YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







TÜRKİYE İÇİN ÖNERİLENLER
Yazar: YAŞAR GÜRGEN | Tarih: 16/10/2011 | Saat: 20:50

Biz daha çok bugünkü yazımızda, bundan önceki yazımızda belirttiğimiz kalkınma modelinin işleyişi ile ilgili konuları ön plana çıkaracağız. Nedir bunlar? