YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







DUYARLI YURTTAŞ

UZUN YOLUN KISASI – 2 ve 3
Yazar: MEHMET ALİ SULUTAŞ | Tarih: 01/07/2009 | Saat: 15:47

          Gezimin İstanbul molasında Esenler Otogar’ından şehir içi ulaşım aracıyla Çapa’ya gidip tramvayla Sultanahmet’e vardım. Her gidişimde olduğu gibi sokak arasındaki Karadeniz lokantasına varıp, “Akdeniz Karadeniz Marmara, Türkiye’nin merkezi Ankara…” diye seslenerek çalışanları selamladım ve sıcak pide eşliğinde sıcacık bir tas çorba içip Sone Yayınevi’ne yollandım. Daha önce telefonda sözleştiğimiz gibi, kuşluk vakti, yayıncımız ve yönetmenimiz Hasan Hüseyin Yalvaç ile iki saat yarenlik ettikten, derin edebiyat konu ve açmazlarına girdikten, çay ve ayran içtikten sonra ‘Üçüncü Arka’ başlıklı kitabımın basım masrafından arta kalan borcumu da ödeyip kalktım. Hüseyin kardeş, yeni yayınlarından derlediği bir torba kitap armağanını da koltuğumun altına sıkıştırıverdi…

 

Öğlen sıcağı iyi bastırmıştı. Sirkeci’den Cağaloğlu’na çıkan ve kıvrımda çatallaşan tek yön yolun Ankara Caddesi çatalı kapatılmış. Vilayet binası yanında ve Avrupa yakasını Anadolu yakasına Boğaziçi altından bağlayacak olan Marmaray projesinin bir durak noktası için başlatılan ve birkaç yıl süreceği söylenen yapılaşma çalışmaları nedeniyle bu alan tahta-metal perde ile çevrelenmiş. Araç gidişi de Cağaloğlu Yokuşu çatalından yönlendirilmiş.

 

Her iki yol üzerindeki esnafla konuştum, her iki kesimin de olumlu ve olumsuz görüşlerini öğrenmiş oldum. Üniversite öğrenciliğimiz (1950’li-60’lı) yıllarında uğrak yerlerimiz olan ‘Varlık’, ‘Remzi’, ‘İnkılap’ gibi yayın ve kitapevleri nerelere taşındı acaba?

 

Çapa’daki VIF- İstanbul Seyahat otobüs işletmelerinin yazıhanesine kadar gideceğim hızlı tramvayın Sultanahmet durağına kadar yürüyüp, bir soluklanma alanı biçimine dönüştürülen alanda bir ağaç altında 1-2 kişilik boş yer olan sırada oturan adamdan izin isteyerek sağ yanına oturdum. Esmer renkli adam, İngilizce, beni anlamadığını söyleyince kendisine İngilizce yanıt verip söylediklerimi yineledim. Adamcağız gülümseyerek, karısının biraz sonra geleceğini, ama sorun olmadığını, gelince sol tarafına oturabileceğini söyledi.

 

Biz söyleşirken eşi de bir torbada iki kişilik yiyecekle döndü ve söyleşimize katıldı. Hint asıllı İngiliz çift tatil için gelmişler. Kanadalı Türk olduğumu ve Mersin ile Ottava arasında gidip geldiğimi söyledim. Kendileri Toronto’da bulunmuşlar. Türkiye’nin nelerini seviyorum da uzun süre burada yaşıyorum diye sordular. Neler yaptığımı da kısaca özetleyerek, iklimin, doğanın ve tarihin güzelliğine, insanların yardımsever ve paylaşımcı olduğuna değindiğimde, itiraz ettiler. Büyük kentlerin turiste doyum noktasına gelmiş olduğu için kimi kişilerin kayıtsız kalabileceğini belirtince, adamcağız kükredi:

 

“Sıradan insanların böyle bir eğilim içinde olabileceğini kabul edebilirim, ama turizm bürolarında devlet memurluğu yapan kişilerin yardımsever olmayışlarını kabul edemem…” diyerek memnuniyetsizliğini dile getirdi. Kendilerine hak vererek bu kayıtsızlığı bir şekilde ilgililere ileteceğimi söylerken Mesut yeğen aradı Çorlu’dan telefonla. Dönüşe geçtiğimi, biraz sonra yola koyulacağımı söyledikten sonra konuklardan izin isteyerek kalktım.

