YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ANALİTİK DÜŞÜNME
Yazar: ALİ DEMİRSOY | Tarih: 30/11/2015 | Saat: 14:34

“İşini bilmeyen çavuşlar, sıçar bokunu avuçlar” Türk Atasözü

     Analitik düşünce başarının ve belaya düşmemenin anahtarıdır. Kolay kazanılmadığını da söyleyebiliriz. Aynen dost kazanma ve yitirme gibi. Bir dostu kazanmak için onlarca yıl uğraşırsınız; ancak ani ve düşünülmeden bir kararınızdan dolayı bir anda onu yitirirsiniz. Analitik düşünce beklenmeyen, daha doğrusu istemeyen sonuçlar doğuracak kararların önlenmesini sağlar.

     Devletin en üst yöneticilerinin geçmişlerinde iyi bir eğitimden geçmeleri özellikle dış işlerinden sorumlu yetkililerin uzun bir eğitim sürecinden sonra yetkili yerlere getirilmeleri ciddi devlet yönetiminin esas unsurlarından biridir. Bu insanlar adrenalin hormonun etkisi altında karar vermezler. Hep uzakta olacakları düşünür; hesap eder; ona göre tavır alırlar. Analarına sövseniz bile itidallerini yitirmezler. Boş da durmazlar. İleride ne yapacaklarını kurgularlar. Hamaset nutukları atmanın er ya da geç ayaklarına dolanacakları onlara öğretilmiştir. Kürsüye çıkıp hamaset nutukları ile olsa olsa ortalıkta başıboş dolaşan, çeşitli söylemler (başta din ve ırk şovenizmi) ile doldurulmuş, dünya siyasetinde hiçbir etkisi ve görüşü olmayan bir grup insana kendinizi alkışlattırırsınız. Ancak karşınızda kılı kırk yaran, yetiştirdiği devlet adamları ile yarını değil gelecek yüzyılı planlayan, hormonları ile değil, aldığı eğitim ile soğukkanlı düşünen insanların yönetimde yer aldığı muhataplarınız bulunmaktadır. Bunlar, sizin restinizi ne zaman göreceklerini ne zaman kaçacaklarını iyi hesaplayan insanlardır. İnsanlık tarihini başarıyla yazanlar bu tip insanları yönetimlerinde barındıranlardır. En iyi bilineni de “İngiliz Siyasetidir”.

     Son günlerde yaşadıklarımızı isterseniz bu açıdan analiz edelim. Bakalım analitik düşünceye uyuyor mu uymuyor mu?

     Türkiye yine garip ve amacı tam açıklanmayan bir olay sonucunda angajman kurallarını Suriye sınırında işleteceğini ilan etti. Yani sınıra 5 km yanaşan uçaklar uyarılacak; uyarı dikkate alınmaz ise vurulacak. Herhalde böyle bir angajman kuralı ilan edilirse, sınırın öteki yakasında bulunan yönetimler için de aynısı geçerli olmalıdır. 26.11.2015 tarihinde iki Rus uçağının sınırlarımızı 17 saniye süreyle ihlal ettiği ve sınıra yanaşırken 10 defa uyarıldıkları halde, uyarıları dikkate almadıkları için Türk uçakları tarafından birinin vurulduğu açıklanmıştır. Pilotlarından biri ölmüştür. Bu açıklamaların tümünün doğru olduğuna, bizim hükümetimiz açıkladığı için kuşku duymadan aynen inanıyoruz. Sunulan belgeler de bunun doğru olduğunu göstermektedir. Her şey usulüne uygun olarak yapılmış gözükmektedir. Ancak analitik düşünce bir olayı münferit olarak alıp sadece onu o anda geçerli olan kurallar çerçevesinde irdelemez; gelmişini geçmişini ve benzerini ve nereye varacağını inceleyerek karar verir. Bu açıdan bakıldığında:

     Türkiye’nin batısı, bir başka hem de oldukça küçük bir ülkenin uçakları tarafından her gün ihlal ediliyor; bu ülke sadece onunla yetinmeyip bir iki yılda onlarca adaya da el koyuyor. Türk hükümetinden hiçbir tepki görmüyor. O zaman bizim dışımızdaki ülkeler şöyle düşünür: Batısı bu açıdan yalama olmuş bir ülke, doğusunda, ülkeleri savaşın eşiğine getirecek kısa süreli bir ihlale sert tepki göstermez. Olsa olsa sert bir nota ile yetinir. Kendilerince terörist olan bir grubu izlerken kısa süreli de olsa yapacakları bir sınır ihlalinin bu bağlamda göz ardı edilebileceğini düşünmüş olabilirler. Türkiye bu ihlali en sert şekilde cevaplandırdı mı? Cevaplandırdı. Böyle bir hakkı var mıydı? Açıklamalara bakılırsa vardı. Ancak analitik düşünülseydi, verilecek tepki, ilişkilerimizin geçmişi ve geleceği göz önüne alındığında farklı olabilirdi. Örneğin son derece sert bir nota verilebilir; belki bazı önlemler de devreye sokulabilirdi; yaylar bu kadar gerilmeyebilirdi. Bunun çok önemli sonuçlar doğuracağı tahmin edilebilirdi.

     Bu olay ile ilgili, bizim stratejik dostlarımız olarak sunulan, bizim de yer aldığımız örgütlerin üyeleri, ayrıcasız şu açıklamayı yaptılar: Her ülke sınırlarını koruma hakkına sahiptir “gibi beylik bir açıklama ile”. Sanki bunun tersi geçerliymiş gibi. Hiçbir ülke biz Türkiye’nin yanındayız, arkasındayız demedi. Bunun diplomatik açıklaması keşke Türkiye bunu yapmasaydı anlamını taşımaktadır. Olacak olaylara bundan böyle bizi karıştırmayın demektir. Nitekim ağababamız Amerika bile bu Rusya ve Türkiye arasındaki bir olaydır diyerek; doğabilecek ihtilaf ve olaylarda taraf olmayacağını dolaylı olarak belirtmiştir. Görünürde, dünyada aklı başında hiç kimse “hakkımız olsa bile” böyle bir sert yanıtın özellikle Rusya gibi bir devlete karşı gerekli olmadığını düşünmektedir. Sadece bizim yalaka basın ve sığ düşünceli bilgiç geçinen televizyon kuşlarımız hariç…

     Ancak ülkemizdeki akil geçinen insanların ve yöneticilerin daha sonraki yorumları yarayı daha da derinleştiriyor. Ülkenin en yetkili yöneticisi meydanlarda “ey Rusya sen 2.000 km uzaktan buraya niye karışıyorsun; senin burada ırkdaşın mı var?” diye nutuk atıyor. İlk bakışta doğru görülüyor; ancak böyle bir nutkun altı boş. Sen 12.000 km uzaktan bu bölgeye, Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya ve sonunda Suriye’ye askeri olarak müdahale eden, milyonlarca insanı öldüren, milyonlarcasını evsiz bırakan, milyonlarcasının göçe zorlanıp denizlerde boğulmasına neden olan ağababana ve onun yandaşlarına niye bir tek laf etmiyorsun. Bu bölgeye dışarıdan müdahale edenler, onları davet edenler ve onlara yardım edenler baş suçlulardır. Bu coğrafyanın dengesini Rusya mı bozdu, yoksa bizim aracılığımızla, katkımızla, ağababamız mı yaptı? Amerika, Fransa, İngiltere bu coğrafyada ne arıyor? Bu topraklar yıllarca benim ülkemden kalkan yabancı uçaklarla vuruldu. Niye gıkınız çıkmadı?

     Kaldı ki yanılmıyorsam 1960 yılından bu yana, Suriye ile Rusya arasında askeri, ekonomik ve stratejik işbirliği anlaşması vardır ve Suriye ordusu tümüyle Rus silahları ve mühimmatı ile donatılmış; askeri danışmanlık almıştır. Hatta baba Esad’ın geçmişte seçim isteyen Halep’i bombalamasına Rus uçakları katılmıştır. Yani Suriye’nin Rusya’yı yardıma çağırmasının yasal bir dayanağı vardır.

