YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







DUYARLI YURTTAŞ

11 GÜNLÜK BİR YAŞAM ÖZETİ / (18-28 Şubat 2013)
Yazar: MEHMET ALİ SULUTAŞ | Tarih: 28/02/2013 | Saat: 12:04

11 GÜNLÜK BİR YAŞAM ÖZETİ / (18-28 Şubat 2013)

* Türkçesi varken yaban sözcüklere sarılmak neden? Sözgelimi, ‘çelişki’ demek varken ‘paradoks’ ne işe yarar? “… öldü” demek yerine neden ‘… vefat etti’ denir?...

* “Çoook önemli!..” derken sündürdüğümüz ‘o’dur, COKKKKKKKK’taki gibi‘k’ değil…

* “Siz Türkler, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz!..” demiş Albert Einstein…

* “Sevgili gençler! İstiklal Savaşı, dünyadaki en yasal, en doğru, en onurlu, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Yayılmacıları ve yamaklarını dize getiren, bir yıkıntıdan yepyeni çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarımızla onur duyun; şehit ve gazi atalarımızın onurunu yabancılara çiğnetmeyin!..” demiş Turgut Özakman da…

* “Yaban dillerin sözcüklerine, yazım kurallarına başvurmadan yazmak bilseniz ne tatlı oluyor” diyen, Türkçemizin büyük devrimcilerinden N. Ataç’ın anısına saygıyla sunarım…

  

* YMM Ahmet Akın, 17.2.13’te yazdığı  TÜRKİYELİ BAŞBAKAN.doc başlıklı yazısını, “Unutulmamalı, Cumhuriyet’i kuranlar Türkiye halkını oluşturanlardır. Kuşatmaya karşı savaşmadan, kuşatmacılarla işbirliği yapılarak millet olunamıyor!..” diye bitirmiş…

* Ne “MUSTAFA  S. KAÇALİN” ne “Mustafa S. KAÇALİN”, fakat “Mustafa S. Kaçalin.” Kısaca, adınızın sadece baş harfleri büyük olsun yeterli. Özellikle soyadın tamamının büyük yazaçla  (harfle) yazılması gerektiği gibi bir alışkanlık edinilmiş ya da zorunlu gibi gösterilmiş, o kadar… Bana inanmayan, “Hatice’ye sorsun.” Bu bağlamda, dil uzmanlarına danıştım, TDK Başkanına sordum, Başkan görevine ve sorana saygı gösterip yanıt vermiş: “Soyadlarının yazılışında ilk harfin büyük yazılması dışında bir kural bulunmamaktadır. Ancak dilekçe ve resmî yazılarda soyadını oluşturan bütün harflerin büyük yazılması tercih (!) edilir…” Başkan unutup, ya da alışkanlığına yenik düşüp, benim ve kendisinin soyadlarının tamamını büyük harfle yazıp göndermiş, yanıtını. Hemen sordum, ‘Soyadların hep büyük yazaçla yazılması bağlamında bir kural yoksa neden öyle yazılması yeğlenir?’ diye, 18.2.13’te, ama 28.2’de henüz yanıt yok. 

* Chantal Fauvelle Erdogan göndermiş 19.2.13’te 8 Şubat 2013 15:19This video is about an island in the ocean at 2000 km from any other coast line. Nobody lives, only birds and yet you will not believe your eyes!  This film should be seen by the entire world, please don't throw anything into the sea. Unbelievable, just look at the consequences!.. / Deze video gaat over een eiland midden in de oceaan op 2000 km van alle andere kustlijnen verwijderd. / Daar woont niemand, alleen vogels en nochthans. Je gelooft je ogen niet! / Deze film moet heel de wereld zien, gooi a.u.b. niets meer in zee. Niet te geloven, kijk maar naar de gevolgen! / (Bilinen kıyılardan 2000 km uzakta olan bu adada sadece kuşlar yaşamakta… Süre: ‎3:53 dakika…)

* Chantal Fauvelle Erdogan bir de paylaşımda bulunmuş “facebook” denilen sanal ortamda:

Juste des chèvres qui crient un peu comme des humains (Süre: ‎1:53 dakika…)