 

Ülkemizde konuk olan yabancılara karşı bireyler ve hele görevliler olarak hiç yüksünmeden yol gösterici ve değişik bir kültür, dil ve ortam içinde olmaktan kaynaklanan baskıyı, olumsuzlukları en aza indirmek için onların omuzlarındaki yükü azaltmalıyız!..

 

Sultanahmet durağına gelen iki katarlı tramvaya yetişmek için, ‘Akbil’ diye anılan kartın kumbarasını duraktaki aygıta okuttum, aceleyle geçerken elimdeki çanta ve torbalar geçit kanadını çevirince kendim demir kanadın gerisinde kaldım. Ayak kemiğim de epey sızladı hani. Tramvay kalkıp gitti. Görevliden yardım alarak içeri girmeyi başardım. Zeytinburnu’na giden bir sonraki tramvayda yer bulup Çapa’da indim.

 

Geliştirmeyi düşündüğüm ‘Zeytin’ başlıklı yazıma açılım getirecek düşüncelere esin kaynağı oldu, İstanbul’un Zeytinburnu. Mersin’de de ‘Zeytinlibahçe Caddesi’ var ya!..

 

Otobüs yazıhanesi önüne yaklaşırken saat 2’yi 2 geçiyordu ve ulaşım aracı anayola girmek üzereydi. Gelen araçları kollayan ve soluna bakan sürücü benim çırpınmalarımı göremedi, yolculardan gören de olmadı demek. Bekledim, bir sonraki 2:30 aracıyla Esenler yazıhanesine geldiğimde saat 3 otobüsü kalkmak üzereydi, yer vardı ama bavulumu da alıp getirmem gerekiyordu iki yüz metre kadar ilerideki VIF emanet odasından. Bu nedenle 3:30 otobüsüne bilet aldım. İyi ki gelişmeler böyle biçimlendi ve yolculuğum şenlenip renklendi.

 

Bu 2-3 hafta sürecek Trakya ve Kuzey Ege gezimin ikinci ayağı olan İstanbul-Çorlu sekmesinde yol arkadaşıma yer vermeye değer. Otobüse binince, önce 14 numaralı koltuğa gittim, bir oturan vardı. O gençle bakıştık;

 

“Harem’den aldım biletimi, çift satış olabilir…” dedi, biletini aramaya yeltendi.

 

“Şu biletime bakar mısınız, yer numaram doğru mu?” diye yardım istedim, ellerim ve gözlerim dolu olduğu için. Genç yoldaş;

 

“Yer numaranız 12!” deyince, teşekkür edip özür diledim. 12 numaralı koltuğun üstüne yığdım ellerimdekileri. Bilete baktım ki 14, (1.5 saatlik) taşıma ücretiymiş. Bir genç geldi, o da oturmak üzere olduğum koltuğun kendisine ait bilet numarası 11 olduğunu söyledi. Bu kez de yanılmıştım. Oysa bu hesabı iyi yapardım. Biraz da yüksek sesle;

 

“Yaşlanın ama ihtiyarlamayın!” diyerek bakındım çevreme. “Olsun! Pencere kenarı gençlere yakışır, ben de bu fedakârlığı yapıyorum!” deyince cam kenarına oturan genç;

 

“Siz benden daha gençsiniz!” deyip hem gönlümü aldı, hem de, ‘Olsun, biz yaşlılara saygı gösteririz,’ dercesine bir mertlik ve saygı gösterdi. Koridor koltuğu olsun diye rica ettiğim bilet kesici bu isteğimi duymamış olabilir, ben de es geçmiş olabilirim…

 

