YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







ULUSAL BİRLİK

Enerji ve Yaşam Kalitemiz!
Yazar: NURİ CELAL TOROĞLU | Tarih: 05/06/2009 | Saat: 21:46

Türkiye’nin maalesef üzerinde tüm taraflarca mutabık kalınmış bir “Enerji Politikası” yoktur. Enerji sektörüyle ilgili politika, gelen hükümetlere göre, hatta aynı partinin devamı olarak bakanlar değiştikçe kısmen değişebilen ve ülkenin diğer sektörleri ile bağlantısı olmayan bir yapı içerisindedir.

Genel olarak Türkiye ENERJİ konusunda sorunlu ama önünde açık kapıları bulunan bir ülkedir. Bu konuda da “aklın yolu bir” olduğu halde hep ertelemeler ve engellerle karşılaşılmaktadır. Sorun ne yapılacağının bilinmemesinden, bilgi ya da teknoloji eksikliğinden kaynaklanmamaktadır. Ülkemizdeki mühendislik fakülteleri ve mühendislik firmaları dünyayı yakından takip ediyorlar. Neler yapılması gerektiği konusunu hem uzmanlarımız hem de uluslar arası kuruluşlar ayrıntılı olarak yayınlıyorlar. Hatta hep eleştirilen bürokrasi neleri yapmayı planladığını açıklıyor, önlemler alınmazsa nelerin olabileceği konusunda uyarılarını da zamanında yapıyor. Pekiyi neden hep sorunlarla boğuşuyoruz?

Burada sorun Enerji sektöründe devletin ulusal bir politikasının olmamasından kaynaklanıyor. Her iktidar bir öncekini eleştiriyor, yaptıklarını yeriyor ve yeni politikalar üretmeye çalışıyor. Bu politikaların ana ekseninde de hep “bir proje” yer alıyor ve tartışmalar “benim projem daha iyidir” ekseninde devam ediyor.
Bunun sonucu olarak da hemen her konuda olduğu gibi Enerji konusunda da her 4, 5 senede bir sorun yaşıyoruz.

TEİAŞ’ın öngörülerine göre elektrik sarfiyatı yılda %6 ila %8 arasında bir artış göstermektedir. Yani yılda ortalama %7 civarında bir artış söz konusudur. Buna göre 2010 yılında 225 milyar kWh, 2020 yılında ise 440 milyar kWh civarında bir ihtiyaç söz konusu olacaktır. Bu durumda kurulu gücümüzün 42,000 MW olduğu hesaba katılırsa her yıl minimum 2,500 – 3,000 MW’lık ilave santral yapımı gerekmektedir. Dokuzuncu Kalkınma Planı çerçevesinde yapılan çalışmalar, 2020 yılına kadar enerji sektörüne asgari 91, azami 128 milyar dolar yatırım yapılamasına ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Buradaki önemli nokta bu yatırımın %80’inden fazlasının elektrik sektörüne ait olmasıdır.

Ayrıca, enerji tüketimimiz son 20 yılda büyük bir artış gösterirken, farklı kaynakların paylarında da önemli değişimler yaşanmıştır. Doğalgaza dayalı santraller lehine çok önemli değişimler yaşanmış ve enerji üretim içindeki payı %50 seviyesini aşmış bulunmaktadır. Dolayısıyla ödediğimiz fatura artmış ve cari açıkta önemli bir pay almaya başlamıştır.

Geçmişten bugüne baktığımızda, öncelikle bir Kamu Kurumu olan Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) ikiye bölünmüştür; TEAŞ (Türkiye Elektrik A.Ş.) ve TEDAŞ(Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.). Daha sonra TEDAŞ 21 dağıtım bölgesine ayrı ayrı şirketler olarak bölünmüş ve akabinde TEAŞ da üçe bölünmüştür; TEİAŞ, EÜAŞ, TETAŞ. 2001 Krizinden sonra EPDK kurulmuştur. Enerji Bakanlığı, EİEİ, Hazine, DPT gibi kurumlar da eklenince Enerji piyasamızda her biri Enerji üzerine otorite olan bir sürü (30)otoriteye sahip olunmuştur.