     Yanılgı ve açıklamalardaki çarpıklık burada bitmiyor. Bazı ülkeler ve biz Esad yönetimini meşru görmüyoruz. İyi de şu anda dünya ülkelerinin hepsinde Suriye (Esad) elçileri görev yapıyor; Birleşmiş Milletlerde bu günkü Suriye yönetimi hala bir devlet olarak temsil ediliyor. Görüşmelere bugünkü devletin yetkilileri katılıyor. Kaldı ki bu günkü yönetim doğru ya da yanlış yapılmış olsun seçimle iş başına gelmişti. Biz kalkıp da Esad yönetimini değil, ona silahla başkaldıran grupları muhatap alıyoruz derseniz, yarın benzerini yaşamaya hazır olmalısınız. Bugün canilikle suçladığımız Esad ile kol ola gezdik; ortak tatiller ve toplantılar yaptır. Esad o gün de Esad’dı. Esad durup dururken yüzbinlerce insanı herhalde öldürmeye kalkışmadı. Bir takım insanlar son derece gelişmiş silahlarla Suriye Ordusuna saldırdı, devlet kurumlarını tahrip etti, subaylarını, polislerini öldürmeye başladı. Esad da bu devletin yöneticisi olarak –uygulamanın sertliğini meşru ve uygun göremesek de- gerekli savunmaya girişti. Aslında bu coğrafyanın bir insanı olarak hepimiz öğrenmek istiyoruz: Ne oldu da Esad birden bire halkına zulüm yaşatmaya başladı? Ruhsal dengesi mi bozuldu yoksa hain güçler bu ülkeyi içten karıştırmaya mı başladı? Doğru karar verebilmek için önce bunun bilinmesi gerek.

     Birleşmiş Milletlerde hala resmi yönetim ve devlet olarak görünen bir ülkenin yöneticilerinin, silahlı başkaldıranlara karşı yapmış oldukları kanlı da olsa silahlı savunmasını kınamaya kalkışırsak; yarın benzerini bizim de önümüze koyacaklardır. Birleşmiş Milletler tarafından devlet ve geçerli yönetim olarak kabul edilen bir hükümete karşı silahlı başkaldırma, neresinden bakarsanız bakınız terör olarak bilinir. Bu nedenle eline birileri tarafından silah sıkıştırılmış grupları resmi muhatap olarak karşımıza almak kural olarak dünya kamuoyunda teröre destek olarak algılanır. Her cümlede senin teröristin benim teröristim diye ayrım yapanları kendi mantığımızla güya suçlamaya ve kınamaya kalkışma, ancak bu arada başka ülkelerin resmi yönetimlerine karşı silahlı ayaklananları desteklemeye kalkışmak, tipik analitik düşünce eksikliğidir ve gelecekte baltayı kendi ayağımıza vurmak demektir. Bizim kendi teröristimiz ile muhatap aldığımız, meşru göstermeye çalıştığımız teröristler ve her ikisine de uygulanan silahlı mücadele arasında görünüş açısından ne fark vardır? En sığ mantığı olanlar bile benzer yoruma ulaşacaktır…

     Doğrusu çoğumuz bir gerçeği öğrenmek istiyor: Zavallı olarak nitelendirilen Özgür Suriye Ordusu ve muhalif güçler, Suriye ordusunun envanterinde olmayan son derece gelişmiş silahları, uçaksavarları, tanksavarları, füzeleri, hatta bizim bile taşınması zor olması nedeniyle kullanmaktan vaz geçtiğimiz televizyonlarda gördüğümüz obüsleri (bununla Rus üslerini vurdular) nereden aldılar, ellerine nasıl geçti, bunları kim aldı, kim getirdi? Bu coğrafyanın hainlerini ve düşmanlarını arıyorsak ilk olarak buradan başlamalıyız. Dahası da var. Bu bölgenin halkının büyük bir kısmı alevidir. Ancak televizyonlarda gördüğümüz ve işittiğimiz kadarıyla çarpışanların hepsi aynen IŞID militanları gibi tekbir ve salavat getirmektedirler. Bir yerde bir terslik var. Bir ülkenin yönetimine silahlı başkaldıran gruplara silah yardımı yapmayı onaylıyorsanız; yarın aynısının size yapılacağının kapısını aralıyorsunuz demektir. Hele süper güç bir devleti kışkırtmış iseniz… Akılsız başın çekilecek çilesine hazır olunuz…