İşte, 1.5 saat süren yolculuğumuzda bana yan koltukta yoldaşlık eden kişinin adı Muzaffer Ceyhan. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) temsilcisi olarak 14 Haziran 2009 Pazar günü yapılacak sınavlarda eşgüdümcü olarak Çorlu’ya ilk kez geliyordu. Daha çok kendisinin isteği üzerine Çorlu ve çevresi hakkında bilgiler verip sorularını yanıtladım. Balıkesir’den ilk geldiğimizde, içme/kullanma sularını kuyu ve çeşmelerden kova ve tenekelerle getirdiğimizi, çoğu evlerin kerpiçten dam olduğunu anlatıp Kırklareli Lisesi’ne nasıl gittiğimi, son sınıfta kimya dersinden beklerken Çorlu’da bir Amerikan petrol arama şirketinde çalıştığımı; rahmetli anamızın vasiyeti üzerine komşu kızını Salihli’de Demirköprü Barajı inşaatında çalışan ağabeyime nasıl istediğimi, nasıl çöp çatanlık ettiğimi kısaca anlattım. Sonraki yılları ve nasıl hanım köylü olunur öyküsünü özetledim. Edirne’nin uzaklığını belirtip Tekirdağ köftesi yemeden dönmemesini önerdim YÖK’lü uzmana. O sırada kızlarından birinden telefon geldi, onunla sevdiklerine iyi haberlerini iletti. Konaklayacağı Çorlu Öğretmenevi’ni de arayarak gelmek üzere olduğunu bildirmek duyarlılığını da gösterdi.

 

Söyleşimiz sırasında kulağa aykırı gelen Türkçe kullanım yanlışları üzerine düzeltme önerilerimi olgunlukla karşıladı. Meselâ, ‘sekreterya’ kelimesinin yanlış söylenip yazıldığını anlattım. Kullana geldiğimiz ‘kâtip’ kelimesi yerine Amerikanca/İngilizce ‘secretary’nin  ‘sekreter’ olarak dilimize sokulduğunu; yetmedi, ‘kâtiplik/sekreterlik işleri’ anlamında, İngilizce ‘secretariat’ sözü yerine de Türkçeye uyarlama yapılarak, ‘sekretarya’ diye yeni bir kavram sokulduğunu, bunun da çoğunlukla ‘sekreterya’ diye yanlış yazılıp söylendiğini anlatıverdim. Bu bağlamda başka örnekler de verdim; doğru algılanıp kayıt edildi, sanıyorum.

 

Çok gizemli bir yaşamım olduğunu belirten Uzmanımız, üç kitabımın yayımlandığını da öğrendikten sonra bir kitabım yanımda olsaydı imzalatıp anı olarak yanında götürüp, okuyup saklamak istediğini belirtti. Kitap meraklısı olduğu belliydi yoldaşımın. Hüseyin Yalvaç’ın verdiği, bir torba içinde beraberimde taşıdığım kitapları tek tek gözden geçirip, biri üzerinde yoğunlaştı ve Ankara’ya döndüğünde alacak.* (11.6.9 Perşembe – Devam Edecek)

 

 

* Nilüfer Akbay, ‘Beklemek Sonsuzdur’ (Şiirler), Sone Yayınları, İstanbul, Mayıs 2009

 

Bavuluma aldığım birkaç kitabımdan, ‘Üçüncü Arka’yı imzaladım, yoldaşım YÖK temsilcisi Muzaffer Ceyhan’a verilmek üzere Çorlu Öğretmenevi’nde bir görevliye teslim edecektim, ama o ayrılmış. İyi ki cep telefonunu önceden almışım, arayıp konuştum. Çorlu’daki işlerini tamamlayıp Edirne’ye geçmiş, kendisini düşündüğüm için memnuniyetini belirterek, kitabı Mersin’e geldiğinde alabileceğini belirtti.

 

Mesut yeğenim, kızları İlkin ve İnci’nin sınıflarını dereceler alarak bitirdikleri, okullar tatile girdiği için Marmara kıyısında Çiftlikköy tatil beldesindeki yazlıklarına taşınırken Suzan yengeyi ve beni de aynı beldedeki ağabey-yenge evine götürdü. Türkgücü (Paşaalan) köyünden geçişimizin farkına bile varmamışım. Çiftlikköy’de yiyecek gereksinimlerimizi temin ettik.

