YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

YENİ TARİH İNŞA EDENLER ve DESTAN YAZDIRANLAR !..
Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 02/07/2016 | Saat: 20:13

Yazımıza John Naisbitt ve Patricia Aburdene isimli yazarların “Büyük Yönelimler (Megatrens 2000)” adlı eserlerinden alıntı yaparak başlamanın doğru olacağını sanıyorum.

Değerli yazarlar kitaplarının bir başlığında ‘Evrensel Yaşam Tarzları ve Kültürel Milliyetçilik’ konusunu irdelemişlerdir.  Buradaki vurgulamaları ilgi çekicidir ve tespitleri galiba doğru çıkmaktadır.  Şöyle demişlerdi;

“Her ne kadar yaşam tarzlarımız birbirine gitgide benzese de güçlü bir karşı yönelim izlerine rastlanıyor.  Birliğe karşı direniş (neo-liberalizm ve küreselleşme), kendi kültürel varlığını kabul ettirmek isteğine dönüşüyor!”

Devamla;

“Yaşam tarzlarımız ne denli homojenleşirse, köklü değerlere o denli bağlanmak talebi ortaya çıkacaktır.” 

Bazı örneklemelerle kendi tezlerini savunan yazarların, ülkemiz konusundaki saptamaları da kanımca altı çizilmesi gereken noktalardır. Türkiye’nin coğrafi konumunun kendisine bazı yalın çelişkiler yaşattığını sadece araştırmacılar değil, bizler de hep birlikte saptıyoruz.  Yıllar boyu oluşan siyasi çizgimizde bir tarafta muhafazakâr ve dinci siyaset erbaplarını, diğer yönde de çağdaş ve bilime yönelik evrensel yaşam tarzlarını kabul etmiş yöneticileri izlemişizdir.  Tabii bu liderleri kendilerince destekleyen milyonlar vardır, çatışma böylece sıcak kalmak riskini de taşımaktadır. 

Türkiye uzmanlarından Washington Post yazarı Edward Cody, doğru bir benzetme yapıyor hakkımızda;

“Beyaz yakalılar batıya ve doğrudan Brüksel’e bakarken, molla kılıklı bademler doğuya ve özellikle güneye bakmaktadırlar!”

Bu tartışmalar çok yıllar önce kendi aramızda da yaşanmıştır.  Cumhuriyet kurulurken ve ulus devlet inşa edilirken dönemin düşünürleri de bu konulara ilgi duymuşlardır.  Özellikle Yahya Kemal Beyatlı ve Ziya Gökalp karşı karşıya gelerek kendi fikirlerini savunmuşlar, belli bir kesimi de karşılıklı olarak etkilemişlerdir. Çünkü genç devletin tarihi inşa edilmektedir.

Yahya Kemal;

“Benim için tarih 1071’le başlar, öncesi tarihten önceki devirdir!”

derken; Ziya Gökalp daha geriye giderek tarihimizi Ergenekon olgusu ile başlatır. Ki;

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan

Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan”

derken, Türk Devleti tarihini Orta Asya steplerine taşımıştır.

Bu iki düşünüre katılan veya karşı çıkan onca yazar ve düşünce adamı arasında birkaç kuşak birlikte düşündük.  Sonunda da sanırım yeni ulus devletin tarihini kurgularken 19 Mayıs 1919 tarihinde mutabık kaldık.  Artık tarihimizin kökeni üzerinde kesinlikle anlaşmıştık.

1950’li yıllardan itibaren yeraltından çıkmaya başlayan siyasi dinci ve aşırı tutucu gruplar, ülkemizin ulus devlet ilkesini halen özümseyememiş olduklarından 1919 tarihini içlerine bir türlü sindiremediler.  Zira onlar; demokratik, laik ve sosyal devlet ilkesi tezlerine karşı kendi antitezlerini uygulamaya koymaya karar vermişlerdi.  Siyasi dinci yönelimleri sonrası şeriat devleti kurmak!  Ulus devletten ümmet olmaya geçmek için bu yol tutuşları kendilerince mubah görünüyor ve ısrarla bu yönelimlerini sürdürüyorlardı.

Umulmadık şekilde kendilerine bir kıyak (!) yapıldı.  12 Eylül mimarları, ulus devlet kavramını deforme ederek adına ‘Türk-İslam Sentezi’ denen modele sempati duymaya başlamışlardı.  Böylece siyasi dinci teorisyenlerin yolu açılmış, ülkemizin ekseni saptırılmaya başlanmıştı. Arkadan gelen merhum Turgut Özal, teknokrat kimliğini Müslümanlık kavramı ile süsleyince artık atı alan Üsküdar’ı geçmişti.

