YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







TRUMAN DOKTRİNİ VE MARSHALL PLANI
Yazar: FİKRET YÜCEL | Tarih: 07/02/2017 | Saat: 17:40

İkinci Dünya harbi sonrasında, hatta uzak doğudaki savaş henüz bitmemişken, bu harp dışında kalmayı başaran Türkiye büyük bir yalnızlık içindedir. Bunun en önemli sebebi Avrupa ülkelerinin büyük kısmının harpten önemli zarar görmüş olmaları, bazı şehirlerin yarıdan fazlasının harabeye dönmüş, alt yapı tesislerinin tahrip edilmiş ve bunların üstesinden gelebilecekleri bir ekonomik imkana sahip olmamalarıdır. Kısacası herkes kendi derdi ile meşguldür. Bir başka sebep de Türkiyenin müttefikler tarafında harbe katılmamış olmasının bazı çevrelerce bir ihanet olarak yorumlanmasıdır.

O tarihlerdeki ismiyle SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği), müttefiklerin üç büyüğü, ABD, İngiltere ve Rusya arasında yapılan Yalta Konferansından sonra, yayılmacı bir politika izlemeye başlamıştır. Bu cümleden olarak  19 Mart 1945’de Türkiyeye bir nota vererek 1925 tarihli Dostluk Anlaşmasını, günün şartlarına uygun olmadığı gerekçesiyle, feshettiğini bildirdi. Daha sonra Rus Dışişleri Bakanı Molotof Türkiyenin Moskova Büyük Elçisi Selim Sarpere Sovyet isteklerini açıkladı. Bunlar, 1921 tarihli Moskova Anlaşması ile çizilen sınırın  değiştirilerek Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliğine verilmesi, Boğazlarda Sovyetler Birliğine kara ve deniz üssü tahsisi ile Boğazlar rejimini belirleyen Montreux Sözleşmesi’nin değiştirilmesidir. Ruslar Boğazlar rejimi konusunu daha önce Yalta Konferansında da dile getirmiş bulunuyorlardı.

Bu durum karşısında Türkiye ABD ve İngiltere nezdinde destek aramaya başladı. O tarihlerde ABD kamu oyu ve yönetimi Sovyetlerin yayılmacı emellerinin farkında değildi, ama İngiltere bunu görüyor ve ABD’yi uyarıyordu. Türkiye’ye, yapılması kararlaştırılmış Potsdam Konferansında diplomatik destek vereceğini vaad etti. Temmuz 1945’de gene üç büyükler arasında toplanan Potsdam Konferansında Rusya Türkiyeden beklediği istekleri yinelediyse  de konferansdan bir uygulama kararı çıkmadı.

Bu arada Rusya’nın İran ve Polonyadan çekilmemesi, doğu ve orta Avrupa ülkeleri üzerindeki nüfuzunu giderek artırma hareketleri artık ABD’yi de etkilemeye başlamıştı. Ortadoğudaki stratejik bölgelerin ve enerji kaynaklarının Sovyetlerin kontrolü altına girmesi ihtimal ve tehlikesi gündemlerine gelmiş ve ABD’nin siyasetinde bir büyük devlet olarak davranma, bir emperyal güç olma yolunda hareket etme eğilimi başlamıştır.

Bu gelişmeler sırasında, 1944 yılında Washington DC’de  vefat eden Türkiye Büyük Elçisi Münir Ertegün’ün naaşını Mart 1946’da Türkiyeye ABD savaş gemilerinin en büyüklerinden birisi, Missouri zırhlısı ile gönderdi. Bu sıra dışı bir davranışdı, Türkiyeye bir dostluk mesajı olmaktan ziyade Rusyaya ikaz mahiyetinde idi. Belki daha önemlisi, Missouri savaş gemisinin İstanbula vardığı 5 Nisan 1946 günü Başkan Truman’ın Chicago’da yaptığı “Ordu Konuşması” ‘dır. Bu konuşmasında Truman, yukarda belirtildiği gibi, yeni ABD politikasının ana hatlarını çizerek ABD’ne büyük devlet olmanın kaçınılması ihanet olarak isimlendirilecek uluslararası önemli görevler yüklediğini ifade etmiştir.

