YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







BİLİM VE TEKNOLOJİNİN TARİHSEL BULUŞMA SÜRECİ
Yazar: YUSUF ZEREN | Tarih: 18/09/2014 | Saat: 14:59

Bilimde amaç, insanların daha iyi yaşam koşullarına kavuşmasını, çevreyi, kendini ve evreni daha iyi tanımasını sağlamaktır.

Teknoloji ise, insanların günlük ve iş yaşamlarında ihtiyaç duydukları alet, araç-gereç, cihaz ve sistemlerin üretilmesi bilgi ve yeteneğidir.

Mühendislik ise; bilimsel ilkelerin, doğadaki kaynakların en verimli biçimde yapılara makinelere, ürünlere, sistemlere ve süreçlere dönüştürülmesi amacıyla uygulamaya konulmasına  denir.

Teknoloji, bilim ve mühendislikten çok önce var olmuştur.

İnsanların günlük ihtiyaçlarında kullandıkları ilk basit araç ve gereçler, bilim ve mühendisliğin  söz konusu olmadığı çağlarda meraklı insanlarve zenaat erbabı tarafından geliştirilmiştir.

Başlangıçta var olan teknolojidir.

19.yüzyıl ortalarına kadar bilim ve teknoloji yollarına ayrı ayrı devam etmiştir.

İnsanlar ateşi kullanmaya başladıklarında oksijenin varlığından ve yanma kimyasından haberleri yoktu.

Buhar makinesi icat edilip yıllarca kullanıldıktan sonra  Sadi Carnot (1796-1832) kendi adı ile anılan ısıl çevrimin bilimsel esaslarını ortaya koymuştur.

19.yüzyıl ortalarından itibaren bilimde iki farklı yol izlenmeye başlanmıştır. Bunlardan ilki, kökeni antik Yunan’a kadar uzanan geleneksel bilimler ya da klasik bilimler olarak adlandırılan “astronomi, matematik, mekanik, optik ve tıp” dır.

Bu geleneksel bilim alanlarının ortak özelliği genellikle deneysel olmamalarıdır.

Antik Yunan doğa filozofları sadece akıl ve mantıklarını kullanarak düşünce ile maddeyi ve evreni anlamaya çalışmışlardır.

İnsanların günlük yaşamlarında ihtiyaç duydukları konuları tamamen zenaatçılara bırakmışlardır.

17.yüzyıldan itibaren yeni gelişmeye başlayan ve İngiliz bilim felsefecisi Francis Becon’un sınıflandırmasına göre “Baconian Sceinces” olarak anılan ve esasen fizik biliminin konuları arasında yer alan “elektrik, magnetizma ve ısı “ bilimleri ise, uygulamalı bilim alanlarıdır.

Bu bilim alanlarının ortak özellikleri, deneysel olmaları ve sonuçların kısa sürede ticarileşebilmesidir.

Newton’un “Principia”sında kütlelerin çekim kuvveti esas alınarak bütünüyle teorik matematiksel ilişkilerle gök cisimlerinin hereket mekaniği bilimsel yönden incelenmiştir.

Bu teorinin deneysel olarak ispatı mümkün değildir.

Ayrıca gök cisimlerinin hareketi ile ilgili sonuçlar, insanların günlük yaşamını kolaylaştıracak güncel bir yarar da sağlamamaktadır.

Principia’yı sadece iyi matematik bilen, konuyla ilgili insanlar okuyabilmiştir.

Ayrıca Newton daha önce bilinmeyen matematiksel yöntemler de geliştirerek günümüzde “calculus”olarak bilinen fonksiyon, türev ve integral hesabın temellerini atmıştır.

Edmond Halley’e atfen onun adıyla anılan kuyruklu yıldızın 1758 yılında yeniden görüleceğinin hesaplaması ve bu hesabın gerçekleşmesi teorik bilgilere olan güveni artırmıştır.

En son 1986 da görülen Halley kuyruklu yıldızı hesaplara  2061 yılında tekrar görülecektir. Bu döngü insan ömrü içindedir.

Ancak, bu arada kilise de evrenle ilgili gerçeğin kutsal kitapta belirtilenlenlerle çelişmemesi konusunda Galile’ye yapılanlar kadar olmasa da tehditlerini devam ettirmektedir.

Newton’un Principia’sında karanlıkta kalan konuları aydınlatmaya çalışan Fransız matematikçi P.S.Laplace (1749-1837) ile Napolyon Bonaparte arasında şöyle bir anektot kayıtlara geçmiştir:

Napolyon Laplace’a Newton’un çalışmalarında daima bir akıllı tasarımcıdan söz edilirken neden kendisinin çalışmalarında buna değinmediğini sorar.