     Analitik düşünme yoksunluğundan dolayı, Rusların yüzyıllardır düş görüp de gerçekleştiremedikleri amaçlarını ne yazık ki biz gerçekleştirdik. Ruslar yüzyıllardır sıcak denizlere ve özellikle Akdeniz’e inmek istiyorlardı. Buna biz izin vermedik ve zaman zaman yanımızda olan batılı devletlerle izin vermedi. Ancak Esad gitmeyeceğine göre; çünkü Rusya bunu artık bir izzeti nefis meselesi yaptı, Rusya bizim dibimize çöreklendi. Bu nedenle bu yazının başındaki Türk atasözü kullanıldı. Türkiye alttan ve üsten ne yazık ki kerpetenin dişleri arasına sıkıştı. NATO’dan bize hayır yok. Bizim NATO’daki görevimiz kapitalist sistemin bir yerlerde çıkarı söz konusu ise oraya Türk askerini göndermektir. NATO’nun bizzat kendisinin yıllarca önce aldığı bir kararı bir daha gündeme getirmemiz gerekir. Türkiye ve bazı ülkeler NATO’nun kanat ülkesidir. Batı ülkelerinin geleceğini derinden tehdit eden durumlarda (örneğin bölgesel nükleer bir çatışmada) kanat ülkeleri için savaşa girme zorunluluğu bulunmamaktadır. Türkiye ve kanat ülkeleri başının çaresine bakmalıdır…

     Eğer siyaset bilincinden ve eğitiminden yoksun yöneticilerle idare ediliyorsanız, hata üzerine hata yapma kaderinizdir. Böyle yönetimlerde başlarını örtmek için yorganı çekince, çoğunluk kıçları açıkta kalır. Putin kızgınlıkla ve belki bilinçli olarak “Türkiye bizi sırtımızdan hançerledi” diyerek çok ağır suçlamada bulundu. Bizim malum basın ve yöneticilerimiz: Türkiye hiçbir zaman komşularını sırtından vurmamıştır diyerek bir çeşit savunmaya geçtiler. Ancak, Amerika’nın Türkiye’den gizlice kalkıp Rusya’yı yıllarca gözleyen, izleyen casus uçaklarından U-2 Moskova üzerinde düşürülüp (1 Mayıs 1960), pilotu esir edilince, Türkiye ilk olarak inkâra kalkışsa da daha sonra pilot televizyonlar önünde durumu açıklayınca, Türkiye’yi Rusya’ya karşı hep kullandıkların söyleyince, Türkiye’nin kolu kanadı kırıldı. Yetmedi:

     Sovyetler Birliği Küba ile ilişkilerini geliştirip, Amerika’nın yanında üs kurmaya kalkışınca (1962), Amerika, silahlı kuvvetlerini Atlantik Okyanusuna sürdü, nükleer başlıklarını atışa hazır hale getirdi. Dünya Üçüncü Dünya Savaşının eşiğine geldi. Sonunda Nikita Khrushchev’in itidali ile Sovyet gemileri yarı yoldan döndüler de dünya savaşı gerçekleşmedi. Ancak ne oldu? O güne kadar Türk yöneticiler Türkiye’de nükleer başlık olmadığını, Sovyetleri tehdit etmediklerini, tehdit edenlere yataklık yapmadıklarını sürekli açıklamalarına karşın, bu krizin çözülmesi için Türkiye’den – o güne kadar halkımızdan saklanan- 60 kadar Jüpiter atom başlıklı füzenin geri çekilmesi gündeme geldi (bu füzeler 1959 yılında yapılan gizli anlaşmalar ile yerleştirilmiştir) ve böylece Türk halkı da 40 yıl sonra ne olduğunu öğrendi. Bütün bunları yaşayan Rusya neden bize güvensin, kuşkulu olmasın?

