YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







DUYARLI YURTTAŞ

UZUN YOLUN KISASI – 5-6-7
Yazar: MEHMET ALİ SULUTAŞ | Tarih: 03/07/2009 | Saat: 12:59

 

          Gezinti devam ediyor, Türkçeye göz kulak olmak da…

 

          Okurlarımızı, Türkçe kullanımlarını izlemeye, dinlemeye ve göreve çağırıyoruz. Gençlik adına, insanlık namına, Allah aşkına bir dikkat kesilin ve sağduyunuzu (veya sol duyunuzu) devreye sokun. Bütün benliğinizle dinleyin,  gözleyin, okuyun, anlamaya çalışın yazılanları, okunanları ve söylenenleri. Örnekler de verelim:

 

          Söyler misiniz lütfen, “Cumhurbaşkanının misyonu gereği…” ne demektir? Oysa, “Cumhurbaşkanının görevi gereği…” deniverseydi bir söyleyeceğimiz olmazdı, bu kadar da gevezelik etmezdik.

 

‘Misyon’ kelimesini kim, ne zaman, neden, ne amaçla, ne anlamda sokuşturdu dilimize, bileniniz var mı acaba? Bu dayatmayı neden kabulleniverdik dersiniz?

 

Evet, Amerikanca, İngilizce ‘mission’ ve ‘vision’ sözleri bize ‘misyon’ ve ‘vizyon’ diye uyarlanarak ağza ve kulağa da hoş geliyor diye kabul ettirildi. Ağalarımız, beylerimiz de yuttular ve yutturdular bizlere bu yutturmacayı. Bu sözler de kene gibi dilimize yapıştı kaldı.

 

Misyon, ‘(özel) görev’; ‘misyoner’ de özel görevle iş yapan demektir. Vizyon da, düş, ileriyi görme, tasavvur, yaratıcılık... İnsanların dinlerini değiştirmeleri için ‘özgürlük’, ‘insan hakları’, ‘hayvan kakları’, bilmem ne hakları diye uydurma adlar altında yapılan çalışmalar ‘misyonerlik’ olarak tanımlanır. Bu işleri yaptıran birime de ‘misyonerler kurulu’ denir.

 

‘Görevimiz: …’ ve ‘Görüşümüz: …’ yerine ‘Misyonumuz: …’ ve ‘Vizyonumuz: …’ diye yazdırıp çerçeveleterek duvarlarına asan; rapor ve dosyalarının tepelerine yapıştıran, konuşmalarını böyle süslediğini sanan konuşmacı, öykücü, romancı kimselerin kulağına küpe olması dileğimizle sunulur… (18.6.9)

 

 

Gazetelerde, televizyonlarda, orada burada bir “manşet/sür manşet” salgınıdır gidiyor, domuz gribinden beter… Fransızca kökenli ‘manşet’, ‘başlık’, ‘sür manşet’ de ‘üst başlık’ demektir. Bir TV haber okuyucusunu uyarmıştım bu konuda da birkaç kez doğrusunu söylemişti, sonradan yine ‘manşet’, ‘sür manşet’ demeye devam etmişti. “Bu şekilde okuyacaksın diye sana baskı mı yaptılar yoksa?” diye sormam üzerine haber okuyucu/sunucu,

 

“Dil alışmış işte, kayıveriyor…” diye tutarsız bir yanıt vermişti. Sun yazılan ve ‘sun’ diye okunması gereken TV/radyo vericisinin adını bile İngilizce ‘sun= san’ diye okunmasını isteyen bir yönetimden ve çalışanından ne beklenir zaten?.. Kabahatin büyüğü bu saygısızlığa duyarsız kalan yöneticilerde, radyo-TV yayın düzenleyici kurumlarda, TBMM’de…

 

Türkçeye saygısız bu tür kişilere bir çift sözümüz daha var:

 

Varsayalım ki, ‘manşet’ ve ‘sürmanşet’ ağzınıza yakışıyor, kulağınıza hoş geliyor. Aynı hoşnutluğu fazlasıyla yaşatacak bir önerim var sizlere:

 

Madem ‘başlık’ için ‘manşet’ ve ‘üst başlık’ için ‘sürmanşet’ demeyi yeğliyorsunuz ve büyük haz duyuyorsunuz, ağzınıza yakışabilecek, kulağınıza hoş gelebilecek birkaç benzer denemeye ne dersiniz? İşte size ipuçları, var mısınız çıkıp avazınız çıktığı kadar haykırmaya?

