YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

Ötekileştirilen Üniversitelerimiz!..
Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 11/03/2016 | Saat: 00:55

Ötekileştirilen Üniversitelerimiz!..

TDK Sözlüğü, ‘devlet’ tanımı için şöyle yazıyor; “Belirli bir ülkesi olup bir hükümet yönetimi altında örgütlenmiş bulunan ve yurtdışı bir denetlenmeye bağlı olmayan, benzerleri tarafından tanınmış bir siyasi ve bağımsız topluluk”.

Bu tanımlama, devlet adı verilen topluluğun bazı kurallar ile ve hukuk adabı içinde yürütüldüğüne işaret etmektedir.  Kuşkusuzdur ki, devletin alt yapısında yer alan kurumlarında bu ahenk içerisindeki yeri ve önemi büyüktür.

Devlet oluşumunun alt yapısında yer alan kurumların en başta gelenleri ordusu, yargısı ve maliyesi yanında bir de eğitim kurumlarıdır.  Eğitim kurumları derken kanımca en önemlisi ise üniversiteleridir.  Zira üniversiteler, devleti oluşturan diğer ana kurumların yaratıcısı ve oluşturucusudur.  Devlet kavramının hukukla tanışmasını ve bilimsel yöntemlerle yönetilmesini üniversiteler sağlar.  Keza çağdaş eğitim düzeyine ulaşabilmek için temel eğitim olan ilk ve orta öğretim kurumlarını gerektiği şekilde şekillendirir ve düzenler.

Üniversiteler çeşitli bilim dallarında kendisini gelişmeye adamış olan fakültelerin bir araya geldiği kurumlardır.  Varlığının ilk unsuru, yani olmazsa olmazı özerk olması ve laik bir anlayışla çalışabilme yeteneğinin var olabilmesidir.  Böylece adına bilim denilen ana uğraşını, her türlü görüşe açık, pozitif ve de deneysel gelişmelere yanıt verebilir olması sağlanmış şekilde yürütebilir.  Bağnaz ve skolâstik unsurun egemen olduğu çatıları üniversite olarak saymamak, orta çağdan bu yana kabul görmüş bir eğitim kuralıdır.

Diğer kurumlar gibi üniversitelerimiz de bir makam silsilesi ile yönetilir.  Ayrı bilim dallarını temsil eden fakülteleri dekanlar ve fakülteleri bir araya getirerek büyüyen bilim yuvası sayılan üniversitelere de rektörler yönetici olurlar.  Bunların seçilmesi ve görev süreleri de belirli kurallar çerçevesinde yapılır.

Bilim kurumlarının başına atanmış olan bu değerli insanların sadece kendi dallarında yetkili olmaları değil, yönetmek konusunda da ehil olmaları beklenir.  Bu makama yaraşır görünenler, öfke ve kinlerini makam odasının dışında bırakmak konusunda yeterince becerikli, üniversitelerin bilimselliğini ve bilim insanlarının ifade özgürlüklerini ve özerkliklerini sahiplenen akademisyenler olmak zorundadırlar.  Bu değerli yöneticilerin iş ve makam sevgileri alkışlanabilir olmakla birlikte, aksilenme ve inatlaşma biçiminde kendisini göstermemelidir, diye düşünenlerdenim.

Kaldı ki, bu yaşıma kadar hasbelkader çeşitli makam sahipleri ile çalışırken ve karınca kaderince ben de yönetim kadrolarını işgal edebilmişken, karşımıza çıkan kişisel kariyer fırsatlarını ve çıkarlarını ikinci plana atarak, devlet adabının yadsınamaz emri olan astlarımızın kariyer planlarını öncelikle desteklemek şeklinde kullanmayı şiar edinmişizdir.

Aksini yaşayan ve astlarına yaşatanlar olmuştur.  Makam egemenlikleri bittiğinde, asansöre binebilmek sırasını beklerken bile kendisini arkaya iteleyenlere kızamayacak kadar hatalı olduklarını o dakika ancak anlayabilmiş kişilerdi onlar!