* Günün Sözü:İnsanı, dil, din, ırk değil, insan olma bilinci, insan yapar…

* Bazı ağır toplar, şu tezi işliyorlar: “Milliyetçilik= ırkçılık.” Göğsümü gere gere söylüyorum: “Ben de milliyetçiyim, ama asla ırkçı değilim.” Aynı çevreler “Türklük” kavramına da taktılar. Aynı inançla söylüyorum: ‘Türklük kavramı utanılacak değil, övünülecek bir kavramdır…’

* Prof. Haberal’ın ve Sümer Nine’nin çığlıkları: “5,8 x 2,2 m içerisinde yiyorum, içiyorum, yatıyorum, oturuyorum, duş alıyorum, tuvaletimi yapıyorum. 15’e 30 santimlik bir delikten bana yemek veriliyor. Her taraf beton ve demir. Bu şartlar altında belki yırtıcı hayvanlar tutulur. Ben bilim adamıyım, hayvan değilim.” (Mehmet Haber) “Başbakan Recep Tayip Erdoğan Hazretleri! Yukarıda feryadını duyduğunuz son derece inançlı, dünyaca ünlü, vaktiyle toplantılarına katıldığınız, kendisine Cumhurbaşkanlığı teklifini geri çeviren bu onurlu bilim insanından neden korkuyorsunuz? Onun o hücrede yaşamasına nasıl dayanıyor vicdanınız? Tanrıya inancınız varsa, karşılığını görmekten korkunuz!..” (Muazzez İlmiye Çığ)

* “Yeni anayasa… Merkeziyetçiliğin azaltılması gibi konularda imzaladığı uluslararası anlaşmaların gereklerini de yansıtmalıdır… Mevcut siyasi partiler ve seçim yasaları, yerel siyaseti güçlendirme istikametinde demokratikleştirilmelidir…” denerek; yerel yönetimlere, Abdullah Öcalan’ın istediği yetkilerin devredilmesi isteniyor. Aşağıdakileri kim söylemiş acaba?

* “Türklük heryerden çıksın.. Öcalan’ın istekleri kabul edilsin. Gerekirse, eli eteği öpülsün!..”

* “Dediğim dedik…” diyen çoğalmış: “Tüm açıklığıyla gözler önünde: Hani ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazısının altındaki Atatürk imzası nerede?”m1000zet@gmail.com 

* TURAB-TÜ işbirliğiyle çağrılan Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Ham hayaller peşinde giden bir devlet değil Türkiye!” derken, duyarlı insan Faruk Bozbey de fazla gecikmeden, “Mülkiye’den sınıf arkadaşım İlber Ortaylı'yı dinlemek ve ondan lezzet almak zevkine eren Mersinlilere gıpta ettim. İlber'in sohbetini dinleme zevki farklıdır...” yorumuyla destek vermiş…

* Aynı saatte başka bir etkinliğe önceden söz vermem dolayısıyla, gazeteci, yazar, yorumcu  Mirza Turgut'un 3. kitabı RÖNESANS, AYDINLANMA VE SOSYAL DEMOKRASİ’NİN

22 Şubat 2013 Cuma günü, MTSO’da 17’de söyleşi ve imza gününe katılamayıp üzüldüm... Etkinliğe, Mersin'in Basın - Yayın, Siyaset, Sanat ve iş dünyasından bir çok isim katılmış. Abdullah Ayan'ın yönettiği söyleşi bölümü bir “konferans” havasında geçmiş. “Söyleşi Bölümü”nde konuşma yapanlar; Mezitli Belediye Başkanı Uğur Yıldırım, MHP Mersin İl Başkanı Mahmut Tat, Toros Üniversitesi TÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Ali Özveren, MTSO Meclis Başkanı Faik Burakgazi, MGC Başkanı Ahmet Ünal , "Bir Dava İki Sevda" ve "Batman Mersin'e Uzak Değil" gibi kitapların yazarı eğitimci Celal Temel, Mersin Üniversitesi Müh. Fak. Kurucu Dekanı ve Makine Mühendisliği Bölüm Başkanı (şimdi Toros Ü’deki), Prof. Dr. Yusuf Zeren, "Yaşayan Umutlar ", "Gönül Galerimde Bir Sevda" adlı yapıtlara hayat veren ünlü ressam Ahmet Yeşil, MESİAD YK  Başkan Vekili Bedrettin Gündeş, Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Galip Kırıcı, AKP Yerel Yönetimler Başkanı Mehmet Sinan Cebe ve Toros Ü. Rek. Yrd. Prof. Dr. Ahmet Özer, M. Turgut'u kısa tümcelerle anlatımının ardından söz alan Turgut, kısa bir teşekkür konuşması yaparak, son kitabı “Rönesans,  Aydınlanma ve Sosyal Demokrasi”yi anlatmış. Söyleşi bölümünün hemen ardından imza bölümüne geçilip imza için hazırlanan yükselti önünde upuzun bir kuyruk oluşmuş. Kitabını imzalayan Turgut, okuyucularıyla buluşup söyleşmiş. İmza bölümünün ardından verilen ‘kokteyl'le etkinlik sona ermiş. Abdullah Ayan, Mahmut Tat, Faik Burakgazi, Uğur Yıldırım, Ahmet Ünal, Celal Temel, Yusuf Zeren, Ahmet Yeşil, Ahmet Özer, Bedrettin Gündeş, Galip Kırıcı, Ali Özverenkatılanlar arasındaymış…