 

“Başlık parası” yerine ‘Manşet parası’ demeye?

 

“Üstçavuş” yerine “Sür çavuş”, “Üst teğmen” yerine “Sür teğmen” demeye?..

 

Sabah olsa da kalksak, Türkçeye saygılı olmayanları saygıyla uyarsak!..

 

Türkçenin, Gündelik Hayatta Özenli Kullanımı İçin Bilinçlendirme Çalışmaları Yapan Türkçe Sevdalılarının Derneği’ni ziyaret etsek!.. turkcan.org  (Devam edecek–19.6.9)

TRT yeni bir yayın kuşağı açtı: Çocuk TV. İyi de etti. Her ne kadar Türkçeleştirilmiş yabancı yapımlar sunuyorsa da, bu bir başlangıç, yerli yapımlar da gelecektir elbette. Çünkü gülünç oluyor, sırıtıyor yabancı dilde yazılmış yazılar önde arkada, sağda solda görününce…

 

Başka eleştirilecek yanı çok olmasına karşın, bir eleştiri daha yapmakla yetineceğim. O da, “Dünya Çocuklarının Portalı” diye duyurulan bir yayın saati. İngilizce “ana kapı, büyük kapı, giriş kapısı” anlamında olan ‘portal’ sözü dilimize hem yanlış sokuldu hem yanlış kullanılıyor sanıyorum. Mübarek, bir cankurtaran gibi dolaşıp duruyor ortalıkta…

 

“BaLO süppperrdi yha dDANS ettik halay çektik koptukk...” tümcesi bir öğrencinin heyecanını yansıtıyor. Yazılı olduğu için yazım ve deyim yanlışlarıyla dolu olduğu görülen bu tümce konuşma dilinde bu kadar sırıtmaz aslında. Sadece, “koptuk” ne demektir diye sorarız ve belki “süper” yerine ‘âlâ, birinci sınıf, iyi, kaliteli, kusursuz, mükemmel, seçkin, şahane’ kelimelerinden birinin kullanılmasını öneririz.

 

‘Okul yılı sonu balomuz kusursuzdu. Dans edip halay çektik. Epey eğlendik…’ gibi bir tümce kuruluşu önerebiliriz, bu duyguyu yansıtmak için, düzgün Türkçe adına...

 

İnşaat malzemesi satan şantiye görünümünde bir dükkân önünden geçerken tabelada yazılı “siding” kelimesine takıldım.  Bir çalışana sordum, “Ne demek bu “siding” kelimesi? Genç, ‘siding’i İngilizce söyleyerek: “Sayding bir yapı malzemesidir, efendim…” deyiverdi.

 

Adamcağız biraz da kasıldı hani. “Nece o siding veya sayding?” diye sorunca,

 

“İngilizce efendim!” yanıtına, “Burası bir İngiliz dükkânı mı yoksa?” sorusunu yapıştırdım. Adam afallayınca, birlikte olduğum ağabeyim hemen atıldı:

 

“Türkçeye duyarlı olduğu için hiç gecikmeden yapılması gerekenleri söyler de,” dedi. Aslında İngilizce ‘siding’, ek hizmet için mevcut demiryolu yanına döşenen kısa demiryolu hattı demektir. Meğer bu ‘siding’ diye sattıkları malzeme, bina veya bahçeye takılan plastik yan çit-duvar çekme malzemesiymiş. “Bu ‘siding’ yerine Türkçesinin ” yazılması istek ve ricamı patrona iletivermesini belirterek, adamı işinden daha fazla alıkoymak istemedim.

 

Bugün, yılın en uzun günü ve hoş bir rastlantı, aynı zamanda ‘Babalar Günü.’ Telefonlar edildi, iletiler gönderildi, ziyaretler yapıldı. Bize de ziyaretçiler geldi, özellikle bir baba olan ağabeyimi görmeye ve kutlamalar için…

 

Sigara içmekte olan Osman’a, “Sigaraya başlama iradesini gösteren, bırakma iradesini de gösterir,” diye tavsiyelerde bulunurken, o yeni bir açılım yaptı ve;

 

“Benim sigaraya başlamama Ali Abi sebep oldu!” diyerek hepimizi merak içinde bıraktı. Herkes bir ona bir bana baktı, Osman’ın açıklama yapmasını merakla dinledi:

