler elinin altında bulunmaktadır. Bu bilgileri ulaşmanın yolunun da kendilerinin (şarlatanların) izlenmesinden geçtiği üstü kapalı da olsa vurgulanmaktadır.

       2. Eksik giden ya da yanlış olan her şey, dünyaya verdikleri kötü imajın, dinlerinden, adetlerinden, dünya görüşlerinden kaynaklanabileceği tartışmasına hiç yanaşmazlar; bunu yapmaya niyetlenenleri de en ağır şekilde aşağılamaya, tehdit etmeye kalkışırlar; zaman zaman da öldürürler. İnsanlara ya öyleyse ya da yanılıyorsak sorusunu sorma fırsatını tanımazlar.

       3. Empatiyi sadece birilerine zekât verme ve açları doyurma olarak bilirler. Kendilerine yapılan zulmü barbarlık; başkalarına yaptıkları zulmü ise cihat ya da anlı şanlı tarih olarak anlatırlar. Tarihlerinde hiç olmadıkları toprakları işgal ederek, oradaki halkı sürüp (zaman zaman dinlerini değiştirip, zaman zaman kılıçtan geçirip) yerleşmelerini fetih törenleri ile kutlarlar. Bu saldırılarda kendilerinden ölenleri şehit, karşısındakileri de cehenneme gidecek düşman olarak tarif ederler.

4.    En kötüsü de kendi dışındaki birçok ülkenin benimsediği ortak değerleri dışlamalarıdır. Resim, heykel, çok sesli müzik, dans, bale, tiyatro gibi sanatsal aktiviteleri; insanların kutladığı bazı özel günleri (yılbaşı gibi); hatta bazı içecek ve yiyecekleri yasaklar listesine almaları ve bunları kullanan ve yapanlara suçlu gibiymiş muamele etmeleri.

       Aslında bu karşıtlığı listeyi sayfalarca yazmak mümkündür. Ancak ben anayasa ve Recep İvedik ilişkisine tekrar dönmek istiyorum:

       Anayasa tartışmaları başladığında Anadolu’nun çeşitli yerlerinde kahvelerde söz dolaşıp Anayasa oylamasına gelince, irkilerek bir şeyi fark ettim: Halkımızın büyük bir kısmı cemaat başkanı ile cumhurbaşkanını aynı şeymiş gibi görüyor. Dine mesafeli duran birini kendinden saymıyor; hatta potansiyel tehlike olarak görüyor. Bu nedenle belirli bir anayasanın halk tarafından onaylanabilmesi için siyasiler dini söylemleri ağızlarından hiç eksik etmiyor. Öyle ki bu zevat kendi görüşlerine itibar etmeyenleri bölücü, vatan haini gibi ağır suçlamaya kalkışıyor. O zaman Recep İvedik filmlerini izleyenlerin dünyaya bakışı ve görüşü büyük beğeni kazanıyor. Bir zamanlar önemli yerde olan bir politikacımızın “bize dindar cumhurbaşkanı gerekli” demesinin altında yatan gerçek şimdi daha iyi anlaşıldı.

       Aslında bilimsel kurumlara güvenmek gerekir. Her zaman olmasa bile siyasetin bu kurumların vereceği rapora inanması ve güvenmesi gerekir. Bu günkü duruma bakıyoruz, fen tabanlı konularda akademisyenlere, ilaç ve yiyecek sektörüne dil uzatmamak kaydıyla, fazla bir tepki yok. Çünkü halkın fen bilgisi diye bir birikimi yok. Bu konudaki uzmanlar da fikrini ve beynini bir siyasi akıma ya da politikaya kiraya vermemiş ise dünya standartlarında yorumlama yeteneğine çoğunluk sahip olmaktadır. Ancak ülkenin sosyal ve dini konulardaki uzmanlarla derdi var. Bir zamanların amiral gemisi olarak bilinen hatta darbelere yön verdiği söylenen siyasal bilgiler fakültesi, hukuk fakültesinin bugün neredeyse adı bile geçmiyor. Hâlbuki en çok gerek duyduğumuz sosyal yönlendirmelerde en çok bu kurumlara gerek var. Çünkü 1980’li yılların YÖK yasası, Zülfikar’a dokunacak sözler söyleyenlerin kafasını kesen birçok uygulamayı yürürlüğe sokmuştu. Böylece bugünkü suskunlar akademisi oluştu; şarlatanlar tiyatrosu başladı.

       Halka güvenelim, güvenelim; ama…

       Ömrü billah tek bir kitabı baştan sona okumayan; 2015 Kasım değerleriyle 28.900 kişiden biri senede tek bir kitabı baştan sona okuyan; komşu ülkelerini bile bir çırpıda sayamayan; Kıbrıs Adasının hangi denizde olduğunu bilmeyen; yılda kitap başına sadece 2-3 dolar harcayan; oyunu kömür, makarna karşılığı satılığa çıkaran; ömrünü dizi seyretmekle geçiren bir kitlenin sağduyusunun kurtuluş olduğunu, geleceği düzenleyecek anayasaya en doğru şekilde bu kitlenin karar verebileceğini savunan politikacı, akademisyen ve yönetici kitlesi varsa bu ülkenin yaşayacağı daha çok bela var demektir.