Her bölünme ister özelleştirin ister özelleştirmeyin bir kamu hizmeti olduğundan ve isteseniz de istemeseniz de kıyısından köşesinden bulaşmanız gerektiğinden tüm kurumlar arası bir yönetim koordinasyon karmaşasına yol açtı… Enerji sektörü de sürekli problemli olmaya devam ede ede bugünlere kadar gelindi… Bugün elimizde üzerinde herkesin mutabık kaldığı bir Enerji politikası maalesef yoktur…

Bir diğer neden ise ülkemizde gerek devlette gerekse de özel sektörde maalesef proje geliştirme sistemi ve kültürünün henüz dünya standartlarına gelmemiş olmasıdır. Özellikle uluslararası kuruluşlarda tipik bir enerji yatırımının nasıl olması gerektiği konusunda belirlenen standartların Türkiye’de de hem özel hem de devlet tarafından tam olarak anlaşılması gerektiğidir. Türkiye’de hala bu tür projeler bir mühendislik projesi olarak görülmekte ama her projenin ayrıca finans ve hukuk ayaklarının da olduğu unutulmaktadır. Bugüne kadar yapılamayan ve/veya geciken hemen tüm projeler teknik eksiklikler ve/veya problemlerden değil ya finansal ya da hukuksal alanlardaki eksiklikler ve/veya problemler nedeniyle hayata geçirilememiştir. Bundan dolayı da dünyanın diğer ülkelerinde bir projenin geliştirilmesi 1, 2 yıl alırken bu süreç Türkiye’de 5 ile 10 yıl sürmektedir.

Bu kadar uzun bir proje geliştirme süreci ise bizim gibi ekonomik istikrarın olmadığı ülkelerde ekonomik koşullarda büyük farklılıklara yol açtığından 10 yıl önce ekonomik olan bir proje 10 yıl sonra ekonomik olmayabilmektedir. Pekiyi ne yapılmalı?


Konu başlıkları ile çözüm önerilerimi aşağıda sıralamaya çalışacağım;

1. Devletin süratle Hazine, DPT, TEİAŞ; TEAŞ, EPDK ve Enerji Bakanlığı arasında var olan enerji politikaları üzerindeki görüş farklılıklarını sona erdirip bu politikaların tek ve nihai merciinin Enerji Bakanlığı olduğunu belirleyerek buna uygun hukuksal düzenlemeleri süratle yapması gerekmektedir.

2. EPDK’nın lisanslama işlemlerinde almış olduğu bedeller oldukça yüksek miktarlara ulaşmaktadır. Yeni yatırımlar için önemli bir kaynak havuzu buradan temin edilebilir. Kurulacak olan “Enerji Yatırım Bankası” sermayesini bu havuzdan temin eder ve Enerji Bakanlığı’nın veya Enerji Üst Kurulu’nun önceliğine göre inşa edilecek santrallere kredi verebilir, garantör olabilir. Böylelikle yatırımların önü açılır hem de tamamen iç kaynaklarla…

3. Devletin elindeki Termik Santrallerinin bir kısmının Varlık Satışı ile özelleştirilmesi yerine İşletme Hakkı Devri yolu ile özel sektöre devri daha uygun olacaktır. Böylelikle piyasadaki oyuncu sayısı arttırılarak rekabet ortamı sağlanacağı gibi hem mevcut termik santrallere süratle yapılması gerekli yaklaşık $1,5–2 milyar dolarlık yatırımdan tasarruf edilecek hem de Hazine’ye kaynak sağlanmış olacaktır. Varlık Satışı modeli üzerinde ise bir takım sorunlar çıkacağı şimdiden bellidir. Bugün 1 MW lık bir kurulu santralin değeri $1,5 ile $2 milyon dolar arasında değişmektedir. EÜAŞ’ın elinde 22,000 MW’lık bir santral portföyü vardır. Yani bir başka deyişle ortalama 35 milyar dolarlık bir Varlık Satışı söz konusudur. Bu miktarı yatıracak yatırımcılar mutlaka bir şekilde garanti isteyeceklerdir. Sonunda bu para direkt veya endirekt bir şekilde özel finans kurumlarından, bankalardan sağlanacağından transfer ettikleri paraya karşı bir devlet garantisi görmek isteyeceklerdir. Devlet kendisi için dışarıdan bu miktarlarda kredi alırken verdiği garantiyi bu kadar büyük yatırımlar için vermez ise kendi kendisiyle çelişkiye düşecektir.