2002 ile iş başına gelen AKP İktidarı, öncelikle kurbağaları telaşlandırmamak üzere suyu bulandırmamak üslubunu tercih edince ve AB konusunda özgürlükler diyerek batıya göz kırpınca bazı kitleler azıcık nefeslendiler. Ancak gelinen nokta; ‘demokrasi tramvayının arzu edilen durağa geldiğini’ gösterince, temel amaç ve bir dönem gizli gündem olarak nitelenen ana plan ortaya çıkmış oldu.

Artık sorun teşkil edebilecek unsurlar bastırılmış ve engebeler sanılan aşamalar geçirilmişti; TSK, yargı, bürokrasi, medya ve özellikle muhalefet gibi pürüz olabilecek güçler teslim alınmıştı.  İşte şimdi, adına ‘dava’ denilen özel gündemi uygulamak zamanı gelmiş ve kendilerince bir karabasan saydıkları ‘Cumhuriyet’ kavramı ile hesaplaşmak günü için ortam hazırlanmıştı.  Bunun en önemli yolu halen kendilerine engel gibi görünen Atatürk İlke ve Devrimlerini yok etmek, bu yola döşenmiş yasal mevzuatı kaldırmaktı.

Bu amaçla bir adım daha atılarak ülkenin tarihini yeniden inşa etmek söylemleri başlarken, “yeni anayasa da laiklik ilkesinin olmaması” tezi de işlenmeye başlandı. Adına da ‘Yeni Türkiye’ denen bu yapay yeni tarih inşası, bizi yöneten siyasetçilerin tarih bilgilerinin halen ilkokul, hadi daha iyimser söyleyelim ortaokul sıralarındaki ilkellikte kaldığının bir belgesidir.  Bellidir ki, bizi yönetmek için makam sahibi olan muhafazakârlık iddiasındaki siyasetçilerimiz, evrensel tarih bilinci ve sosyolojik gelişmeler konusunda sınıfta kalanlar arasından sivrilmişlerdir.

Bizlerin çok yıllar önce aramızda tartıştığımız ve sonunda da temelinde ulus devlet kavramı ile anlaştığımız ilk gençlik dönemimize ilişkin tez ve antitez tartışmalarını bile yeterince özümseyememiş siyasi kadrolar bugün iş başına gelmiştir.  Kendi gündemlerini geçerli kılmak üzere kendilerince yeni bir tarih inşa etmek talepleri ve yakın tarihimizin en önemli olgusu olan 19 Mayıs 1919 aşamasını yok sayma çabaları ise kanımca sadece tarih bilgisizliği ve tarih bilimini 1001 Gece Masalları gibi sanmaları ile izah edilebilir.

Bizler de;

“Milletimizin, medeniyetimizin binlerce yıllık tarihini 1919’dan başlatan tarih anlayışını reddediyorum! diyen”

söylemi ve anlayışı reddediyoruz!..

İstedikleri kadar polislere, savcılara, yargıçlara kendi destanlarını yazdırsınlar sonuç değişmeyecektir.

Destan, bir kahramanlık öyküsünün anlatımı, şiirleştirilmesidir. Son yıllarda ülkemizde yaşanan olaylara “destan yazmak” denebiliyorsa tanım amacından saptırılmış, birilerini veya bazı kesimleri övmek amacıyla gerçek dışı yakıştırma yapılmış demektir.

Bu yakıştırmaların örneklerini en az üç yıl önceden bu yana yaşayarak öğrenmiş olduk:

·       Bir parka sığınmış, düzeni mizahi olarak protesto eden, çoğu genç ve diğerleri de hayli ileri yaştaki insanlarımızı TOMA adı verilen araçlarla kovalamak…

·       Bu tanımladığımız gruplara ilaçlı ve boyalı su sıkarak kendilerini ciddi anlam da rahatsız etmek…

·       Sabaha karşı araçlarla ve coplarla baskın yaparak kurdukları çadırları ateşe vermek,,,

·       Nerede ise bir metreden kırmızı giysili bir genç kadını hedef alarak yüzüne doğru gaz sıkmak…

·       Bir başka karede siyah giyimli başka bir kadına yakın mesafeden basınçlı su sıkarak yere savrulmasına neden olmak…

·       Havaya atılması gereken gaz kartuşları ile tanımladığım grubu hedef alarak ne denli iyi nişancı olduklarını kanıtlamaya çalışmak…

·       Bu isabetli atışları ile genç bedenleri ağır şekilde yaralamak ve bir kısmının yaşamını sona erdirebilmek becerisini göstermek…

·       Sokakta kıstırdıkları bir genç insana ellerine aldıkları kütükleri sallayan fırıncı bozuntularını engellemek yerine, onlarla birlikte döverek öldürmek…

·       Kordon sahilinde gezen genç kızları saçlarından kavrayarak yere sermek…

·       Genç bir insanımızı bulunduğu duvarın üzerinden gaz kartuşu isabet ettirerek öldürmek…