Laplace’ın cevabı ise “je n’ai pas besoin de cette hypothese / I have no need of that hypotesis” şeklindedir.

Evrenin asırlardır çözülemeyen sırlarını matematiksel olarak çözen Newton,  aşırı dindar ve fanatik bir simyacıdır.

Uzun süren hastalığının kurşun ve cıvayı kıymetli metallare dönüştürmek için yaptığı laboratuvar çalışmaları sırasındaki kronik zehielenmeden kaynaklandığı sanılmaktadır.

18.yüzyılda meteoroloji, botanik ve jeoloji de Baconian bilimler arasında yer almaya başlamıştır.

Termometre ve barometrenin bulunması ile denizcilere ve çiftçilere işe yarar hava raporu bilgileri verilmeye başlanmıştır.

Deniz hayvanı fosillerinin denizlerden çok uzak ve yüksek alanlarda da görülmesi, yerkürenin oluşumu ile ilgili teorik bilgileri güçlendirmiştir.

Daha önceleri havanın yanmaya olan anlaşılamayan etkisi Fransız kimyacı Antoine Lavosier (1743-1794) nin oksijeninyakıcı özelliğini açıklaması ile ve yanan fakat ne olduğu bilinmeyen gazın hidrojen gazı olduğunun bilimsel olarak açıklanması kimya biliminine olan güveni artırdı.

Kimyacılarla simyacıları ayrıştırdı.

Lavoisier, ilk kez ısı ve kalori terimlerini kullandı.

John Dalton (1766-1844) kimyasal reaksiyonların atomlar arasında gerçekleştiğini kanıtlaması ve Rus kimyacı Dimitri Ivanov Mendeleev’in (1834-1907) elementleri atom sayıları ve atom ağırlıklarına göre sıraya koyarak kendi adıyla anılan elementler  tablosunu oluşturması kimya biliminin önünü açmış, özellikle Almanya geliştirdiği kimyasal üretim teknolojileri sayesinde önemli  ticari ürünler geliştirmeye başlamıştır.

Bu arada matematik bilimi yardımıyla Baconian bilimlerin teorik esasları matematiksel modellere dönüştürülmeye başlanmış, geleneksel bilim alanları ile deneysel bilim alanları iç içe geçmiştir.

Alessandro Volta’nın (1745-1827) Luigi Galvani’nin (1739-1798) meşhur kurbağa bacağı deneylerin den de yararlanarak doğru akımı pil içinde depolaması elektro kimya bilim dalını geliştirmiştir.

Christian Oersted (1777-1851) elektrik akımının mağnetik bir alan yarattığını kalitatif olarak farketmiş ancak bilimsel olarak kanıtlayamamıştır.

Michael Faraday (1791-1867) elektromagnetizmayı deneysel olarak kanıtlamış, James Clerk Maxwell (1831-1867) Faraday’ın çalışmalarından yola çıkarak elektromagnetik alan teorisini bilimsel olarak tanımlamış ve kendi adıyla anılan Maxwell yasalarını kullanıcıların hizmetine sunmuştur.

Maxwell elektromagnetik dalgaların da bir nihai hızının olduğunu ve ışık hızı ile benzerlikler gösterdiğini belirtmiştir.

Heinrich Hertz (1854-1894) Maxwell yasaları yardımıyla, elektrik, ışık ve radiant ısı kavramlarına açıklık getirmiş radio dalgaları üzerinde gelişmelerin önünü açmıştır.

Charles Weatsone (1802-1875) önceki çalışmalardan yararlanarak 1837 de çift yönlü telgrafı keşfetmiş  Samuel F.B.Morse (1792-1872) kendi adı ile anılan özel alfabeyi geliştirerek telgrafın yaygın kullanımını sağlamıştır.

1858 de atlantik ötesi haberleşmeler telgraf aracılığı ile yapılmaya başlanmıştır.

Bu arada  1876 da Alexander Graham Bell (1847-1922) haberleşmede çığır aşan kablolu ses iletimine dayanan telefon sistemini keşfetmiş, Guglielmo Markoni (1874-1937) Maxwell ve Hertz’in çalışmalarından yararlanarak telsiz-tegrafı icat etmiş, radio dalgaları ile haberleşme iletişimde olağanüstü gelişmelere yol açmıştır.

Markoni’nin kendisinden önceki bilimsel çalışmalardan yararlanarak teknolojik bir çalışma yaptığı halde, ürettiği teknolojinin insanlığa olan katkısı nedeniyle kendisi 1909 yılı Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür.

Akkor telli lamba ve daha pekçok buluşun mucidi olan Thomas Alva Edison (1847-1931) serbest bir buluşçudur. Edison, bilimsel ve teknolojik çalışmaları yakından izleyerek insanların neye ihtiyaç duyduklarının farkına varmış ve elektrik enerjisinin aydınlatmada kullanılmasını sağlayan buluşunu deneme- yanılma yöntemi ile başarmış, insanlığa çok önemli bir hizmet sunmuştur.

Görüldüğü gibi temel bilimsel çalışmaların hangi teknolojik gelişmelere yol açacağını önceden kestirmek olası değildir.

Bilimsel çalışmalar çoğunlukla insanlığın yararına kullanılabildiği gibi, bazen de tehlikeli sonuçlara yol açabilmektedir.

Uranyum 235 atomunu nötron bombardımanı ile parçalayarak atomun da parçalanabileceğini deneysel olarak kanıtlayan Alman radyolog Otto Hanh (1879-1968) bu bilimsel keşfinin binlerce insanın ölümüne yol açan nükleer silah yapımında kullanılacağını elbette  bilmiyordu.  

İngiltere’de kömür, demir ve tekstil alanında yaşanan teknolojik çalışmalara dayalı gelişmeler yeni bir üretim, tüketim ve pazar toplumu yaratmış, 100 yıl içinde 1900 yılındaki dünya 1800 yılındaki dünyadan çok farklı bir görünüm kazanmıştır.

Prehistorik çağlarda Neolitik dönemden, Bronz çağına geçiş binlerce yıl sürerken Ortaçağ’dan bilim-sanayi çağına geçiş çok kısa zamanda gerçekleşmiştir.

Ortaçağda Çin, Hindistan ve Japonya’daki teknolojik gelişmeleri kıskançlıkla izleyen Avrupa, bilimsel devrim ve sanayileşme sayesinde bu geri kalmışlıktan kısa sürede kurtulmayı başarmıştır.

Günümüzde en çok sorulan sorulardan biri de, bilimsel devrimin teknolojik olarak Avrupaya göre daha üstün olan Çin ya da Hindistan yerine neden Ortaçağ Avrupasında başladığı sorusudur.

1914 de gelindiğinde Avrupa ve ABD, dünya ülkelerinin ¾ ünü ekonomik ve politik olarak hegemonyaları altına almıştır.

Bu hakimiyetin kurulmasında demir ve kömürün kimyasal bileşimi ile elde edilen çelik ve kömürün yakıt olarak kullanıldığı buhar makinesinin büyük rolü olmuştur.

Çelik sayesinde, demir yolları ve buharlı lokomotiv ve  huharlı gemilerle deniz aşırı ulaşım kolaylaşmış, sömürge ülkelerden emperyal ülkelere hammadde ve işgücü sevkiyatı hızlanmıştır.

Buharlı gemilerin bordosuna yerleştirilen uzun menzilli toplar liman şehirlerini tehdit eden çok etkili bir silaha dönüşmüş, tanklar, makinalı tüfekler emperyalist iştahı güçlendirmiştir.

Çeliği üretim teknolojisini bilen ülkeler gerek ekonomik, gerekse stratejik yönden büyük bir üstünlük kazanmıştır.

1889’da Paris şehrinin sembolü diye dikilen Eyfel Kulesi aslında Paris’in sembolünden ziyade çeliğin zaferinin bir sembolü olmuştur.

Çelik, silah yapımında kömür ise, buhar makinesi yakıtı olarak stratejik nitelik kazanmıştır.

19.yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ülkeleri arasında çelik ve kömüre dayalı bir silahlanma yarışı başlamış ve bu rekabet iki büyük dünya savaşına yol açmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonunda da çelik ve kömür birliği kurularak bu silahlanma yarışı engellenmiş ve bugünkü Avrupa Birliği’nin temelleri bu anlaşma sayesinde atılmıştır.

Bütün bu bilimsel ve teknolojik gelişmeler kendi süreci içinde devam ederken bilim alanının yeniden düzenlenmesinde de köklü değişiklikler yaşanmıştır.

Bologna (1088), Paris (1150) ve Oxford (1167) üniversiteleri Ortaçağ anlayışı ile kurulan ilk üniversitelerdir.

