YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







AK-ŞAKA

Aganta, Burina, Burinata!..
Yazar: ERDAL AKALIN | Tarih: 04/07/2013 | Saat: 13:16

                                    Aganta,   Burina,    Burinata     !..

Başlık spotu birçok okuruma yadırgatıcı gelmiş olsa gerektir.  Bu bir eski gemici tekerlemesi olup, aynı zaman da merhum Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın ( Halikarnas Balıkçısı ) bir romanın ismi olarak kulaklarımıza yerleşmiştir.  Sanırım Latince kökenli olup, yeni yapılan veya bakımı tamamlanarak karadan denize salınan tekneler için söylenen ve geminin esenliği için dilenen bir tür gemici duasıdır.

Benzeri dilekler bizim teknecilik geleneğimizde de vardır.  Örneğin; yeni bir tekne imalat sonrası denize indirilirken “ Allah burnunu karadan, armasını boradan esirgesin “ şeklinde bir temenni dile getirirmiş eski gemiciler.  Sonra da gülerek eklerlermiş; “ Rüzgarı pupadan gelsin de, isterse kol gibi gelsin!”, tekerlemesi ile yelkenli gemiye iyi ve kolay yolculuklar dilemiş olurlarmış! 

Ülkelerin ve devletlerin karaya hapis oldukları ve sonra denize indirilmek denebilecek şekil de bir tür özgürlüklerine kavuştukları durumlar vardır.  Başlık spotunu da bu betimlemeyi yansıtmak üzere kullanmış olduk!

Sevr Antlaşması ile bir tür kaderine terk edilmiş gemi misali eli kolu bağlanan bir ülkenin, sonu Lozan Antlaşması ile mutlu şekil de biten ve de gemicilik terimi ile kalafat sonrası yeniden bir devlet oluşunu böyle bir benzetme ile irdelemek kanımca sakil kaçmayacaktır.  Muhtemeldir ki, aralarında denizci kökeni de olan devletimizin kurucuları bu başarıyı “ Aganta, burina, burinata” diyerek kutlamışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu yıllar içerisinde o günün koşulları gereği asker ağırlıklı yöneticilerce yönetilmiştir.  Üniformasını çıkartmış olan Ulu Önder’in sivil yönetim kadrosu oluştururken bile asker kadrosunu yok sayması olası değildi.  Yıllar içerisinde yeni kadrolar oluşturulurken, askerler kışlaya yönlendirildi. 

Merhum İsmet İnönü döneminde de sivil kökenli yöneticiler ve bürokratlar ağırlık kazanmıştı.  Gerçi, merhum Mareşal Fevzi Çakmak’ın şahsında gene de asker kökenli yöneticilerin ağırlığı yok sayılmıyordu.

DP yönetiminde, devlet yönetimi sırasında asker ikinci plana bırakılmıştı.  Yönetim erki yalnızca siviller tarafından temsil ediliyordu.  Hatta Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun’un aşırı silik ve teslimiyetçi davranışı da gelmekte olan bir darbeye çağrı yapıyordu denebilir.

27 Mayıs 1960, ülke yönetimini yeniden askerin önem kazandığı bir noktaya taşıdı.  Ancak, akl-ı selim hâkim olmuş ve sivil yönetime geçilirken, devletin atanmış üst düzey bürokratlara güvenle teslimi için adımlar atılmıştı.  Bazı kurumlar özerk veya yarı özerk hüviyete sahip kılınmışlardı.

Gerçi, Milli Güvenlik Kurulu aracılığı ile devlet yönetiminde askerin katkısı ve önerileri yok sayılmamış, sivil ve asker birlikteliğine gerekince davet edilen bürokratlar da dahil edilerek bir yönetim uyumu sağlanmaya çalışılmıştı.   Burada, devlet adına otoriteyi ve ahengi sağlamakla dönemin cumhurbaşkanları görevli kılınmıştı.

12 Eylül ile bu düzen askerler lehine bozulmuş ise de, bir geçiş dönemi sonrası yeniden oturmuş ve sivil ile asker birlikteliği sağlanmıştı.  Yönetim her daim sivil yöneticiler de olsa da, askerin ağırlığı zaman zaman algılanmıştı.  28 Şubat’ta olduğu gibi!

2002 yılından itibaren AKP kadroları bu konu da üstü kapalı olsa da rahatsız olduklarını hep dile getirmişlerdir.  Ancak, geldikleri taban nedeni ile bunu demokratikleşme olarak değil, bir tür 28 Şubat’ın rövanşı olarak düşünmüşlerdir.   AB heyecanlarında da, askeri pasifsize etmek gibi duyguları olduğu devamlı dile getirilmiştir.  Üstelik bu yaklaşımdan gizlice mutlu olmuşlar ve aksini telaffuz etmekten kaçınmışlardır.  Ancak, içlerinden geçen söylemi kendileri yerine AB yetkililerinin dile getirmesine çanak tutmuşlar; “ AB böyle gerektiriyor” demekten keyiflenmişlerdir.  Hatta Sayın Tayyip Erdoğan, bir fırsat yaratarak “ Genelkurmay Başkanı bana bağlı bir kişidir” diyerek, kanımca nezaketi aşan bir tavır sergilemekten gocunmamıştır.

Bugün gelinen nokta, bir takım darbe senaryolarına sığınarak yönetim kadrosunda askeri yok saymak kavgasına yönelmektedir.  Belki, batı da izlenen demokratik devlet kavramında askerin yeri bellidir.  Ancak, ülkemiz koşulları dikkate alınınca ve AKP’nin halen bizleri kuşku da bırakan gizli gündemi sağlıkla açığa çıkmamışken, bu yaklaşımın bazı sıkıntılar yaratacağı belli olmuştur.  En azından atılan yanlış adımlarla toplum gerilmiştir.  Hükümet, en yapmaması gerekeni yapmakta ve ülke insanlarını kamplaştırmaktadır görüntüsü vermektedir.

AKP ve lideri Sayın Erdoğan, akıllarından geçeni yapmak konusunda kanımca yanlış yoldadırlar.  Her ne kadar demokratik zemin yaratıyoruz savları varsa da, aslında yönetim anlayışları dikkate alınınca ülkeyi hak etmediği bir kaosa sürüklüyor gibidirler.  Demokrasinin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığı ilkesi Sayın Tayyip Erdoğan’ın yönetim anlayışında yoktur görülmektedir.  Devletin özerk kurumları ise zapt edilmişlik görüntüsü vermektedir.  Kadrolaşma, maliye ve özelleştirme konularındaki şaibeler, ekonomik istikrar bozukluğunun yanlış yönetmeye değil faiz lobisine bağlı gösterilmesi gibi handikaplar, AKP’nin gerçek bir demokrasi değil, kendi anlayışına göre demokratikleşme istemesine işaret etmektedir!

 Üstelik zamanında kendilerine destek olan liberal çevreleri de bu davranışları yüzünden kaybetmiş sayılabilirler.  Kontrol ettikleri medya grupları da sahiplerinin menfaatlerine azıcık halel gelirse, nasıl davranırlar belli değildir!   Özel uçak yolcuları olan yandaş gazeteciler de, davet edilecekleri başka uçaklar olursa, asla hayır demeyeceklerdir!

Gelinen nokta, hem AKP ve Sayın Tayyip Erdoğan için ve daha önemlisi ülkemizin geleceği için kritik kararların verileceği noktadır.  AKP ve lideri, benden sonra tufan dememelidir.  Atılacak adımlar da, ülke içindeki kamplaşmayı durdurmak ve elini şakağına koyarak düşünmek için gereken zaman daralmaktadır.  Umarım parti içinde bu doğruyu gören akil insanlar halen vardır ve uyarmak görevini ihmal etmezler.  Tabii liderleri onları dinlerse!..    

Evet; “ Aganta, burina, burinata !..”

                                                                              Erdal Akalın (02.07.2013 / Mersin İmece)

                                                                                                

   



Yazar Notu: Bu yazı başka bir yerde yayınlanmaktadır.(Mersin İmece)

[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>