* İSK de Kemal Rastgeldi’nin kotardığı –iki aşamalı- “Müzik-Yemek Şöleni’ne katıldık, ADD eski Başkanı Ahmet Yorgun ile sevgili eşi ve yeni ADD Bşk. Saadet Bilir ile sevgili eşinin başarılarını kutsayıp, yeni ve engin başarılar diledik kendilerine…  

* MEÜ-MESİAD-MTSO-MSTB gibi kurumların işbirliğinde oluşturulan girişimde Üniversite-Sanayi İşbirliği irdelendi bir açık oturumda ve elle tutulur sonuçlara ulaşıldı…

* Elçilik görevim: “Şunu iddialı bir biçimde belirtmeliyim ki, 202’de ülkemizdeki insanların %25'i kanser hastası olacak, 2030'lu yıllarda oran %50'lere ulaşacak, 2050’de ülkemizdeki insanların %75'i kanser hastası olacak, Allah kimseyi acılar içerisinde kıvrandırmasın.. Aşağıda üç araştırma yazısı, beş video yolluyorum.... Gerisi size kalmış…” youtube.com/watch?v=9k9wxUW1AIM beyazgazete.com/video/anahaber/atv-4/2012/3/28/sebze-meyvede-zehir-alarmi-260549.html youtube.com/watch?v=EmMPJPKODbE youtube.com/watch?v=ilA8wEpqKOU dailymotion.com/video/xx29tw_canly-organik-gubre-uygulamasy_news#.USKNoB2ZXn4

KANSER NASIL OLUŞUR? (1)

İnternette konu ile ilgili yazılıp çizilenleri okuyunca gerçekten üzüldüm. Bunca yıldır başımıza illet olmuş hastalığın tanımının şimdiye kadar çok iyi yapılması gerekirdi. Bir sorunun çözümlenebilmesi için, öncelikle sorunun doğru bir biçimde tam olarak tanımlanması gerekir. Eğer Hücre Bilinci fikri iyi bilinirse sorun daha doğru tanımlanır, çözüm de kolayca bulunur. Hücre Bilinci nedir? ''İlk ata hücreden bu yana hücreler kendilerine ulaşan yeni uyartılara karşı bir mücadele geliştirirler, başarılı olurlarsa hem mücadeleyi, hem de uyartıyı kaydederler, başarılı olamazlarsa ölürler.''

