YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

KENT SANATÇILARI VE KENT BELLEĞİ…
Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 19/04/2014 | Saat: 21:03

Cuma akşamı kentimizde sık yinelenen sergilerden bir tanesine gene Deniz Müzesi ev sahipliği yaptı.

Deniz Müzesi, kurulduğu günlerden bu yana, sosyal yaşamın bir katılımcısı ve kucaklayıcısı olmaya karar verince, büyüklü küçüklü birçok ziyaretçinin ilgisini çeken bir kurum oluverdi.  Özellikle değişik resim sanatçılarına kapısını ve salonunu açarak, bir yandan da sanatçıların ve sanatseverlerin uğrak yeri oldu.  Ziyaretçiler sadece sergi salonunu değil, müzenin tümünü gezerek müze kavramını özümsemeye başladılar.  Umarım bu heyecan, öğretmenleri eşliğinde müzeye gelen çocuklarımızdan ailelerine de sirayet eder.  Şahsen, Mersin’le bütünleşmeyi beceren müze yönetimini ve tabii ki Akdeniz Bölge Komutanlığı’nı kutluyorum.

Cuma akşamının resim sergisi, aziz dostum Mehmet Ali Meriç’in kişisel sergilerinden bir tanesi idi.  Değerli sanatçımız, 1983 yılında İstanbul da açtığı ilk sergiyi izleyen kırkın üzerinde kişisel sergi açmış üretken bir sanat insanıdır.  İstanbul, Ankara, Antalya, Adana ve Bodrum gibi birçok kentimizi resimleri ile tanıştırmıştır.  Mersin de açtığı sergilerin sayısını ben bile unutmuş haldeyim.

Mehmet Ali Meriç, yaşamını fırçaları ile sürdüren bir sanatçıdır.  Çocuklarını da resim geliri ile yetiştirmiş, hayata kazandırmıştır.

Resim yanında seramik ve desenli fayans üretimi ile yola çıktığından, yapıtlarını üretmek adına yeni teknolojilere de kolay uyum sağlamıştır.  Örneğin; metal levhalar üzerinde ısı etkenini kullanarak değişik çalışmalar da yapmıştır.

Yazıya Mehmet Ali Meriç’le girince, ana meramımızı anlatmayı geciktirdiğimi fark ediyorum. Çünkü Mersin kenti resim sanatına gönül veren nice sanat insanı için bereketli topraklardan bir tanesidir.  Literatüre geçmiş ünlü ressamları yaratmış bir kenttir.

Aklıma gelen ilk kent ünlüsü, merhum Nuri Abaç’tır.  Kendine özgü çizimlerle bir resim folkloru temsilcisi olarak çalışmış ve üretmiştir.  Tabloları sahip olanlarca kıymeti bilinerek korumaya alınan birçok resmi vardır.  Ama ne yazık ki, kente ve kent sanatçılarına sahip çıkması gereken kurumlarımızın duvarında bir tablosu bile asılı değildir.

Diğer bir kent sanatçısı olan merhum Doğan Akça, naif resim tekniği ile adını ülkenin birçok otoritesine kabul ettirmiştir. Ülke resim literatürüne girebilmiş ve adını yazdırabilmiştir. Kent kurumları, Sayın Abaç’a gösterdikleri ilgisizliği ve kent sanatçısına kol kanat germemek lakaytlığını aynen Doğan Akça’da da göstermişlerdir.

Günümüzün ünlüsü dostum Ahmet Yeşil için farklı konuşmak şansım maalesef yoktur. Tabloları Çankaya Köşkü duvarlarına ulaşan değerli sanatçımızın yapıtları, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından İngiliz Kraliyet Sarayı’na sunulmuşken, Mersin kurumlarının bir tanesi hariç, hiçbirinin duvarında bir Ahmet Yeşil imzası bulamazsınız. Zaten Ahmet Yeşil, ününü Mersin sayesinde değil, kendi özgün iradesi ve sanatçı kimliği ile kazanmıştır.  Kendisi Mersinli olmaktan onur duymak dışında, kentten de özel bir beklentisi olabilecek konumu zaten aşmıştır. Yurt dışında tanınan Ahmet Yeşil’i, büyükşehir başta olmak üzere ilçe belediyeleri ne zaman tanımayı ve takdir etmeyi akıl edeceklerdir merak ederim.