İşte böylece, 1946’dan itibaren dünyada soğuk savaş dönemi  ve iki kutuplu dünyada ABD’nin ve Rusya’nın nüfuz alanları belirgin hale gelmeya başlamıştır. Türkiye de   ABD  ve batı blokunda yerini almıştır.

Bütün bunlara karşı Sovyetler Birliği Türkiyeden isteklerini çeşitli notalar vererek sürdürdü. Bu sebeple Türkiye ikinci Dünya harbi sırasında silah altına aldığı ordusunu terhis edemiyor, harp sırasında birikmş olan altın ve döviz stokunu da (245 Milyon dolar) kullanamıyordu. Ayrıca harp sonrası gıda maddeleri fiyatlarındaki düşme sonucu ihracat gelirlerinde bir azalma meydana gelmişti. Bu durum ekonomide sıkıntılara yol açmakta idi. Bu sıkıntı karşısında Türkiye kredi alınabilecek yegane ülke olan ABD’ye kredi müracaatında bulundu ise de olumlu sonuç alamadı.

1947 yılı Şubat ayında İngiltere bir süredir Türkiye ve Yunanistana yaptığı askeri ve ekonomik yardımı artık veremiyeceğini beyan etti. Zira, İngiltere de, kara Avrupası ülkeleri gibi, onlar kadar ülkesi tahrip olmamaşsa da, ekonomik bakımdan büyük sıkıntı içinde idi. Bunun üzerine Başkan Truman bir hazırlık ve danışma döneminden sonra Kongrede bir konuşma yaptı. Bu konuşma bilahare “Truman Doktrini” diye isimlendirilmiştir. Başkan Truman bu konuşmasında Yunanistan ve Türkiyenin bulundukları bölge ve ABD açısından önemini belirterek Kongreden Türkiye ve Yunanistana yardım amacıyla 400 Milyon $’lık bütçe, ki bunun 300 milyonu Yunanistana, 100 Milyonu  Türkiyeye tahsis edilecektir, amerikan askeri ve sivil personelinin Türkiye ve Yunanistana gönderilmesi, Türk ve Yunan personelinin ABD’de eğitilmesi’ni istedi.

Doktrin kongrede tartışılırken özellikle Türkiyeye yapılacak yardıma karşı çıkıldıysa da sonunda Başkan Truman istediği yetkiyi aldı.

Truman Doktrini Rusya tehditi altında bulunan Türkiye ve Yunanistana  bir askeri yardım sağlamıştır. Üstelik  o sırada Yunanistanda bir iç savaş vardır ve Yunan Hükümeti bunun altından kalkmak imkanınına sahip değildir.  Diğer yandan yukarda da belirtildiği üzere Avrupa ülkeleri ekonomik bakımdan çok zor durumdadırlar. O sırada dünyada bunlara yardım etmek imkanına sahip yegane ülke ABD’dir.

ABD, harbin bitiminden önce 1944 senesinde Bretton Woods’da 44 ülkenin iştiraki ile yapılan Birleşmiş Milletler Para Finans Konferansında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’nın (sonra Dünya Bankası) kurulmasına öncülük etmiştir. IMF ödeme güçlüğü içinde olan ülkelere uygun şartlarla kredi vermek, Dünya Bankası ise savaştan zarar gören ülkelerin yeniden inşaasına ve eski sömürge ülkelerin kalkınmasına yardım etmek amacıyla kurulmuştur. Bu bağlamda uluslararası ticareti hak ve sorumluluklar açısından düzenleyen GATT kurulmuş daha sonra Dünya Ticaret Örgütü (WTO) bunun yerini almıştır (!995). 