Bir hücre içerisine giren yabancı uyartı (Kimyasal, enerji, DNA'sı kırılmış madde) önce hücre tarafından yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılır. Eğer hücre uyartıyı (kimyasalı, DNA'sı kırılmış maddeyi) asimile edemezse uyartı protein zincirlerinin yapısına katılarak yeni bir enzim oluşumuna, dolayısıyla da hücre içerisinde yeni bir metabolizma faaliyetinin gerçekleşmesine neden olur. Bu metabolizma faaliyeti eski bildik metabolizma faaliyetlerinden bir adım ilerisidir. Yeni metabolizma faaliyeti hücre tarafından özümsenir. Tıpkı bilgisayara yeni bir program yüklendiğinde eskiden var olan programların uyumunun sağlandığı gibi hücre, tüm bilgi birikimini yeni edindiği bilgi ile uyumlu hale getirir. Böylece hücre diğer hücrelerden daha ileri düzeyde bilgi birikimine sahip olur. Hücre içerisinde gerçekleşen metabolizma faaliyetleri eskisinden farklılaşır. Yani hücre mutasyona uğrar. Tek hücreli canlılarda mutasyon canlının kendisi için sorun yaratmaz. Ancak birlikte yaşadığı çanlılar için aynı iyimser düşünceyi gösteremeyiz. Çok hücreli canlılarda hücreler arasında bir iş birliği, bir görev paylaşımı ve koordinasyon vardır. Mutasyona uğramış hücre aynı dokuyu oluşturan, önceden birlikte hareket ettiği hücrelerden farklı hareket etmeye başlar. Davranış olarak yabancılaşan hücre, dış görünüşüyle vücut hücresine benzediği için bağışıklık sistemi hücreyi yok etmez. Diğer hücreler yabancılaşmış hücrenin etrafına bir set oluştururlar, yani onu hapsederler. Diğer hücrelerle birlikte beslenip gelişen hücre bulunduğu dar alanda bölünüp çoğalır. Çoğalma sırasında belli bir süreden sonra sıkışır. Etrafında hücrelerden örülmüş duvara baskı yapmaya başlar. Bu baskı sonucunda lokal ağrılar başlar. Sıkışan hücreler bulundukları yerde sert bir doku oluşturur. Buna halk arasında kist, ur, tümör denilir. Erken teşhis edilip, ağrı yapan bölge alınırsa sorun kolayca çözülmüş olur... Mustafa Koca

------------------

KANSER NASIL OLUŞUR? (2)

Aylardır kanserin en önemli nedenlerinden birisinin de DNA kırılması olduğunu haykırıyorum. DNA’sı kırılmış ürünleri tüketmek de en az tarımda kullanılan kimyasallar kadar tehlikelidir. Çünkü DNA’sı kırılmış ürünlerin metabolizma faaliyetleri ‘’Hücre Bilinci’ne’’ yabancıdır. Hücrelerimizdeki bilgi birikimine yabancı olan tüm uyartılar kanserojen etki yaparlar. Bir narenciye bahçesindeki yan yana yaşayan bir portakalın başka bir portakalı, ya da bir elma türünün başka bir elma türünü tozlaştırmadığını çoğumuz biliriz. İlahi kudret öyle bir kontrol mekanizması oluşturmuştur ki bir sperm hücresi yumurtalığa giden yolun her adımında uyum kontrolünden geçer. Uyumun olmadığı noktada dişicik borusu kapanır. Eğer erkek üreme hücresi yumurta hücresine ulaşabilirse genlerinin uygunluğu kontrol edilir. En az bir tane kaynaşma geni olmazsa üreme hücreleri birleşemez. Olaya bedenimize giren besin maddeleri yönüyle bakarsak DNA’sı kırılmış bir besin vücudumuza alındığında pek çok karakterin hücredeki bilgilerle örtüştüğünü gözleriz. DNA’sı kırılmış bir ürün Truva Atı gibi hücremize kolayca girer ve hücremizin metabolizmasını değiştirir. Yani hücrenin mutasyona uğramasına, sonucunda da kansere yakalanmamıza neden olur. Bir kere en başta ektiğimiz mevsimlik sebzelerin genetikleriyle oynanılmıştır. Yerli tohumlara tercih ettiğimiz verimi yüksek sandığımız tohumlar genetiği bozuk tohumlardır. Bunlardan elde edilen ürünler vücudumuz için yabancıdır. Besleme amaçlı kullandığımız endüstriyel kimyasallar, hem faydalı bakterilerin mutasyona uğramasına neden olurlar, onların işlevlerinin değişmesi yoluyla bitkilerin metabolizmasını değiştirirler, hem de doğrudan çiftçinin yetiştirdiği ürünün metabolizmasının değişmesine neden olurlar.

Bunun anlaşılmasının en kolay yolu yediğiniz sebze ve meyvelerde bildik lezzetten uzak olmalarıdır. Bir organizmada Kanser oluşumunun bir sivilce oluşumuna benzediği gibi düşünürsek, biz kanseri ancak ortaya çıkmadan önleyebiliriz. Sivilce oluştuktan sonra o oluşum erken teşhisle alınabilir ancak yayıldığı zaman mutlaka ciddi tedavi gerektirir. Kanseri önlemenin tek temel mantığı tükettiğimiz ürünlerin milyonlarca yılda oluşmuş “Hücre Bilinci’ne” uygunluğundan geçer. 1. DNA’sı kırılmış soysuz sebze ve meyvelerden; 2. Tarımda kimyasallardan; 3. Raf ömrü uzatılmış ürünlerden; 4. Mevsimsiz sebze ve meyvelerden; 5. Hormon kullanılarak yetiştirilen her türlü üründen uzak durulmalıdır.