 

“Ben daha 8-10 yaşlarındaydım, 1960’lı yılların başlarında Kendisi içmezdi ama Üsküdar’daki evlerinde camekânlı dolap içinde Ali Abi’nin sigara paketleri koleksiyonu vardı. Paketlerin çoğu boştu ve içleri pamukla doldurulmuştu. Sigara olanların içinden sigara çıkarır, kaçak kaçak içerdim. O merak ve aşırma alışkanlığı beni sigara tiryakisi yaptı…”

 

Bu açıklamayı ilk kez duydum. Pul, bardak, şişe, taş ve sigara paketi koleksiyonu yapıyordum. Ama Osman’ın koleksiyonumdan sigara aşırdığını hiç fark etmemiştim.

 

Bahçede sarı renkli açan bir çiçek var, ‘Ezan çiçeği’ adında. Çok ilginç, akşam ezanı vaktinde ‘çıtır çıtır’ bir sesle açılıyor, sabah kuşluk vakti kapanıyor. Ertesi akşam ezan vakti yeni tomurcuklar aynı yöntemle açılıyor ve düzen böyle sürüp gidiyor. (Devamı var – 21.6.9)

 

Kuzey Ege’de ziyaret edeceğim arkadaşlarıma da götürmek üzere bahçedeki erik ağaçlarından en yaşlısına çıkarak erik toplayıp yanıma aldım. Önceden tasarladığım gibi, Yeniçiftlik’te ana yola çıkıp İstanbul’dan gelip İzmir’e gidecek otobüs beklemeye başladım.

 

Bu hatta 3-5 otobüs şirketi hizmet veriyor. İlk gelene binerim demiş bulundum kendi kendime. “Bir daha bu şirketin otobüsleriyle seyahat etmem” dediğim otobüslerden biri geldi. Yeniçiftlik-Aliağa yolu için İstanbul-İzmir taşıma ücreti istediler, itiraz ettim, “İstanbul- Yeniçiftlik ücreti 14, Aliağa-İzmir 8 TL olursa, Yeniçiftlik-Aliağa ücreti daha az olmalı” diye de 5 lira indirim ancak yaptırabildim. Keyfe keder deyip sineye çektim. Yetkililer ‘tersane’ için yer aradıklarını bildiğim için o gözle de baktım bu Marmara kıyılarına. Ereğli-Tekirdağ- Gelibolu arasında öyle uygun yerler var ki, ilgililere öneririm.

 

Ayçiçeği ekimi ağırlıklı tarlalar ve yazlık siteler geçerek Tekirdağ’da yolcu alarak, İpsala (Yunanistan sınırı) kavşağını geçip Keşan’da kısa mola verdik. Erikli, Bolayır kavşağı derken anımsadım, 33 yıl önce birkaç arkadaş buralara gelmiş, 2 km ilerdeki Namık Kemal’ in mezarını ziyaret edip Saros Körfezi’ne öylesine uğramış ve tek engebeli yoldan Şarköy’e giderek orada bir gece kalmıştık. Sonraları, Şarköy’den Tekirdağ’a kıyıdan yol açılmış.

 

Saros (Körfezi) ile (satılmışları satın alan) Soros’u karıştırmayın, aman/sakın haaa!..

 

Keşan’da bir tabela dikkatimi çekmişti: “… Cafeterya” hem Türkçe değil, hem yanlış. Gelibolu’da benzer bir tabela: “Passengr’s Cafeteria – Çorba-Köfte-Yemek-Döner-Meşrubat” hepsi de büyük harflerle ve başı İngilizce, gerisi Türkçe. Gelibolu Yarımadası’nda gömülü şehitlerimizin dilleri sızlıyordur şimdilerde…

 

Feribotla yarım saatte karşıya, Lapseki’ye geçtik. Çoğu Japon yabancı yolcular da var aramızda. Feribot helasının kapısında büyük harflerle, “ÜCRETSİZ” yazılıydı. “Bir de ücretli olaydı bari…” dedim ve gülüştük kuyrukta bekleyenlerle.