ABD’nin tesbiti, Avrupa ülkelerinin  yetersiz ekonomik durumu dolayısiyle bu ülkelerde Sovyet Rusya yükselişe geçmiştir. IMF ve DB yeterli olmamakta ve daha kapsamlı ve doğrudan ABD’nin çıkarlarını ön planda tutan korumaya ihtiyaç vardır. ABD Dışişleri Bakanı George Marshall Avrupa ülkelerinin gelir düzeyini artırıcı  ve ülkelerin iktisadi kalkınmalarını planlamak üzere biraraya gelmelerini amaçlayan Marshall Planını hazırladı. Temmuz 1947’de Türkiyenin de dahil olduğu 16 Avrupa ülkesi Paris’de toplanarak ABD’nin isteği doğrultusunda Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı isimli bir örgüt kurdular. Bu 16 ülkenin döviz ve altın stokları, ödemeler dengesi vbg ekonomik durumlarını gösteren değerler ve ihtiyaçları incelendi. Amerikalı uzmanların tesbitine gore Türkiyenin durumu geri kalan 15 ülkeye göre iyi idi, Marshall yardımından faydalanamazdı. Daha sonra Türkiyenin ısrarı ve Ankaradaki ABD Büyük Elçisinin de desteği ile Türkiye de bu yardım kapsamına alındı.

Marshall PLanı çerçevesinde 4 türlü yardım yapılmakta idi, bunlar:

Hibe şeklinde yardımlar

Borç şeklinde yardımlar

Dolaylı yardımlar

Teknik yardımlar’dır.

1948-1951 yılları arasında Türkiye hibe olarak 71.5 Milyon $, borç olarak  55 Milyon $, yani toplamda 126.5 Milyon $ yardım almıştır. Dolaylı yardımlar hibenin, teknik yardım ise hibe ve borç şeklindeki yardım içindedir.

Marshall yardımı çerçevesinde toplam olarak 17 milyar $ tahsis edilmiştir. Bu meblağ içinde Türkiyeye yapılan yardımın kiçüklüğü dikkat çekicidir. Bu uygulama sonucunda bütün Avrupa ülkelerinde ABD sermayesinin penetrasyonu önemli surette artmış, çok önemli mıktarda şirketin kontrolu amerikan sermayesine geçmiş, Avrupada amerikan teknolojisi ve ürünleri bütün piyasayı kaplamıştır. Bu hal amerikan sanayisine büyük bir pazar yaratmış ve amerikan ekonomisi bundan büyük fayda elde etmiştir.

Bununla birlikte Marshall yardımı uygulaması Avrupada faydalı olmuştur. Enflasyon düşmüş, önemli bir kalkınma oranı sağlanmıştır. Harp öncesi varolan üretim yeniden ateşlenmiştir. Avrupa ülkeleri arasında sağlanan yakınlaşma sayesinde, 1951 senesinde, ilerde AB’nin temeli olacak olan Avrupa Kömür  Çelik Topluluğu anlaşması, Almanya, Fransa, İtalya. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’dan oluşan 6 ülke arasında imzalandı.  Ayrıca ABD’nin beklediği siyasal gelişmeler de gerçekleşti, genelde komünistler oy kaybettiler, İtalya ve Fransada seçim kazanmaları önlendi.   

Truman Doktrini ve onu izleyen Marshall yardımının Türkiyeye en büyük faydası, onu Rusya karşısındaki yalnız ve desteksiz durumdan kurtarmasıdır. Böylece Türkiye devam etmekte olan soğuk savaş döneminde batı bloku içinde yer almış, daha sonra Nato üyesi olarak bu durum belirgin hale gelmiş ve Türkiyeye nisbi bir koruma şemsiyesi sağlamıştır.

Önemli değişiklik,  sosyal alanda meydana gelmiş, amerikan ürünleriyle tanışılmış ve onlara karşı rağbet artmıştır. Amerikan filmleri, müziği, giyim biçiminin Türkiyedeki uygulamalarına sık rastlanır olmuştur.

Diğer yandan, Truman Doktrini yolu ile temin edilen askeri malzeme ABD’nin savaş artığı malzemelerdir. Çoğu eski, kullanılmış ve eski teknolojili ürünlerdir. Bunların bakım ve onarımı o denli büyük külfet getirmiştir ki, Türkiyenin ikinci dünya savaşı sırasında edinip de bir türlü uygun yatırımlarda kullanamadığı döviz ve altın rezervlerinin kısa sürede erimesine sebep olmuştur. Ayrıca, bu malzeme ABD’nin izin vermediği yerlerde kullanılamaz. Bu kısıt, ilerde Kıbrıs buhranı sırasında Türkiye ile ABD ilişkilerini zedelemiş ve Türkiyeye ambargo konması noktasına kadar varmıştır (1), (2).