 -------------------

VÜCUDUNDAKİ DİNAMİT NE ZAMAN PATLAR BİLİNMEZ!

Önceki yazılarımda kanserin oluşumunun nasıl olduğunu anlatmıştım. Aslında öyle uzun uzun anlatılacak bir konu değil, mantık son derece basit. Vücudunuzda sivilce ya da çıban oluşumu ile aynı mantık. Eğer vücudumuza yabancı bir mikrop ya da yabancı madde girerse hücreler yabancı cismin etrafına bir duvar örer. Yabancı madde kesenin içerisine alınır, sonrasında da bir şekilde dışarı atılması sağlanır. Kanserdeki durum da aynıdır. Ancak buradaki yabancı madde vücut hücremizin kendisidir. Görünüş olarak vücut hücresiyle aynı olduğu halde mutasyona uğradığı için metabolizması değişen vücut hücresi önceden aynı görevi yaptığı doku hücreleri gibi davranmaz.

Dolayısıyla bağışıklık sistemi kanser hücresini yok edemez. Çünkü antikorlar kanserli hücreyi aynı doku üzerindeki vücut hücrelerinden ayıramaz. Sorunu çözmek için bağışıklık sisteminde görevli hücrelere kanserli hücreyi tanıyacak genin eklenmesi gerekmektedir. Yani kanseri tedavi etmek çok güç görünüyor. Bilim adamlarımız önümüzdeki beş yıllık süreçte ülkemiz nüfusunun %25’inin kanser olacağını söylüyorlar. Öyleyse ivedilikle kansere yakalanmamanın yollarını bulmak zorundayız. Kansere neden olan etmenlerin moleküler düzeyde olduğunu önceki yazılarımda belirtmiştim. Bunlar, hücremizdeki bilgi birikiminde olmayan uyartılardı. Mutasyona uğramış bakterilerin ürettikleri enzimler, genetiği kırılmış sebze meyveden aldığımız değişime uğramış moleküller, bitki beslemede kullanılan endüstriyel kimyasallar, bitki korumada kullanılan radikaller, besin maddelerinin raf ömrünü uzatmakta kullanılan kimyasallar, bitki ve hayvanlara uygulanmış hormonlar, saklama kaplarından besin maddesine geçebilecek radikaller (Kimyasallar), konsantre yiyeceklerin yapısında bulunan polimerik maddeler. Aşırı pişirme sırasında oluşan polimerik yapılar, vb’dir.

Bilgisayarlarda fire wall (koruma duvarları) var. Bir bilgisayar koruma duvarının gücüne göre bir saniyede belirli sayıda bilinen sinyale karşı dirençlidir. Koruma duvarını yıkmanın iki farklı yolu vardır. Bunlardan birisi koruma duvarının direneceğinden daha fazla sinyal yollamak, ikincisi ise koruma duvarı için daha önceden tanımlanmamış bir sinyal yollamaktır. Bir insan bedeni bir milisaniyede 200 milyar uyartıya karşı dirençlidir. Ancak bu uyartılar bildik uyartılardır. Sorun bilinmeyenden kaynaklanmaktadır. DNA’sı kırılmış bir sebzede üretilen protein, ya da kimyasal molekülü hücreler tarafından bilinmediği için bedenimiz her gün milyarlarca bilinmedik uyartılara maruz kalmaktadır.

Vücut hücrelerimizden bazıları mutasyona uğradığı halde, bulunduğu doku üzerindeki çalışmalarını aksatmadıkları, ya da komşu hücreler tarafından baskılandıkları için aykırı davranışları, yani kanserleşmesi fark edilmez. Bir doku üzerinde mutasyona uğramış hücreler çoğunluk oluşturursa da kanser ortaya çıkar. Bir tek hücre mutasyona uğrayıp aykırı davranış içerisine girerse, etrafı diğer hücrelerce sarılır. Hapsedildiği duvar içerisinde çoğalır. Bir süre sonra kist, ya da tümör dediğimiz oluşumlar ortaya çıkar. Eğer beslenme yoluyla kansere yakalanmak istemiyorsanız, kendinize yalnızca, bundan 100 yıl önce insanlar nasıl besleniyorlardı? Aldığınız cevap size nasıl besleneceğiniz konusunda çok ciddi bir ışık tutacaktır. Çocuklar kanserli doğmasın, 5 yaşında kansere yakalanmasınlar...