4. Dünyada ve Avrupa’daki uluslar arası Enerji Piyasalarında faaliyet gösteren şirketler hem kamu ağırlıklı birer şirket yapısına bürünmüşler hem de diğer şirketlerle birleşerek büyümüşlerdir. Ülke olarak bizim de BOTAŞ, TPAO gibi firmaları parçalara bölüp Aslanların önüne atmak yerine daha güçlü birer şirket olmalarını sağlayıcı tedbirleri almamız gerekmektedir. Belki de en doğrusu iki firmayı birleştirerek uluslar arası Enerji Arenasında güçlü ve söz sahibi bir şirkete sahip olmaktır. (Alman EON, Ruhrgas ile Gas De France Suez şirketi ile BP Amoco ile evlendiler)

5. Liberal piyasanın getireceği en önemli risk olan merkezi planlama görevinin özel sektöre devrine mahal verilmemelidir. Enerji Bakanlığı’nın belirleyeceği belirli bir güç miktarının devletin elinde ve yönetiminde olması sağlanmalıdır.

6. Yenilenebilir Enerji (güneş, rüzgâr, jeotermal, dalga) kaynaklarından süratle yararlanılmaya başlanmalıdır. İlk yatırım maliyeti yüksek olan bu yatırımları teşvik etmek gerekmektedir. Devletin öncelikle teşviki maddi değil, yasal düzenlemelerle olmalıdır. Örneğin; bu tür teşvikler için maddi kaynağın ya Termik Santrallerin havayı kirlettikleri ya da atmosfere yaydıkları gazlara karşılık olarak “Yenilenebilir Enerji Sertifikası” bedeli adı altında bir bedel bu santrallerden alınır ya da bu santrallerin iç ihtiyaçları kadar bir gücü yenilenebilir Enerji Santrallerinden almaları şart koşulur. Ayrıca, dağıtım şirketlerinin belirli oranda ve fiyatta bu santrallerden enerji almaları şart koşulur.

7. Binalardaki ısı açısından kayıplar Türkiye’de büyük bir sorundur. Türkiye'de enerjinin %31’i binalarda tüketilmektedir. Konutlarda tüketilen enerjinin % 80’i ısınmaya harcanmaktadır. Isı kazancı ve tasarrufu amacı ile ısıtma sistemlerinin ön-ısıtma ilave edilerek projelendirilmesi ve ön-ısıtma sistemlerinin de güneş enerjisi kullanılarak yapılması yasal düzenlemelerle sağlanmalıdır. Ülkemizdeki yaklaşık 17 milyon konutun %90’ı ise yalıtımsızdır. Binaların doğru bir şekilde yalıtılması mutlaka ama mutlaka yasal düzenlemeler devreye sokularak sağlanmalıdır. Böylelikle Enerji Verimliliği çalışmalarında da başarı sağlanacaktır.

