YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







KENT VE İNSAN

Kent ve İnsan: Adana ve İstanbul
Yazar: YUNUS EMRE EVLİCE | Tarih: 19/03/2008 | Saat: 00:00

Ben Adana doğumluyum, çocukluğum bu kentte geçti. 1950’li yıllarda Adana denince, tarım ve özellikle pamuk zengini bir kent akla gelirdi. Dönemin, hemen tümü İstanbul’da çekilen, naif Yeşilçam filmlerinde Adanalı erkek, bol para harcayan, hovarda ve biraz da külhani bir tip olarak canlandırılır, bu da az çok gururumuzu okşardı. O yılların çocukları için sinema, masal dünyasının kapılarını aralayan vazgeçilmez bir tutkuydu. İstanbul ise düşlerimizin büyülü kenti.

İstanbul ile liseye başladığım 1960’lı yılların ilk yarısında tanışmış, bir sonbahar sabahında Üsküdar-Harem iskelesinde ilk kez Boğaz’ın taze ve serin havasını solumuştum. Lise yıllarım Boğaz manzaralı okulumda göz açıp kapayıncaya kadar geçi vermiş, bu arada ben de İstanbul’un renkli yaşamına kendimi kaptırmıştım. Üniversiteyi İstanbul dışında okumak aklımın ucuna bile gelmemişti. Ardından uzmanlık eğitimi derken, yaşım otuzu bulmuş ve ömrümün yarısı İstanbul’da geçmişti. Şairin “Ey bin kocadan arta kalan bive-i bakir” diye betimlediği İstanbul’un dayanılmaz cazibesine ben de kapılmıştım kapılmasına ama hiçbir zaman İstanbullu olmadığıma hayıflanmadım. Belki de bu nedenle Adana’ya dönüş kararını vermem(iz) pek zor olmadı.

Yaşamın Adana’daki dingin temposuna alıştıktan sonra ise İstanbul’un baş döndürücü hızına ayak uydurmak, her seferinde biraz daha güç gelmeye başladı. Ve giderek İstanbul’u, erişilemeyen çekici bir kadın gibi, uzaktan sevmenin daha güzel bir duygu olduğu kanısı yerleşti, bende. Adana’yı, Akdeniz ile Toros Dağları arasında kalan Çukurova’nın bereketli toprakları üzerinde binlerce yıl önce kurulmuş olan bu kenti seviyorum. Ama bu, köklerimin burada olmasından kaynaklanan bir sevgi, tutku yok içinde.

Hemşerim Yaşar Kemal’in yeşil bir denize benzettiği Çukurova’nın orta yerinde kurulu kentin merkezinden yarım saatte denize, bir saatte yaylalara ulaşmak mümkün ise de, vaktiyle kentin neden Akdeniz’in kıyısında ya da Torosların eteğinde kurulmadığını, yazları dağların ya da denizin serinliğinden yoksun kaldığını sorarım kendi kendime. Acaba ilk kurulduğu yıllarda bir sahil kenti miydi diye düşünürüm. Cleopatra ile Antonius’un, Adana’nın kırk kilometre kadar batısında yer alan ve bugün denizle ilişkisi kalmamış Tarsus limanında buluştuğunu yazıyor tarih kitapları. Adana’nın 4.yüzyıldan kalma ünlü Taşköprü’süne yelkenli gemilerin bağlandığını yazan gezi anıları da var olmasına var ama bir zamanlar deniz kıyısında olduğuna, okuduğum hiçbir kitapta rastlamadım. Dağdan ve denizden hayli uzakta olan Adana, yazları “sabır taşlarını çatlatan” sıcaklarla kavrulur. Bu nedenle yazın, özellikle hafta sonları, halk denize ve yaylalara akın eder. Adana boşalır, bir hayalet kente dönüşür.

Çukurova aslında bir kış cennetidir. Kuzeyinde üç bin metrelik bir duvar gibi yükselen Bolkarlar ve Aladağlar silsilesi ovayı iç Anadolu’nun dondurucu soğuklarından korur. İç Anadolu’dan Çukurova’ya, antik dönemde Klikya Kapısı diye anılan, Gülek Boğazı’ndan geçilerek inilir. Gülek Boğazı soğuk kara iklimi ile ılıman Akdeniz iklimini buluşturan bir köprü gibidir. Öyle ki, kara kışın hüküm sürdüğü ünlü Tekir belini aşıp Gülek Boğazı’nı geçtiğinizde, günlük güneşlik bir hava çıkabilir karşınıza. Adanalı yazın serinlemek için çıktığı yaylalara, kışın da çoluk çocuk kar görmeye gider.

Bahar ise çok erken gelir Adana’ya, hoş aslında hiç terk etmemiştir ya. Badem ağaçları ılıman havalara aldanıp şubat ayında açıverirler çiçeklerini. Ekinler yeşermiş, “Çukurova bayramlığını giymeye” başlamıştır. İlerleyen günlerde baharın, adım adım Torosların başına tırmandığını kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

Adana, kebabı ve şalgamının yanı sıra halkının kavgacılığı ve küfür edebiyatı ile de ünlüdür.

Sözü daha fazla uzatmaktansa şaire kulak verelim:

Çukurovam

Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolu’mun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...

Ahmet Arif



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>