Mustafa Koca, Kimya Mühendisi ve Bitki Besleme Uzmanı

KENDİ GÖBEĞİMİZİ KENDİMİZ KESMELİYİZ

Tüm kimyacılar, hekimler, gıdacılar, biyologlar, öğretmenler, anneler, kanser ve hastalıklar konusunda duyarlı olan insanlar, lütfen bu yazıyı sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Ülkemizde nükleer santraller kurulmadan nükleer karşıtı derneklerin kurulduğunu, daha sonra da birleştirilip platforma dönüştüğünü görüyoruz. O kadar garip bir toplumuz ki nükleer santrallerin getirilerini, götürülerini, risklerini görüverecek, onların kurulmasına tepki koyacak kadar zeki bir milletiz. Ancak ne zaman kör, ne zaman sağır, ne zaman dilsiz olacağımızı bir türlü bilemiyoruz.

Bildiğiniz gibi ülkemiz enerji açısından zengin kaynaklara sahip olmakla birlikte gerek sermaye birikiminin zayıflığı, gerekse o kaynakları işletmeye sokabilecek teknokratların yetiştirilemeyişi, ya da yeterliliğe sahip beyinlerin göç ettirilmesi neticesinde enerji açığı büyük, enerji bağımlılığı yüksek bir ülkedir. Bir ülkenin enerjiye bağımlılığı sürdükçe rekabet gücü de zayıflar. Çünkü enerji maliyeti yükselmesi maliyetleri arttırır. Genç nüfusu fazla, iş gücü ucuz olan bir ülkenin rekabet gücü de yüksek olur. Böyle ülkeler hem enerjiye bağımlı kalmalıdır, hem de yaratıcı düşünceyi geliştirecek eğitim sistemleri bozulmalıdır. Nitekim ülkemiz üzerine oynanan oyun da bu yöndedir.

Enerji konusunda atılacak adımlarda direnç oluşturmak için sivil toplum örgütlerinin kurulması dış güçler marifetiyle gerçekleştirilmektedir. Bu güçlerin en başında Fransa ve Yahudi lobisini görüyoruz. Geçmişte sağ ve sol örgütlerin ortaya çıkmasında da dış güçlerin parmakları olduğunu görüyoruz.

Eğer ciddi bir istatistik yapılmış olsa ülkemizde kurulan sivil toplum örgütlerinin neredeyse yarısından fazlasının dış güçlerce kurdurulup finanse edildiğini görürüz. Hiçbir ülke kendi çıkarını geri plana itip de başka bir ülke için fedakârlıkta bulunmaz. Eğer bir hibe, ya da bağış söz konusu ise uzun vadede bizim göremediğimiz bir çıkar beklentisi vardır. Ülkeler başka ülkelere çıkar beklentileri olmadan yardım etmezler. Günümüze geldiğimizde, 2020 yılında ülkemiz insanlarının %25’inin, 2050 yılında da %75 kadarının kanser olacağı bilim adamlarınca ortaya konulurken nerede dış güçler?

Bu noktada dış güçlerin bizi aydınlatacak, bize önderlik edecek fikirlerini boşuna beklemeyin. Dışarıdan ithal ettiğimiz gübre 5,5 Milyar dolar, gübre üretimi için aldığımız hammadde de en az 5 Milyar dolar. Hasta sayısı arttıkça ilaçlarımızı yurt dışından ithal ediyoruz. Bu konudaki harcama tutarımız 10 ila 25 Milyar dolar arası. Tarımda kullanılan kimyasallar ürün kalitesini bozduğu için rekabet şansımız hiç yok, böyle sürdüğü sürece de olmayacak.

Ülkeler ilkel felsefelerinden asla vazgeçemezler. İlk çağın ilkel felsefesi neyse, bugün mevcut ülkelerin felsefeleri de o. Ancak yeni dönem akıl ve teknoloji savaşları da başlamış durumda. Bu savaş stratejisinde dört tane aktör ülke fark ediliyor. ABD, İsrail, Fransa ve Hollanda… Yeni savaş stratejisinde düşman kendini yok edecek silahı kendi parasıyla alır. Savaşı kendi hücreleri arasında başlatır. Kanser, tedavisi mümkün olamayacak bir hastalıktır. Teknoloji olduğu sürece kanser olacaktır. Kanserin oluşumunu anlamak için önce hücre bilincinin iyi bilinmesi gerekir. Hücre bilinci nedir?