Türkiyede kara yolu yapımının ön plana çıkması Marshall planı uygulaması sırasında başlamıştır. Bu, amerikan uzmanlarının önerisiydi. Yeni karayolları inşaası karayolu araçlarına talepte, sonucunda petrol harcamalarında, artışa sebep olmuştur.

Demokrat Partinin iktidarda olduğu dönemde benimsenen kalkınma planında tarımsal gelişmeye ağırlık verilmekte idi. Amerikalı uzmanların da desteklediği bu politika neticesinde, 1953’e kadar geçen süre içinde uygun hava şartlarının ve Kore harbinin tarım ve gıda fiyatları üzerindeki etkisiyle  önemli bir tarımsal gelişme sağlandı. Bu çerçevede tarımda makineleşme de sağlandı. Ancak bu, büyük mıktarda tarım aracı ithaline sebep olarak dış ödemeler dengesi üzerinde olumsuz bir etki yarattı.   

Asıl önemlisi, bu yardımların Türkiyedeki sanayi girişimlerini, özellikle de uzay ve uçak sanayisini durdurmuş olmasıdır. İkinci dünya savaşı sonrasınca Versay anlaşması gereği işsiz kalan Alman uçak üreticisi Junkers ile Türk Hava Kurumunun ortaklığı Türkiyede uçak sanayisi kurma çabalarını başlatılmıştır. Bunun ilk adımı Ankara merkezli TOMTAŞ (Tayyare Otomobil ve Motor A.Ş.) şirketinin Kayseride kurduğu Kayseri Tayyare Fabrikası olup daha sonra bundan Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi, Etimesgut Uçak Fabrikası, Gazi Uçak Motor Fabrikası türetilmiştir. Dahası, özel sektör bu alana girmiş Vecihi Hürkuş’un çalışmalarından sonra Nuri Demirağ  gayet başarılı çalışmalar yapmıştır. Bu arada Gazi Uçak Motor Fabrikası MKEK’na devredilmiş  ve bu kuruluş oradan devraldığı projeleri de yürütmeye devam etmiştir. 1952 yılında ABD Türkiyeye Lockheed eğitim uçakları hibe etmiştir. Oysa, MKEK Gazi Fabrikasında başlatılan ve tamamlanmış olan Mehmetçik Projesi adı altında eğitim uçaklarını geliştirmiş bulunuyordu. Bu durumda bütün bu uzay ve havacılık tesisleri müşterisiz ve işsiz kalmış, traktör fabrikası gibi başka amaçlara yöneltilmiş veya kapatılmıştır. Bu suskunluk 1976 yılında TUSAŞ (Türk Uçak Sanayii Anonim Şirketi) kuruluncaya kadar devam etmiştir (3).

Marshall Planı uzmanlarının telkini ile 1954 yılında kurulmuş olan Milli Prodüktivite Merkezi, 1960’lı yılların başlarında Türkiyede elektronik sanayisi kurulması hakkındaki tartışmalara Schumal isimli yabancı uzmana hazırlattığı raporla katılmıştır. Schumal raporu ismini taşıyan rapor, Türkiye içinden elde edilen bazı bilgilere dayanarak cesaret kırıcı sonuçlara varmakta idi.

Geçmişi hatırlamak çoğu zaman şimdiki zamanı değerlndirmekte yararlı olur. Son yıllarda ülkemiz yönetiminde işlenen hatalar yukarda anlattığım olayları kaleme almama vesile oldu.

(1). Barış Ertem, Türkiye-ABD İlişkilerinde Truman Doktrini ve Marshall Planı, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. Haziran 2009.

(2). Kurtuluş Sığırcıkoğlu, Türk-Amerikan İlişkilerinde Truman Doktrini ve Marshall Planı, Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi Yüksek Lisans Programı, 2015.

(3). Fikret Yücel, Cumhuriyet Türkiyesinin Sanayileşme Öyküsü, TTGV ideaport, 2015.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>