Sadece belediyelerimizi değil, kentin para trafiğini yönlendiren kamu ve özel bankalarını, büyük alışveriş merkezlerini ve bazıları sıradan bir dükkanı çoktan aşmış büyük mağazaları da eleştirilerim içine almak istiyorum.  Sıradan bir şarkıcı için o denli bonkör davranabilecek bütçelere sahip olan kentimizin ana kurumları, nedense güzel sanatla kente renk katmaya çalışan sanat insanlarımıza karşı duyarsızdır. Artık yıllık edebiyat ödülleri vermeyi akıl eden ve halen bu konuda becerikli davranan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, umarım ve dilerim güzel sanata gönül vermiş kent sanatçıları için de bir öncü olmayı da kararlaştırır.

Keşke; kent kurumlarının ilgilileri için, birçok sanatçı ismini verebilecek bir sanat eleştirmeni olabilse idim. Ama gene de çoğu dostum ve arkadaşım olan birkaç kıymeti ve kent ilgililerince belli ki iyi bilinmeyen kimlikleri aklıma gelenleri öne çıkararak saymak isterim. 

Merhum Cemal Turan’ın bazı tabloları halen ailenin arşivindedir. Soyut resme örnek olarak dikkate alınabilecek bir sanatçı olan merhumun değerini yaşarken bilemeyenler, bari şimdi bilebilseler demek isterim.

Sevgili bilge insan Ömer Anamur, gerek mimari kimliği ve gerekse kendine özgü soyut resim tekniği ile kanımca unutulmazlardan bir tanesidir. 

Fevziye Öksüz, bence beyazı en güzel ve yerinde kullanan bir kent sanatçısı olarak birçok kurumun duvarına yadırganmadan yakışacak ressamımızdır.

Adını sayabileceğim ve önerebileceğim nice yetenekli ressamın yaşadığı kentimizin, bu sanat insanlarını sadece resimlerini satın alarak desteklemeleri dışında, tablolarını kurumlarının duvarına asarak kent insanı ile buluşturmak onurunu da yaşatmalarını diliyorum, kentimizin saygın kurumlarından ve özellikle yerel yöneticilerinden. 

Evet, adını önereceğim kent sanatçılarından bir tanesi olan Mehmet Ali Meriç’in son sergisinin ardından, sizlerle böyle bir sohbetimi bazı zihinlere berraklık getirebileceğim umuduyla “Kent Belleği”ne bağlamak istiyorum!..

Belleksözcüğünü, TDK Sözlüğü “Öğrenilmiş veya baştan geçmiş bir şeyi zihinde tutmak yetisi (hafıza)” olarak tanımlıyor. İnsanoğlunun kişisel anı deposu olabilmek yanında, aslında yaşayan bir toplumsal öğe olan kentler için de “bellek kavramı” geçerlidir. Kentin ve yörenin; doğal yapısını, canlı habitatları olan faunasını ve florasını, mimari özgeçmişini ve tabii ki içinde yaşayan insanların kültürel varlıklarını da barındırır kent belleği.  Hatta bu kavrama yörenin etnik, dinsel ve hatta mezhepsel zenginliklerini de eklememiz gerekir. Kültürel yayınları ve eserleri ve de harcanan emekleri bilmem söylemeye gerek var mıdır?!

Örneğin; akıl almaz hızla dikilen gökdelenlerin İstanbul’un özgün silüetini bozması trajedisini de kent belleğinin bir tahribatı olarak görmemiz gerekir. Veya, güzelim kadim kentimiz Antakya içinde bazı tespitlerimizi de burada zikretmeliyim. Antakya’nın sırtını dayadığı yüce tepelerden bir tanesinin taş elde etmek ve kireç üretmek için adım adım yok edilişini hüzünle ve acı ile seyredenlerden bir tanesiyim.  Kentin antik dönemine ait gravürlerinin yansıttığı doğal yapı ve görünüm, yani kentin coğrafi belleği tahrip edilmiştir. Hem de acımadan!

Hatay’ın ortasında bir nazar boncuğu güzelliği ile haritalara yansıyan Amik Gölü’nün yok edilişini ve oraya özgü fauna ve de floranın geri dönüşümsüz katliamı da yok edilen kent belleğine özgün bir örnektir.

Dünün balıkçı yerleşkesi olan Mersin’in, nerede ise bir yüzyılı içine alan sürede büyükşehir veya azıcık abartırsam metropol kisvesine bürünmesinin altında gizlenen olgu, aslında kentte yaşayanların bir kısmının halen anımsadığı kent belleğinin önlenemez zihinsel yüklemeleridir. Bu değişimi satır satır kayıt altına alarak bize taze bir kent belleği armağan edenlerin eşsiz çabalarını yok saymak da, ancak ‘hafıza-ı beşer nisyan ile malûldur’ diye izah edilebilecek yakın tarihe saygısızlığın aymazlığıdır.