İslam dünyasındaki medreseler din alimi, kadı yetiştiren eğitim kuruluşlarıdır.  

M.S.1000 yılında Paris’in nufusu 20 000, Londra’nınnufusu 15 000 kişi civarında iken,  M.Ö. 762 yılında kurulan Bağdat’ın nüfusunun M.S.930 yılında 1 milyondan fazla  olduğu ve1500 yılında Bağdat’ta 150 adet medresenin bulunduğu kaydedilmiştir.

Aynı yıllarda kuzeyli barbar kavimlerin saldırısı altında tam bir çöküş içinde olan muhteşem Roma’nın nüfusu 450 000 den  35 000 inmiştir. 

İstanbul Darülfünün’u 1900 yılında II.Abdülhamit döneminde kurulmuş, 1933 üniversite reformunda İstanbul Üniversitesi olarak yeniden yapılandırılmıştır.

Üniversite kelimesinin kökeni,  Latince’de topluluk ya da lonca anlamına gelen “universitas” kelimesinden gelmektedir.

İlk üniversiteler bir çeşit öğrenci ve hocaların kurdukları özel statülü eğitim kuruluşlarıdır.

Günümüzi anlamımda kurulan ilk üniversite 1810 yılında Wilhelm von Humboldt tarafından kurulan Berlin Üniversitesidir.

Bu üniversiteyi Ortaçağ üniversitelerinden ayıran en temel unsur, seküler bir anlayışla kurulması ve bu üniversitede mesleki eğitim ve öğretim yanında aynı zamanda araştırma çalışmalarına da yer verilmesidir.

Ortaçağ üniversiteleri daha çok teolojik konuları  savunma rolünü benimsemişken, Humboldt benzeri üniversiteler doğayı keşfetmeyi görev edinmiş ve daha ziyade deneysel bilimler üzerinde yoğunlaşmıştır.

Almanya’da Giessen Üniversitesinde 1826 da Justus von Liebig tarafından gelişmiş bir kimya laboratuvarı kurulmuş ve bu laboratuvarda kimya alanında önemli buluşlar yapılmıştır.

İngilizce bilim insanı anlamına gelen “scientist” sıfatı ilk kez 1840 yılında kullanılmaya başlanmıştır.

Bilim insanı, çalıştığı bilim alanında yaptığı çalışmalar ve yayınlar ile tanınır olmuş, sosyal ve kültürel yönden kendini geliştirmiş insanlara verilen bir sıfat niteliği kazanmıştır.

Bilim insanı olarak anılmak için doktora (Ph.D.) yapmış olmak da aranır olmuştur.

Her ne kadar “scientist” sözcüğü bugün bilim insanı olarak her iki cinsi de kapsayacak şekilde kullanılımakta ise de, geçmişte kadın bilim insanlarına yeterince fırsat tanınmamıştır.

Amerikalı Coğrafyacı Ellen Churchill Semple (1863-1932),  Almanya’da Leipzig üniversitesindeki öğrenciliği sırasında erkek öğrencilerle yanyana oturamamış, dersleri kendisine ayrılan özel bir bölmeden takip etmek zorunda kalmıştır.

Oysa Bayan Semple kendi ülkesine Amerikan Coğrafyacılar Kurumu Başkanlığı yapmıştır.

Önemli İistisnalar ise, Amerikalı astronom Maria Mitchell (1818-1889) ve Rus bayan matematikçi Sonya Kovalesky (1850- 1891) dir.

 Daha sonra da Polonya asıllı Fransız fizikçi Marie Sklodowska Curie (1867-1934) dir.

Fransa’da ihtilalden sonra Paris’de 1794 de kurulan “Ecole Politechnique” uygulamalı bilim alanında öncü olmuş, bu kurumun mezunları arasından önemli bilim insanları sivil ve askeri mühendisler çıkmıştır.

ABD’de 1802 de kurulan ve West Point olarak anılan “United States Military Academy” Ecole Politechnique örnek alınarak kurulan askeri akademidir.

Osmanlı döneminde 1773 de Mühendishane-i Bahri Humayun, 1795 de Mühendishane-i Berr-i Humayun kurulmuştur.

Bu arada tıp alanında önemli bir gelişme de devlet hastanelerininde rutin görevleri yanında “medico-scientific” çalışmalara da izin verilmeye başlanmasıdır.

19.yüzyılda hastaneler tıbbi araştırmaların yapıldığı başlıca merkezler olmuş, bunlardan bazıları tıp fakültelerine dönüşmüştür.