 

Şafak Sitesinde bizi ilk karşılayanlar, çiçeği burnunda sıra sıra iğde ağaçlarında özgün bağırtılarıyla çekişen, şamatacı saksağanlar oldu. Komşu ve yenge kardeşi olan Necvet’le eşi Şafak’ta yerleşik konuma geçmişler bile. Hoşbeşten sonra, bizim bahçedeki olgunlaşmaya başlayan erikleri yıkamadan bile yemeye başladık. Onların bahçesindeki kuzu kulağı, hindiba gibi otlardan yolup yedik, salataya koymak için mutfağa götürdük. (12.6.9 Cuma)

 

 

Ali F. Bilir’in ‘Üşüyen Sıcak Düşlerim’ kitabındaki öyküleri İngilizceye çevirmeye, daha önce çevirdiklerimi gözden geçirmeye devam ediyorum. Temiz, serin hava ve sessiz ortam deliksiz uykuya dalmamızı sağlarken, belde merkezindeki kimin tarafından atıldığını bilemediğimiz gecenin yarısına doğru başlatılan aralıklarla üç ayrı havai fişek gürültüsü uykumuzu bölmeye yetti. (13.6.9 Cumartesi)

 

 

Her zamanki gibi sabah erken kalkıp yeniden yattım, kuşluk vaktine kadar.* Yenge kahvaltıyı hazırlamıştı bile kalktığımda. Gül ağırlıklı güzel kokulu bahçe yanında balkonda kahvaltı yaparken Site bekçisi Şaban ve evlerin ihtiyaçlarıyla ilgilenen Ayşe ile söyleştik. Yoldan geçen sucudan bir damacana kaynak suyu aldık. Erik yedik, komşulara ikram ettik.

 

Kahve içerken, omzunda ot tırpanıyla yolda “Tırpancııı!..” diye seslenip geçip giden adama bakarken, bahçenin iki yerinde yükselen dikenli çiçek ağacına takıldı gözüm. Meğer ‘çapkın bıyığı’ adı verilen bu yeşil dantel giysili sarı yüzlü, kırmızı bıyıklı 3-5 metre boyuna erişen bitkinin aslını Suzan yengenin anası rahmetli Sabriye abla/teyze getirmiş imiş, Hüseyin ağabey Demirköprü Barajı inşaatında 50 yıl önce çalıştığı sırada Manisa’nın, Salihli ilçesine bağlı Adala nahiyesinden... Komşunun bahçesine, onun komşusunun bahçesine de…

 

Biraz erik, biraz hindiba toplarken çiçeğe durmuş yan yana iki nar ağacı dikkatimi çekti. Biri bizim bahçede dikensiz, biri komşu bahçesinde dikenli. Yenge söyledi, bizim bahçedeki ağaç ‘nar çiçeği’ diye bilinirmiş ve nar meyvesi vermezmiş. Komşuya sordum, onların ağacı nar meyvesi de verirmiş. Demek türküdeki ‘Nar çiçeğim…’ bizim bahçedeki türüymüş. Meyve vermeyen nar ağacı hiç düşünememiştim daha önce de…

 

Suzan yenge kahve falını okurken, şimdi Mersin-Silifke yöresinde gezinmekte olan Erdoğan Sermet’i aradım ama kendisine ulaşılamadığı uyarısı geldi aygıttan. Onunla bir işbirliği içinde hastanede yatmakta olan Prof. Dr. Erol Manisalı’yı ziyarete gideceğiz de…

 

Akşam Mesut geldi söyleşmeye: Umredeki babasını aradı, yarın gece geliyor. Ottava’ daki Kamil abisi aradı, Eren ve Deniz geliyor Çarşamba günü Emine ile birlikte. (14.6.9 Pazar)

 

 

* Benim sabah kalkıp yeniden yattığımı bilmeyen yenge, merak etmiş, “Ali erken kalkardı, ne oldu acaba?” diye de kaygılanmış. Dün akşamüstü yediğimiz otlardan zehirlenmiş olabileceğimi bile olası sayarak gerçekten tasalanmış. Aşağı indiğimde beni sapasağlam görmekle büyük bir mutluluk gülücüğü attı ve bu meraklı kurgusunu daha sonra aktardı.

 

 

 



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>