8. Enerji tasarrufu politikaları geliştirilmelidir. 
a. Yasal düzenlemeler ve standartlar verimlilik esasına göre geliştirilmeli ve özellikle binalar, motorlu taşıtlar ve ev aletleri üzerinde uygulanmalıdır. Burada amaç eski teknolojiye sahip ürünlerin pazardan kaldırılıp yerlerine süratle yeni teknolojiye sahip verimli ürünlerin getirilmesi olmalıdır.
b. Toplu konutlarda bireysel ısıtma sistemi kullanımına kısıtlama getirilmelidir. 10 dairenin üzerindeki binalarda kesinlikle merkezi sistem kurulması zorunluluk haline getirilmelidir. (Radyatörlere mutlaka termostatik vana takılması hızla hayata geçirilebilecek bir yöntemdir.) Özellikle yurdumuzda başarılı işler yapan TOKİ’nin bu konuda öncülük etmesi gereklidir.
c. Tüm turistik tesislerde, askeri tesislerde, spor merkezlerinde, hastanelerde, okullarda, yurtlarda (mevcut ve yapılacak olan), (nasıl klima zorunluluğu Turizm Bakanlığı tarafından otellere getirildiyse), su ısıtması ve mahal ısıtma desteği için termik güneş enerjisi sistemleri de zorunlu hale getirilmelidir.
d. Başta Akdeniz, Ege, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgeleri başta olmak üzere tüm binalarda termik güneş enerjisi kullanımı zorunlu tutulmalıdır. (Tabii burada standartlar getirilmeli ve kaliteli, verimli sistemlerin kullanılması sağlanmalıdır. Mevcut olanların büyük çoğunluğu merdiven altı imalat olduğundan hem sağlıksız hem görünümü bozuk hem de amaca hizmet etmemektedir!)
e. Yapı izinlerinde “Parsel planlamasından Ada Planlamasına” geçilmesi ve 1998 depremi öncesi yapılan yapıların belirli bir süreçte yenilenmesi zorunluluğu getirilerek eski binaların yenilenmesi ve böylelikle Enerji Verimli hale getirilmeleri sağlanabilir.
f. Sıcak su temini, ısıtma desteği, çeşitli endüstriyel süreçler ve tarımsal uygulamalar dışında güneş enerjisinin mimaride de kullanılması yasal zorunluluk haline getirilmelidir. Böylelikle çağdaş mimari teknikleri kullanılarak Enerji Tüketen Değil, Enerji Üreten Yapılar inşa etmek mümkün olacaktır.

Bu konudaki alternatif çözüm önerileri daha da geliştirilebilir. Burada bir parantez açarak ülkemizde yapılan bir başka hatayı da özetlemek isterim.

Türkiye’de enerji sektöründe enerji etkinliği konusu genelde hep geri planda kalmıştır ve bir alternatif olarak gündeme bile gelmemiştir. Yeni çıkan Enerji Verimliliği yasası ve Binalarda Enerji Performans Yönetmeliği bu konuda geç de olsa atılmış önemli adımlardır. Umarım hızla diğer yönetmelikler de doğru bir şekilde hazırlanır ve amaçtan sapılmadan uygulamaya geçilir. Tüm dünyada enerjinin etkin kullanımı çevre ve enerji politikalarının en önemli araçlarından birisidir ve ülke ekonomisi üzerinde de etkisi olduğundan dolayı özellikle üzerinde durulması gerekmektedir. Böylelikle ülkemizin kaynaklarının daha verimli kullanılması sağlanabilir.

9. Yerinde üretim yapan oto-prodüktör tesisleri teşvik edilmelidir. Sanayi tesislerinin birleşerek ya da tekil olarak kendi enerjilerini üretmeleri sağlanmalıdır. Bu şekilde hat kayıplarının ve kaçak kullanımın önü kesilecektir.

10. Enerji altyapısı olabildiğince çeşitlendirilmelidir. Bu çeşitlendirme de nükleer, güneş, rüzgâr, doğalgaz, kömür, hidrolik, hidrojen, jeotermal gibi enerji kaynaklarından faydalanılmalıdır.

11. Elektro-mekanik imalatına önem verilmelidir. Bugün tüm tesislerimizdeki donanım büyük oranda ithaldir. Herhangi bir donanımın bozulması, yenilenmesi ya da değiştirilmesi gerektiğinde dışarıya bir anlamda mahkûmuz. O nedenle bu konuda AR-GE ye önem vermeli ve yatırım yapmak isteyen yerli sanayinin önü açılmalıdır.

12. Enerji Santrallerinin yurdun her tarafına dengeli bir şekilde inşasına önem verilmelidir. Bugün enerji tüketimimizin önemli bölümü Batı’da olmasına rağmen enerji üretiminin önemli bölümü ise Doğu’dadır. Bu hem stratejik hem de hat kayıpları dolayısı ile hassas bir durum yaratmaktadır.

Enerji bir ülkenin atardamarıdır. Atardamar olmazsa insana ne oluyorsa Enerji olmazsa bir ülkeye de aynısı olur. Atardamarın sağlığı konusunda ulusal anlamda siyaset üstü bir mutabakatın ve stratejinin olması bir devletin bekası için elzemdir.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>