İlk ata hücreden başlayarak, hücreye dışarıdan gelen uyartıya karşı bir mücadele yürütülmüş, başarılı olunmuşsa uyartı da, mücadele de kayıt altına alınmıştır. Bu kayıtlar DNA’ya kodlanmıştır. Hücre başarılı olamamışsa hücre de uyartı da yok olmuştur. Bugün hayatta olan tüm hücreler başarılı hücrelerdir.

Bu mücadeleler sonunda hücreler zaman zaman metabolizma faaliyetlerini değiştirmek zorunda kalmışlardır. Yani hücre aktivitesi değişmiştir. Bu olaya mutasyon denilir. Mutasyona uğramış hücre kardeşlerinden daha ileri düzeyde bilgiye sahiptir. Hücrelerin ilk ata hücreden bu güne biriktirdikleri bilgilerin toplamına hücre bilinci denilir. İçgüdü yoktur! Vücudumuza giren hücreler tarafından bilinmeyen uyartılar mutasyona neden olurlar. Mutasyona uğrayan hücre, aynı doku üzerinde bulunan kardeş hücrelerden farklı davranmaya başlar. Farklı davranan hücre kardeşlerine yabancılaşır. Dış görünüş olarak kardeşlerine benzeyen hücre bağışıklık sistemindeki savaşçı hücreler tarafından yabancı görülmediği için yok edilmez. Kardeş hücreler kendileri gibi davranmayan hücrenin etrafına bir duvar örer. O duvar içerisinde çoğalan mutasyona uğramış hücreler sıkışırlar, kist oluştururlar. Biz kanser vakasını ancak o aşamada fark edebiliriz. Dolayısıyla bağışıklık sistemindeki hücrelerin DNA’larına o hücreleri tanıyacak ve yok edecek bilgiler eklenmeden kansere çözüm bulunamaz. Kansere neden olan etmenleri hücre bilincine yabancı uyartılar olarak tanımlayabiliriz. Neler kansere neden olur:

1. DNA’sı kırılmış sebze ve meyveler; (Kimyasallar DNA kırılmasına neden olurlar…)

2. Bitki beslemek için kullanılan kimyasallar;

3. Bitkilere sıkılan koruyucu kimyasalla;

4. Besinlerin raf ömrünü uzatmak için kullanılan kimyasallar;

5. Saklama kaplarının yapısında bulunan radikaller;

6. Bitki beslemede kullanılan uyarıcı kimyasallar ( hormonlar;)

7. Polimerize olmuş besinler…( Yağın polimerize olmuş hali;)

8. Konsantre ürünler olarak sayabiliriz…

            Değerli arkadaşlar ülkemizin aleyhine olan durumlarda sivil toplum örgütlendirmelerini ivedilikle başaran dış mihrakları ülkemizdeki kanser sorununa çözüm ararken görmek beklentisi son derece yanlış bir beklenti. Bu durum onlar için sorun değil, tam tersine bir başarı. Bu noktada biz ne kadar uyursak onlar o derece mutlu olurlar. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız. Bunun için de tez zamanda beslenmemizde rolü olan kimyasallara karşı KİMYASAL KARŞITI PLATFORMU oluşturmak zorundayız. Mustafa Koca, Kimya Mühendisi ve Bitki Besleme Uzmanı

-----------------------------------------

Bazı ağır toplar, şu tezi işliyorlar: “Milliyetçilik=ırkçılık.” Göğsümü gere gere söylüyorum: ‘Ben de milliyetçiyim, ama asla ırkçı değilim.’ Aynı çevreler “Türklük” kavramına da taktılar. Aynı inançla şunu söylüyorum: ‘Türklük kavramı utanılacak değil, övünülecek bir kavramdır.’ Ve şu örneği veriyorum: Yunanistan'ın en birleştirici kavramı “Grecite”, yani “Yunanlılıktır”. Yunanistan'da kimse çıkıp bunun “ırkçı” bir kavram olduğunu iddia etmez. Milliyetçilik asla ırkçılık değildir. Gelin tartışalım: “Türkler ırkçı olabilir mi?..”




[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>