YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







HEM NALINA HEM MIHINA...

BİR YARIŞ SONRASI
Yazar: METİN ATAMER | Tarih: 24/07/2014 | Saat: 11:14

Her öykünün bir başlangıcı vardır ya, işte benim bu haftaki öykümünde bir başlangıcı, seneler önceye dayanır. Lise çağlarımda Heybeliada’ya yazları gittiğimizde plaja iner , serbest stil yüzen gençleri seyrederken, gıpta ederdim. Ben ise suyun üzerinde durmayı bilebilecek kadar yüzmeye vakıftım. İlk sene plajda bir hafta veya on gün güzel yüzen insanları seyrettim. Bende yapabilirmiyim diye kendimi sınamaya karar verip, bir sabah erkenden plaja gittim. Seyrettiğim şekilde yüzmeye çalıştım. Her kulaçta nefes alıp suyun içine bırakmayı denedim.

 

Netice istediğim gibi idi. Heybeliada daki plaj, U formunda iskelelerden oluşan bir havuz şeklinde idi. Bir ucunda ise tramplen yeri vardı. Hatta bu köşeden Rahmetli İsmet İnönü dillere destan çivilemesini yapardı. Bizlerde denizde, onun etrafını kuşatıp, yardım amaçlı hazır dururduk. İşte o havuz şeklindeki yerde birkaç kez gidip geldim. Tamam, dedim, bu yoğurt maya tuttu. Kısa bir zamanda bir sahil çocuğu görüntüsünde yüzmeye başlamıştım. Daha sonraları Kaşıkadası ile Heybeliada arasında yüzme denemem oldu, bunu Burgaz ada ile Heybelia ada arasında yaptığım denemeler takip etti. Her iki ada arasında iyi bir akıntı vardı ve bu akıntı insanı çok yorardı. En son olarak  Büyükada ile Haybeliada arasında dört arkadaş yüzmüştük. Bu iki ada arasındaki akıntınında hatırı sayılır olduğunu unutamam.

Senelerdir Istanbul Boğazını yüzerek geçmeyi düşlemiştim. Hiç bir sene kısmet olmamış, müracaatta geç kalmıştım. Geçtiğimiz sene Ankara Üniversitesi Spor kulübünün Masters yüzme takımında yüzmemi isteyen gençleri kırmadım. Kulübün sporcusu olmak için gerekli işlemleri tamamladım ve zaten havuzda günlük idman yaparken, Masters Yüzme yarışlarınada katılmak cazip gelmişti. Geçtiğimiz sene girdiğim yarışlarda başarı sağlayınca, Boğaziçi Maratonunda müracaat ettim. Geç kaldığım için, gelen seneye dediler.

Bu senenin başında Milli Olimpiyat Komitesi müracaat sayfasını açınca, formu doldurup gerekli dokümanlarıda yolladım. Sağlık raporu almak, hele bizim yaşta biraz zor oldu. Katılımcıları üzmeden, gelen yoğun talebide karşılayarak bu işin üstesinden gelen komiteden, bone numaramı alınca dünyalar benim oldu. Yarım asırlık hayalim gerçekleşecekti.

Üşümemek adına yurt dışından yüzme giysisi getirten kızım, çeşitli gözlükler temin eden oğlum, vel hasıl bütün imkanlar bu yarışa katılmam için mevcuttu. Yarışın bir gün evvelinde, Kuruçeşme’deki kayıt yerinde uzun kuyrukta beklemek insanı yüzmekten daha yorduğunu söyliyebilirim.

Pazar günü yarışma saatinden birkaç saat evvel gelip gerekli işlemleri yerine getirdik. Elimizde bir katılım numarasını yazan bir bone, ayağımızda bir bez terlik, ayak bileğimizde bizi tanımlayan bir elektronik bileklik,  üstümüzde mayodan başka bir şey kalmadı, ellerimizde ise tanıtım kartları vardı. Bizi yarışın başlangıç yerine götürecek vapura binmek için sırada beklemeye başladık. Hani Celepler kesilecek koyunların başına gider, koyunlarda itiraz etmeden Celep’i takip ederya, işte durum böyle bir şekil arz ediyordu. Güle oynaya vapura binmeye başlamıştık.