Kent belleği, kuşkusuz sadece doğal yapılar ve coğrafik değişikler değildir.  Mimari öğeler ve sanatsal yapıtlarla da güçlendirilen ve yeni kuşaklara aktarılmak üzere bir kent mirası olarak göz önünde tutulması gereken nicelikleri ve belgeleri de içerir.

Örneğin; yukarıda anımsattığımız kent ressamlarının yalnızlığını yok edecek olumlu adımların atılması da kent belleğine hizmettir. Keza; kentlerimizde kent belleğine katkı adına çok olumlu çabaları olan kalem sahipleri de vardır. Gerek Antakya’da ve gerekse Mersin’de bu yürekliliği gösteren bir avuç kent insanını az çok biliyorum ve saygı ile anımsıyorum.

Yıllarını verdiği eğitim dünyasından emekli olduktan sonra, yaşamının geri kalanını Halk Kütüphanesi masalarında geçirerek, Mersin adına nice belgesellere imza atan merhum büyüğümüz ve öğretmenimiz Gündüz Aktan’ıilk sıraya koyarak devam etmek istiyorum.

Genç Mersinlilere kentin yakın tarihini ve mimari dokusunu aktarmakla kendisi görevli sayan büyüğümüz Şinasi Develi’yi herhalde ikinci sıraya koymamda asla bir sıkıntı yoktur.

Kentin yetiştirdiği ve Devlet Sanatçısı unvanı ile yüceleştirilen müzik insanımız merhum Nevit Kodallı’yı anımsamamamız mümkün olabilir mi idi.  İlerlemiş yaşına karşın, bugün Mersin’den kökünü alarak ülke çapına yayılan ‘Polifonik Koro’ çalışmalarını ve övünülecek aşamalarını da “Mersin Kent Belleği”nin başatları arasına almamızı sağlayan Nevit Kodallı Hoca’mızdır.

Ya, Antakya’nın dünyaca ünlenmiş ve adı ile iftihar ettiğimiz ‘Medeniyetler Korosu’ projesi, Antakya yakın tarihinin kent belleğini oluşturan en önemli öğesi değil midir?!

Gene Mersin’e bakarsak; ünlü ve kent ödüllü öykü yazarımız Osman Şahin, kente damgasını vuran bir kent belleği üyesidir.

Ünlü ozan ve köşe yazarı Özdemir İnce’yi sizce kent belleğine imza atanlar arasına almamız gerekmez mi?!

Emek isteyen derlemeleri ile en yakınızda bulunan sevgili Semihi Vural’ın,kent belleğine ciddi katkı sağlayan belgesel yapıtlarını kaç kişi bilebilmektedir?!

Daha birçok isim sıralayabilirim, kişisel belleğimin bana klavyemde yardımcı olabildiği bu sırada. Bu örneklerle şimdilik yetinelim derken, gelelim ana muradımıza.

Kent belleğine hizmet vermiş bu değerlerin eserlerini görebilmek, inceleyebilmek veya kitaplığınıza yerleştirebilmek için acaba bir yapılanma olmuş mudur kentimizde?

Yanıt kolaydır; kocaman bir hayır!

Şimdi önermek istiyorum; daha da geç kalmadan, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı bünyesinde ve Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) binasında, kent belleğine katkı sağlayan kıymetlerin hiç olmazsa birer örnek eserlerinin göz önünde olabileceği camlı bir dolapçık kondurmak çok mu zor bir eylemdir?! 

Burada sergilenen kent belleğine yakışan eserleri temin etmek isteyenlerin baş vuracakları bir alış-veriş adresini belirtmek olanaksız bir talep midir?!

Gerek Büyükşehir Belediyesi yönetiminde ve gerekse MTSO bünyesinde, yeni bir kültür insanı çıkarak, sevgili Faik Burakgazi örneği gibi, birileri bu oluşumu sağlayacak adımı atamaz mı sizce?! 

Bence; sadece bu iki kent kurumunda değil, birçok kent kurumunda da bu güzelliklere öncülük edecek beyinler ve yeterli bütçe vardır. AK-ŞAKA ise; bu gereksinimi anımsatarak, yıllardır sevgili Celal Soycan’ın yinelediği öneriyi kağıda dökmekle sizlerin dikkatini çekmek üzere köşesinde kent insanları ile paylaşmak görevine soyunmuştur.

Antakya’ya ve Mersin’e yakışanlar bunlardır.

Haydi, kolay gelsin!..



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>