·       Protesto yapan genç insanların tepkisinden korkarak havaya uyarı ateşi yapmak isterken gariban bir genç adamı öldürmek…

·       Yeter artık gaz sıkmayın diye uyaran orta yaşlı bir kadına hitaben; “Gaz sıkmayayım da ne yapayım, osurayım mı” diye veciz yanıtlar yaratabilmek…

·       Panik halinde bir camiye sığınmış insanlara yardım eden doktorları darp etmek ve tutuklayarak yargıya teslim etmek…

·       Sokakta elindeki ekmekle dolanan ve henüz ilk gençlik çağına bile varamamış çocuğa mermi sıkarak ölümüne yola açmak…

gibi nice kahramanlık yaşamış ve yaşatmış bir ülkede yaşıyorsanız, hemen söylemeliyim ki, bizde yazılan destanlar bitmeyecektir!

Bu anımsadığım sıradan olayları sözüm ona bastırmak üzere emirleri veren ve güvenlik güçlerini teşvik eden zihniyet, sonunda da “Polisimiz destan yazmıştır!” buyuruyorsa, bu yalnız ve güzel ülkemiz daha nice destanlara gebedir!

Bunu sadece bizim gibi sıradan insanlar değil, yakın tarihimizi kayıt altına alan tarihçiler de yazacaklarıdır.

***

Fransa’da bazı emekçilerin sosyal dünyalarında ve özlük haklarında kısıntılar yapılıyor diye protesto gösterileri yaptığında ülkenin güvenlik güçlerinin protestocu Fransızlar üzerinde destan yazması (!) Ülkemizin değerli Cumhurbaşkanı tarafından uygun görülmemiş ve alenen tepki göstererek “Fransa’yı kınıyorum” demiştir. 

Şahsen Sayın Cumhurbaşkanı’nın tepkilerine içtenlikle katılıyor ve ben de kınıyorum. Hatta kınamakla kalmıyor ve kendimce Fransız polisine Sayın Tayyip Erdoğan’ın alanlardaki son hitabetini kullanarak ben de saydırıyorum; “Çünkü onlar Zerdüşt’türler, ateisttirler, Ezidi’dirler” diye de ekliyorum.

Hepimiz biliyoruz ki; mesele gerçeklerin söylenip söylenmemesidir. Batılılar Afrika’yı işgal ettiklerinde derler ki;

“Size özgürlükten önce ekmek gerek”.

İşgalci batılıya Afrikalı kadın yanıt verir;

“Konuşma özgürlüğüm olmazsa, ekmeğimi kimin çaldığını nasıl söyleyeceğim?!.”

Destanlar bunun için yazılıyor...

Destan yaza yaza gelinen noktada, Ülkede ne yazık ki içimizi ferahlatacak hiç bir şey yok.

Şehit haberlerine canlı bombaların katliamları eklendi. Sonu gelmeyen acı haberlere bir yenisi daha Atatürk Havaalanı’nda eklendi. Dinci terör saldırısında 45 insanımız hayatını yitirdi, 150’den fazla kişi de yaralandı.

İç politikadaki ‘akıl tutulması’ durumu da aynı gece büyük bir açıklığıyla TBMM’de ortaya kondu. Bu denli büyük bir facianın yaşandığı anı izleyen saatlerde “Yargı Reformu” adıyla Yüksek Yargıyı siyasete sıkı sıkıya bağlama tasarısı AKP milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. Başkanlık  tutkusundan sıyrılarak, demokratik insan hakları bağlamında olumlu çözüm adımlarının atılması hala mümkün müdür bilemiyorum.

Bu ülke topraklarında bulunan yerli ve yabancı tüm insanlar can güvenliğinden yoksun durumdadırlar. Ne yapalım; ölenlere rahmet ve yaralılara acil şifalar dileklerimizi sunuyoruz diyebilirsiniz.  Zaten, ölüm de fani olmanın kaçınılmaz bir sonucudur.  Amenna!  Bunun beklenen tecellisi ise çoklukla ‘zaman’ kavramı ile ilişkilidir.  Ama içinde yürüdüğümüz zaman, başka etkenlerle ortaya çıkan acı sonu tetikleyince ve elim olayları öne alınca, insan olarak bize yapabilecek tek şey, “zamana isyan etmek” kalıyor.

Bunu da en güzel şekilde yerine getirmiş olan ozanımız Oktay Atas’ın dizelerine yazımızın sonunda yer vermek sanırım çok doğru olacaktır;

ZAMAN

Ulan zaman,

Kulak ver de iyi dinle;

Doğduğumdan beri uğraşıyorsun benimle,

Yavaşlayacak yerde çabuk geçtin,

Hızlanacak yerde neredeyse durmayı seçtin!

Şimdi de yolun sonunda ki bu çıkışsız inişte,

Bari arkamdan itme,

Gidiyoruz işte!



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>