Makamlara atanmış yetkin kişiler kuşkusuz emrinde görev yapanların eksik ve hatalı uygulamalarından da sorumludurlar.  Bu noktaya gelindiğinde de kendi yetkilerine verilen araştırma ve incelemeler sonrası, hatalı eylemleri cezalandırmakla da mükelleftirler.  Yasa koyucu, bu durumları dikkate alarak yönetici makama bir dizi alternatif tanımıştır.  Bu maddeler, amirin cezalandırmak amacı ile kullanabileceği uyarı, ihtar, kesirli maaş kesintisi, süreli açığa almak ve işten çıkarmak şeklinde kabaca sıralayacağımız hafiften ağıra giden sıralamalardır.  Yasa koyucu bu ceza sıralaması ile suçu cezasız bırakmamak yanında, bellidir ki ast konumunda olanları da korumak ve kollamak esprisini yasaya eklemiştir.

Bu sıralamanın bana öğrettiği; çok yüz kızartıcı adi suçlar dışında, örneğin özellikle ifade özgürlüğü bağlamında yapılan ve suç sayılan eylemeler de verilecek ilk cezanın en hafifi olmasının tavsiye edildiğidir.   Kuşkusuz eylemin tekrarında diğer basamaklar devreye girebilecektir.

Bu yazıdan muradım şudur; bir grup akademisyen (bazılarına göre 1100, diğer iddiaya göre 2200 kişi), ülkemizin içinde yaşadığı koşullara dikkati çekmek amacı ile bir bildiri yayınlamış ve altına da imzalarını atmışlardır.  Bazı noktalarına benim de tam onay vermediğim bu bildirge üzerinde imzası bulunanlar, özellikle Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ucu vatan hainliğine vardırılan suçlamalara maruz bırakılmışlardır.  Bellidir ki, YÖK Başkanı durumdan vazife çıkarmış ve rektörlere gerekli müeyyideleri uygulamalarını tebliğ etmiştir.  İşin acı tarafı bazı yöreler de güvenlik güçleri ve savcılar bile devreye sokulmuştur.

Duyumlarımıza göre, ülke genelinde imzacı akademisyenlerden 600 kadarı iş sözleşmeleri iptal edilerek üniversiteden uzaklaştırılmışlardır.  Yani, makam sahibinin ceza vermek yetkisinin en ağır olanı ilk aşama da kullanılmıştır.  Bu yetkiyi sonuna kadar kullanan sayın rektörlerinde bir kariyer planlamaları ve beklentileri olmasına saygı duymakla birlikte, işsiz bırakılan genç akademisyenlerinde uğruna yıllarını verdikleri bir kariyer planlaması olabileceğini sanırım rektörlerimiz unutmuşlardır.  Kaldı ki, kişiyi işinden ve aşından mahrum bırakmakla, o kişinin ailesini de ortada bırakabilecek bir cezalandırma olduğunu sayın rektörlerin anımsayabilmesi gerekirdi, diye düşünürüm.  

Şimdi; örneğin yıllarını botanik bilimine adamış bir eski akademisyenden zerzevat yetiştirmesi mi beklenecektir?  Veya zooloji bilimine yıllarını vermiş bir genç insan besicilik mi yapacaktır?  Güzel Sanatlar dalında yıllarını geçirmiş kişiye tabelacılık yapacaksın mı denmek istenmiştir?

Duyumlarımıza bakılırsa, bazı rektörlerin yanıtı hazırdır; “Canım, yargıya gider sonra dönerler!” Bu yanıtın yaşamını özerkliğe ve bilimsel dürüstlüğe adamış; fikri hür, vicdanı hür ve ilmi hür kuşaklar yetiştirecek bir üniversite hocasına ait olabileceğine inanmak istemiyorum!

Durum böyle ise; Diyanet İşleri Başkanı’nın talep ettiği medrese kurmak fikrine gerek kalmamıştır, üniversiteler zaten ötekileştirilerek medreselere dönüştürülmüştür!..

                                                                                             Erdal Akalın (09.03.2016)



Yazar Notu: Bu yazı başka bir yerde yayınlanmaktadır.(Mersin İmece)

[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>