1860 larda Joseph Lister (1827-1912) tarafından ilk kez kullanılan anestezi tekniği gerek diş hekimliği, gerekse cerrahi tıpta devrim yaratmıştır.

Fransız kimyacı Louis Pasteur (1822-1895), çok önemli bir teknolojik araç olan mikroskoptan yararlanarak yaptığı çalışmalarda çoğu hastalık etmeninin mikroplardan kaynaklandığını bulmuştur.

Şarbon ve kuduz aşılarını insanlığın hizmetine sunmuş, ısıl yöntemle mikrop ve bakterilerin kontrol altına alınabileceğini saptayarak kendi adıyla anılan pastörizasyon teknolojisini geliştirmiştir.

Fermantasyon teknolojisi alanında yaptığı çalışmalarla da alkol üretimine bilimsel katkı sağlamıştır.  

Bilim alanlarının profesyonelleşmesi ile başlangıçta sembolik amaçlı olrak kurulan “Royal Society” ve “French Academy of Sciences” ya da bugünkü “TÜBA” benzeri kurumlar yanında, özel bilim kurumları organize edilmiştir.

Bunlardan bazıları; biyolojik çalışmalar için Linnean Society (1788), The Royal Astronomical Society (1831), The Chemical Society of London (1841).

Bu araştırma kurumlarının herbiri kendi alanlarında prestijli bilim dergileri de yayınlamaya başlamıştır.

Lorenz Crell’s Chemische Journal (1778), Annalen der Physik (1790) vbg.

Aynı alanda çalışan bilim insanlarını bir araya getiren örgütlerde kurulmuştur.

Bunlardan en çok tanınnanları; “The Association of German Researchers (1822)”, “The British Association for Advancement of Science (1847)” vbg.

İngiliz kimyacı William Perkin 1856’da ilk organik yapay tekstil boyasını laboratuvar ortamında üretmiş ve tekstil alanında yeni bir dönem başlatmıştır.

Almanya’da Friedriche Bayer firması ilk doktoralı araştırmacıyı 1874 de istihdam etmiş, 1896 da kendi bünyesinde yine ilk ar-ge birimini kumuş ve o yıl 104 tam zamanlı ar-ge elemanı istihdam etmiştir.

Yaptığı bilimsel ve teknolojik çalışmalarla Almanya kimyasal üretimde markalaşmıştır.

Bu başarılı örnek diğer özel sektör kuruluşlarınca da benimsenmiş; Thomas Edison New Jersey’de 1876 da Menlo Park’da, Standart Oil 1880 de, General Elektrik 1901 de, DuPont 1902 de, Bell Labs 1911 de, Eastman Kodak 1913 de,General Motors 1919 da ar-ge birimlerini kurarak araştırma çalışmalarını kendi bünyelerinde yapmaya başlamışlardır.

Yirminci yüzyılın başlarında mühendisler de sosyal ve ekonomik yapıyı kökten etkileyecek bilimsel ve teknolojik buluşlarda kilit rol oynamaya başlamışlardır.

Henry Ford’un kurduğu ve 1927 yılında sadece 24 saniyede bir T Modeli’nin üretildiği hareket montaj hattı teknolojinin en ileri aşamalarından biridir.

NASA’nın aya insansız araç göndermesi ise,  bilim, teknoloji ve yönetim biliminin ulaştığı en önemli aşamalardan biridir.

Bugün gelişmiş ülkelerde ar-ge harcamalarının yaklaşık %70 i özel sektör,  kalanı üniversite ve kamu araştırma kuruluşlarınca yapılmaktadır.

Türkiyede de ar-ge harcamalarında özel sektörün payı giderek artmaktadır.

Özgün tasarım hızı, maliyet ve fiyat rekabetin önem kazandığı günümüzde, bilimsel ve teknolojik çalışmalar artık eşzamanlı olarak aynı laboratuvar ortamımda yapılabilmektedir.

Günümüzde teknoloji ve bilimin asırlar süren ayrılığı sona ermiş, bilim  ve teknoloji birbirini bir üst aşamaya taşıyacak  nitelikler kazanmış ve kısa zamanda insanların ihtiyaç duydukları  ticari ürünleri üretilebilecek bir aşamaya ulaşmıştır.

Türkiye’de ise  bilim ve teknolojinin özgün buluşması hala sağlanamamıştır.

Bu buluşmanın sağlanması için kamu-üniversite, sanayi ve hizmet kuruluşlarımızın daha etkin işbirliğine ihtiyacımız vardır.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>