       Bunu söylemekle asla halkı aşağılamak istemem. Yeni Anayasayı onaylamak için halka sunmayı tek çıkar yol olarak gören insanlar esas suçludur. Ne verdin ki ne istiyorsun… Halkın sağduyusuna güvenin, en doğrusunu halkımız verecektir gibi fiyakalı sözlere hiç kimse açıkça itiraz edemez. Çünkü her yolu mubah gören bir güruh yüksek sesle “halk düşmanları, halkımızı hor görenler” diye suçlamaya başlarlar.

       Ama ben şunu söylemeden geçemeyeceğim. Ey halkım! Şunu iyi bilmelisiniz: Siz hiçbir şeyi yeterince bilemezsiniz. Bu dünyanın her yerinde ve her zaman böyledir ve böyle de olacaktır. Siz, sizin yerinize farklı alanlarda enine boyuna sizin için düşünen, sizin için en iyisini bulmaya çalışan, farklı alanlarda uzmanlar yetiştirmek için, alın terinizle eğitim kurumları kurdunuz; üniversiteler açtınız; üniversitelerde kural olarak (farklı alanlarda) kendi konusunu bu ülkede en iyi bilen öğrenciler ve bilim adamları yetiştirmek üzere büyük fedakârlıklarda bulundunuz. Bu insanlar eğer beyinlerini satmamış iseler, kendi konularını, sizden ve siyasilerden çok daha iyi bilirler; dünyada ne olup bittiğini sizin adınıza izlerler. Konularında neyin nerede en doğru olacağına toplumdan daha iyi karar verebilirler. Bunlar sizin adınıza düşünen insanlardır. Aslında bu kurumlar sizin ortak aklınızdır. Sizin düşünen çocuklarınızdır…

       Çağdaş ve doğru kurulmuş hükümetler ve devletler öncelikle bu okumuş ve eğitilmiş insanların fikrini alır; neyin nasıl yapılacağını danışır. Ortayı çıkan seçenekleri kendi olanakları ve süzgecinden tarafsız ve bilimsel bir süzgeçten geçirir, değerlendirir ve kullanıma sokar. Ancak bu karar bir toplumun geleceğini ve toplumun tümünü ilgilendiren bir karar olursa, örneğin anayasa gibi, onu hiçbir çıkar, ikbal beklentisi içinde olmadan; eksiklikleri ve doğrularıyla, doğurabileceği iyi ya da kötü sonuçlarıyla halkın onayına sunar.  İyi eğitilmiş toplumlarda bunun iyi bir seçenek olduğu söylenebilir. Ancak akşam sabah Recep İvedik filmi seyreden bir toplum için olsa olsa doğru sonucu bulma bir mucize ile olur. Türkiye’de 2015 rakamları ile 84 Hukuk Fakültesi ve bir o kadar da Siyasi Bilimler ve benzeri fakülte bulunmaktadır. Hepsinde Anayasa Bölümü ve orada çalışmakta olan çok sayıda unvanlı akademisyen bulunmaktadır. Eğer bir ülke yeni bir anayasa yapmak istiyorsa, birçok ilgili mesleğin temsil edildiği bir alt komisyon kurar, inceler, eler ve anayasa konusunda uzmanlaşmış akademisyenlerin ağırlıkta olduğu bir üst komisyona görüşlerini ileterek; orada çeşitli seçeneklerin de yer aldığı son taslak hazırlanır.

       Eğer sadece Anayasa hazırlama için bir meclis kurulmamış ise, mevcut parlamento ile akademik kurul birlikte masaya oturur ve ilgili maddeleri incelemeye başlar. Burada genel eğilimin aksine, parlamento ile akademik kurul arasında bir uyuşmazlık çıkarsa, kural olarak akademik kurulun vereceği karar geçerli olmalıdır. Çünkü kural olarak akademik kararlar, çıkarcı ve duygusal olamaz. Kaldı ki akademik kurullar da bir çeşit halkın belirli bir konuda temsilcisidir ve kendi konusunda halk adına milletvekilleri kadar söz söyleme ve katılma hakkına da sahip olmalıdır.