 

Ezine ve Çanakkale’de yolcu indi/bindi. Çanakkale/Gelibolu boğaz ve yamaçlarında ve tepelerinde 95 yıl önce yaşanan savaş cehennemini hatırlamamız yetiyor barışın değerini anlamaya. Bu tepelere şimdilerde rüzgâr enerjisi elde etmek için kurulan pervaneleri gördük. Hemşerimiz Homeros’un öyküleştirdiği Truva yöresinden geçip pek çok yerleşim yerlerine girip çıktık. Denize yaklaşıp uzaklaşarak, akarsular, koyaklar geçerek vardık Kaz Dağları’na.

 

Sağ aşağı uzaklarda deniz, sol yanımız dağlık-kayalık bir dönemeçli inişte bir garip ses ve kokuyla birlikte sağ ön lastik patlaması yolcuları heyecanlandırdı. Uçurum korkuluğunun hemen başında sağda daracık bir alana çekti otobüsü sürücü ve motoru durdurdu. Yolcular indi, iki kişilik yardım ekibi geldi, beş km ilerdeki Küçükkuyu’dan.

 

Televizyonu, radyosu çalışmayan, helası olmayan, kliması gürültülü çalışan otobüsün yedek lastiği de delik deşik, yamalı, kaplamalı vs. bilek gücüyle, sağ arka dış lastik çıkarılıp sağ öne, o uyduruk yedek sağ arka iç tarafa ve içteki dış tarafa takılarak tam iki saat sonra yola yeniden koyulduk. İyi ki bulunduğumuz yer çamlar arasıydı, hava yağmurlu değildi. Hele kış hiç değildi. Yoksa çekilir miydi o iki saatlik bekleme? O şirketin başka otobüsü de geçmedi ki bazı yolcuları hiç değilse İzmir’e götürürdü. İşin ilginç yanı, biz oradayken iki jandarma aracı geçti peşi peşine, hiçbiri durup da bir bilgi bile almadılar, hal hatır sormadılar.

 

“Hava sıcaklığı 35 derece, asfalt üzerinden geçen lastikler ısıyı 55 derece yapıyor,” dedi sürücüler. Kıyıya ulaştığımızda insanlar, özellikle çocuk ve gençler denizde eğleniyordu. Orman içine yapılmış villaları ve toplu konutları görmek de o derece çarpıcıydı. Zeytinlikler arasından geçerken, “Lux Daireler” tabelaları gözlerimizi tırmalıyordu. “Lux” yerine “Lüks” yazsalardı bu kadar tırmalayıcı olmazdı. Ama “Köftehor Lokantası” adı inanın yüreğini gülümsetiyor. “Çorbacı Hacı” tabelası da…

 

Geç kalınca Ali aradı, Burhaniye’de mola sırasında. Ben eşi Akile’yi aradım Ayvalık’ tan yola çıkınca. “Kaz Dağı’nda kaz aradık iki saat!..”  diye şaka da yaptım o konuşmada…

 

Güre, Edremit, Burhaniye (ilk şehit Uludağlı Recep anıtı yanından geçerek), Ayvalık, Dikili ve Bergama kavşaklarından geçip (rahmetli resim öğretmeni Hüseyin Sevim’in yaz aylarını geçirdiği) Şakran’dan hemen sonra geldik Aliağa’ya. Kentin batı ucunda bulunan Emniyet Müdürlüğü’nün karşı tarafında inerek vardım Kırklareli Lisesi’nden 55 yıllık arkadaşım ve o yıllarda yoksullara, düşkünlere ve zayıflara destek, çetelere karşı toplumu korumak amacıyla oluşturduğumuz ‘Arılar’ birliğinin (1/4 numaralı) bir üyesi olan Ali Ortaç ve sevgili eşi Akile’nin yaşam evine.

 

Sabah 9:30’da bindiğim otobüste tam 12 saat seyahat etmişim demek ki. Arkadaşım Ali de vurguladı, İzmir-Aliağa-Balıkesir-Bursa-İstanbul ve İzmir-Aliağa-Çanakkale-Tekirdağ-İstanbul hatlarında çalışan otobüsler hem eski-püskü hem indisi bindisi çok olan türdendir. Gerçekten öyle, bu Mercedes 302 modeller 8-10 yıl önce tutulan modellerdi.

 

Gel de anma şimdi, Mersin otobüs şirketlerinin en son model, televizyonlu, müzik ve kablosuz internet (bilgisunar) yayınlı ve hem de tuvaletli otobüslerini… (Devamı var – 22.6.9)

 

 



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>