     Sovyetlerin yakınına gelmesine tahammül edemeyen ve bunun için dünyayı Üçüncü Dünya Savaşına sürüklemeyi bile göz alan Amerika yerine, Moskova’nın dibine Ukrayna aracılığıyla, Gürcistan aracılığıyla asker yerleştirmesine sert tepki gösteren Rusya’yı her gün yerden yere vuruyoruz. Nerede sizin analitik düşünceniz? Elinizdeki kantar her yer için aynı şekilde tartı yapmalıdır. Türkiye muz cumhuriyeti değildir. Kendi doğruları ve ilkeleri vardır.

     Güneyimizdeki kargaşalığın ve cinayetlerin sorumlusu Rusya değildir. Söylemekten korktuğumuz, göbek bağımızla sıkı sıkıya bağlı olduğumuz ve onların teşvik ve yönlendirmesi, yüreklendirmesi ile batağa saplandığımız emperyalist ülkelerdir. Türkiye Kore’de de, Afganistan’da da, Irak’ta da, Libya’da da, Somali’de de aynı hatayı işlemiştir. Hepsinden de zararla çıktık…

     Nedense eskiyi anımsamada bir zafiyetimiz var. Bugünkü cumhurbaşkanımızın başbakan, bir önceki cumhurbaşkanımızın dışişleri bakanı olduğu dönemde, Avrupa Birliğine alınıp alınmama gerginliğinin yaşandığı günlerde, başbakanımızın ve dışişleri bakanımızın gece uçağı içinde endişe ile anlaşmanın imzalanıp imzalanmamasını beklediği günün bir iki gün öncesinde çok önemli bir olay yaşanmıştı. Fransa’nın başkanı ve bazı Avrupa ülkelerinin yetkilileri (üstü kapalı Almanya da), Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübüdür; Türkiye kesin bu topluluğun üyesi olmamalıdır açıklamasının yapıldığı gün, Putin, Türkiye’ye önceden planlanmamış bir gezi yaptı. O dönemde Çankaya’da Cumhurbaşkanı olarak Sayın Ahmet Sezer bulunuyordu. Çankaya tören kapısının önünde, Putin, kolunu Sayın Ahmet Sezer’in omuzuna koyarak: Türkiye bizim en yakın stratejik ortağımız ve dostumuzdur; gelecekte de Rusya hep Türkiye’nin yanında olacaktır açıklamasını yaptı. Merak edenler TRT’nin arşivinden bu görüntüleri ve konuşmaları öğrenebilir. Bu ziyaret Avrupa’da şok etkisi yaptı ve birçoğunun 180 derece çark etmesine neden oldu. Gece yarısı başbakanımız ve dışişleri bakanımız imza törenine katılmak üzere Brüksel’e hareket etti.   

     İslam ülkelerinde demokrasinin kolay kolay yerleşmeyeceğini en iyi bizim bilmemiz gerekirdi. Neredeyse 100 yıldır uğraşıyoruz; akşam sabah demokrasimizin sakatlıklarından dem vuruyoruz. Siz yeterince demokrat olamadınız ki, başka ülkelere örnek olasınız. Bizim demokrasimiz başörtüsü takılıp takılmamasına endekslenmiştir. Başınızı serbestçe örttünüz mü demokrat bir ülkede yaşıyorsunuz demektir. Basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü; geçin böyle faso fiso entel düşüncelerini…

     İyi de ben ne olacağım? Ben 46 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış, son 36 yılını profesör olarak geçirmiş bir emekçiyim. İnanmayacaksınız, aldığım maaşın neredeyse tümünü vergi olarak devlete geri veriyorum. Sarayın giderleri, örtülü-örtüsüz ödeneklerin giderleri, korumaların giderleri, oy için dağıtılan pirinç ve makarnaların giderleri, yetmedi akılsızlığımızdan dolayı başımıza sardığımız milyonlarca mültecinin giderleri bir yerlerden karşılanmak zorunda. O nedenle dünyanın belki de en pahalı elektriğini, suyunu, gazını, yakıtını ve en zorunlu ihtiyaçlarımı en pahalı şekilde alabiliyorum.