       Halkımız karar versin lafı, aslında, cahil, çıkarcı, eğitimsiz, yozlaşmış bir idari sistemin söylemidir. Anayasa kısa ve öz yazılmış bir ana-kanundur. Maddelerin türevleri yüzlerce geçerli yasa maddesini etkiler. Yeni metne ekleyeceğiniz bir ya da, ve, dahi, ile gibi ibareler, onlarca yasanın değişimini gerektirir. Bunu bırakın Recep İvedik izleyicilerini, konu dışındaki unvanlı akademisyenler bile bilemez ve bir kalemde anlayamaz. Bundan çıkan en önemli sonuç: Ne kadar iyi eğitilmiş ahlaklı insanınız varsa başarı şansınız ve gücünüz o denli yüksektir. Bu nedenle yeni anayasada milletvekili sayısının 600 olması, yaş sınırının 18’e indirilmesi kuşkusuz önemli sonuçlar verebilir; keşke bu sayıyı iki kat yapabilsek; çünkü düşünen insan sayısı ne kadar çok olursa bu ülkenin geleceğini düzgün bir şekilde planlayan insan da o denli fazla olacak demektir. Ancak sayıdan daha önemli olan niteliktir. Eğer milletvekilini yetenek ve dirayete göre seçmiyorsanız ya da böyle bur sistemi getirmekten kaçınıyorsanız; adayları bir ya da birkaç kişinin onayı ile saptıyorsanız, ister 600 milletvekiliniz olsun ister 6000 milletvekiliniz olsun. Emme basma tulumba gibi çalışan bir meclisten yaratıcı düzenlemeler çıkmasını bekleyemeyiz. Burada sayının değil niteliğin önemli olduğu görülecektir. Emme basma gibi çalışan 1000 neferiniz olacağına, fikir verebilen, yaratıcı, cesur, dünyadan haberi olan, çekinmeden sizi uyarabilen birkaç kişiniz olması çok daha başarılı sonuçlar doğuracaktır. Eğitimin insanı olgunlaştırdığı ve daha doğru karar vermesini sağladığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle insanların üniversiteyi bitirmesi istenir ve hemen her alanda yasal olarak son karar verme üniversitelerin o konudaki mezunlarına verilen bir hak olarak tüm dünyada uygulanır. Bu durumda yeni anayasamıza göre 18 yaşındaki bir gencin üniversiteyi bitirmesi söz konusu olamayacağına göre, en basit sorunda bile bir diplomanın talep edildiği bir dünyada, geleceğinizi diploması bile olmayanların yönetimine mi verilmesini başarılı bir demokrasinin uygulaması olarak görüyorsunuz. Diploması tartışmalı olan cumhurbaşkanlarının bulunduğu ülkelerde olur derseniz bu başka bir görüştür…

       1961 Anayasası %62 ve 1982 Anayasası %92 oy oranı ile kabul edildi. 1961 Anayasası özgürlükleri fazla denerek ve bize bol geldi söylemleri ile yıpratıldı ve 1980 Anayasasına kısıtlanmış özgürlükler olarak girdik. Belki de cumhuriyet tarihinin en kötü anayasası olarak tarihe geçecek bu anayasa halkımız tarafından %92 oranla benimsendi. Daha sonra yapılan düzeltmelere de %68 oranla evet aldı. 1982 yılında halkın yüzde %94 oyunu alarak yürürlüğe giren anayasanın henüz mürekkebi kurumadan, 2007 yılında %64; 2007 yılında büyük bir olasılıkla bu civarlarda kabul edilmesi halkın yargı sisteminde bir sorun olduğunu göstermektedir.

       Hiçbir millet bu kadar kısa bir süre içinde bu denli devrimci, akıllı, çağdaş ve özgürlükçü yapıya dönüşemez. Büyük bir olasılıkla bu beklenmeyen dönüşüm Recep İvedik filmleri ile başarılmış olmalı. Kuşkusuz bundan böyle anayasa bölümlerinde Magna Carta, Fransız Devrimi, bizim cumhuriyet devrimleri anlatılırken Recep İvedik filmlerinin sosyolojik etkisi de anlatılacaktır.

       İster anayasa olsun, ister devlet yönetim biçimi olsun, ister bir canlıda herhangi bir sistem olsun, ister bir fabrika olsun, ister akıllı bir elektronik cihaz olsun, başarılı çalışabilmesi için feedback (başa tepki, son ürünle sistemin denetimi) mekanizması gereklidir. Yani bir sistem (niteliği ne olursa olsun) çıktıları ile denetlenemez ise hiçbir zaman uzun ömürlü olamaz ve kendine bağlı işletimlerle birlikte er ya da geç çöker. Eğer bu düzenlemede birine yetkiyi veriyorsanız, ancak onun kararlarının bağımsız bir başka sistem tarafından denetlenmesini öngörmüyorsanız, er ya da geç sistemin bir zaman sonra raydan çaktığına tanık olursunuz. Raydan çıkan tren bindiğiniz trendir.

       Bir anayasa başta olmak üzere, vücudumuzdaki sistemlerin tümü ve evinizdeki en basit bir cihaz için bile (örneğin 200 dereceye ayarlanmış bir fırın 200 derecenin üzerine çıkarsa elektriğini keser; altına düşerse açar) geçerlidir. Denetlenmeyen sistemler yozlaşmaya ve çökmeye mahkûmdur.

       Revep İvedik filmlerinin en çarpıcı yanı hareket ve tavırların denetimsiz olması, ağızdan çıkan sözlerin kulakla denetlenmemesidir. Bu nedenle halkımız denetimsiz söz ve hareketlerin olduğu Recep İvedik filmleri çok sevdi.

       Tüm bu nedenlerle yeni anayasa onaylanmasının sonuçlarını hiç de garip bulmayacağım. Halk kendine yakışanı yapar…



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>