Vapurda sporcular kesif bir şekilde vücutlarına vazelin ve kapsolin gibi koruyucu kremler sürmeye devam ederken, vapur düdüklerini çalarak hareket etti. 1749  sporcu kurbanlık koyun gibi, Kuruçeşme’den  yola çıktık.  

Bir süre sonra Kanlıca vapur iskelesine yanaşıp iskeleye bağlandık. Bir romorkör küçük kare dubalardan teşkil edilmiş bir platformu vapurun boğaza bakan boş tarafına bağladı. Milli Olimpiyat Komitesinin bulunduğu Özel Motor yaklaştı. Havada dört pervaneli kamera helikopteri, sahil güvenlik helikopteri, sahil güvenlik tekne ve botları, tam techizatlı sualtı timleri, Sahil Sağlık Ambulans teknesi ve daha sayamıyacağım bir çok güvenlik tekneleri start verilecek yerin etrafında turlamaya başladılar. Sporcular ve bilhassa genç yarışmacılar platforma çıktıklarında Olimpiyat teknesinden bir tabanca patlaması ile yarış başlamış oldu.

Hani makarna pişirirsiniz, birde soğuk suya atayım diye kevgirin üstüne dökersiniz ya, işte vapurdan çıkan herkes kendini Boğazın serin sularına böyle bırakmaya başlamıştı. Bende kenara geldim ellerimle gözlüğümü tutarak atladım. Hedefim Fatih Sultan Mehmet köprüsünün Avrupa ayağını nışanlayıp, ortaya gelince Marmaraya doğru yüzmekti. Akıntının beni iteklemesini böyle sağlıyabilirdim. İlk bir kaç yüz metreyi kısa bir zaman içinde aldım. Köprünün tam altına gelince her nefes alışımda baktığım  köprüden korkmadım desem yalan olurdu.

Buraya kadar iyi gidiyordu. İkinci hedefim Rumeli Hisarına doğru yüzmekti. Bunu yaparken idmanlı olmanın keyfi bambaşka idi. Hisari geçip Kandilli burnunu hedeflemek istedim. Kandilli burnundaki akıntı beni daha hızlı götürür diye düşünmüştüm. Nitekim bunda başarılı oldum. Fakat bu burundan sonraki girdapı hesaba katmamıştım. Yüzüyordum , ama daha ileri gidemiyordum. Derken ne oldu bilmiyorum girdaptan kurtulmuştum, ve Arnavutköye doğru yol almaya başlamıştım amma, hala Anadolu yakası tarafındaydım.

Birden varış yerindeki beyaz çadırlar gözüme ilişti. Akıntı beni Marmara’ya götürmekteydi. Buradan kurtulmam gerekliydi. Bu nedenle geçmiş olduğum Arnavutköye geri yüzmeye başladım. Bu arada etrafımda bir kaç yarışmacı daha belirdi. ‘’Tamam’’ dedim kendime, ‘’doğru yöndeyim’’. Çıkış platformunu gözümle belirlediğimde , yarışta son elli metre mesafe kalmıştı. Arnavut köy istikametini bıraktım, çünki iki ayrı akıntının birbirine karıştığı yerdeydim.

Son bir gayretle çıkış platformuna doğru yüzerek ulaştım. Yukarı çıkmak için bekleyenlere yol vermek hususunda kibarlığımdan zaman kaybettiğimi anladım, ve hemen saldırıp platforma çıktım. Bileğimdeki elektronik aygıt benim derecemi okudu, ve bu yarış artık sona ermişti. Bir rüya gerçekleşmiş, ben de Istanbul Boğazını bir yakadan ötekisine boydan boya 1 saat 14 dakikada geçmiştim. Bitiş yerinde hissettiklerimi tarif etmeye kelimeler yetersiz kalacağını düşünmekteyim. Bu nedenle bir kaç kelime ile söyle derseniz, katılın bu yarışa, siz hangi duygular içinde olursanız kelimelere dökün, onuda biz okuyalım  diye sözüm geldi söyledim hepinize.

Metin Atamer 



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>