     En büyük ticari üçüncü ortağımızı yitirme, devletin kaynaklarını babasının malı gibi kullananların ve devletten asalak gibi geçinen dilenci takımının bütçesini değil; alnının teri ile geçinmeye endekslenmiş benim bütçemi derinden etkileyecek, yaşam kalitem iyice düşecek. Bunu sınırlarımızı korumayalım anlamına söylemiyorum. Koruyalım; ancak hesabımızı doğru yaparak. Büyük ülkelerin hesapları saman alevi gibi değildir; Kuzey Irak teskeresini ret eden Türkiye hınçla dolu egemen bir ülkenin birçok ali cengiz oyunu ile perişan olmuştur. Bugün bile hiçbir askerimiz Irak’a bir adım atamamaktadır. Rusya’nın izzeti-nefis meselesi yaptığı bu olayı unutacağını mı zannediyorsunuz? Türkiye çok daha akıllı tepkiler gösterebilirdi. Bu ülkede gerçekten diplomat yetişmiyor mu? Yetişiyor da sesini mi duyuramıyor? Ne olur? Bana yardım edin; aklımdan kuşku duymaya başladım. Acaba ben mi yanlış düşünüyorum? Yaşım nedeniyle olup bitenleri artık anlayamıyor muyum? Bugün söylediğini yarın söylemedim diyen, yapan şerefsizdir deyip daha sonra yaptımsa yaptım diyen, kol kola gezdiklerini, övdüklerini en ağır şekilde cezalandıran, hukuku farklı anlayan bir yönetimle nereye gidebiliriz? Meclis, çeşitli fikirlerin tartışıldığı yerler olmalı; yıkılmak için dizilmiş domino taşının biri ile bininin hiç farkı yoksa bu kadar kalabalığa ne gerek var. Bir mecliste 14 yıl boyunca bir adamın önerdiği teklifler hiç fire vermeden iktidar vekilleri tarafından oy birliği ile kabul edilmişse bilimsel açıdan burada bir anomali var demektir. Böyle bir düşüncenin başkanlık yapılanmasına sıcak bakması çok doğaldır. Çünkü kendinin yerine düşünen bir insan yönetimine alışmıştır…

     Ey basın lütfen görevinizi yapın! Rusya’nın resmi açıklamalarının yanısıra (onu nasıl olsa öğreniyoruz), onların televizyonlarında yapılan doğru ya da yanlış yorumları aynen, değiştirmeden, kendinize göre yorumlamadan, halkımıza iletin bakalım, kuzeyimizdeki dev bizim için ne düşünüyor? Ne de olsa sonunda halkın görüşü önemli olacaktır. Ben Rusya’ya ve Komünizme eğitimim ve belki olumsuz yönlendirilmelerim nedeniyle hiçbir zaman sıcak bakmadım. Ancak aklın gereği Türkiye’nin geleceğinin ve çıkarının en büyük payandasının bu ülke olacağını söyleyebilirim. Aslında geçmişte çelik, alüminyum ve rafineri fabrikalarının kuruluşunda ve Türkiye’nin sanayileşmesinde bu ülkenin çok büyük katkıları olmuştur. Pazarı en az olan tarım ürünlerini yıllarca onlara sattık; halen satmaktayız. En çok para harcayan turistler oradan gelmedir. Kuyruğundan ayrılmadığımız ağababa, lojistik ortağımız olmasından gurur duyduğumuzu her ortamda dile getirdiğimiz ülke ise, bizim geçmişte fabrikalarımızı kapattırmış, tek bir üretim yapan fabrikanın temelinde harcı olmamıştır. Yönetimin görevi, geleceğimizin alt yapısını hazırlamadır; istikrara ve ekonomik refaha götürecek köprüleri dinamitleme değildir.

     Daha neler olacağını kestiremiyoruz. Ermeni soykırımını inkâr etmenin ceza tasarısı Rusya parlamentosuna sunuldu. İhracatımızın belli ki beli kırıldı. Yarın bizim bölücülere siyasi ve maddi olarak yardım edilmesinin sonuçlarını düşünebiliyor musunuz? Bu güne kadar bir türlü beceremediğimiz komşuluk ilişkilerimize güneyde yeni bir komşu daha ekledik hem de hınç ile dolu, nükleer gücü olan bir komşu. Kolay gelsin Türkiye…

Prof. Dr. Ali Demirsoy, 01.12.2015



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>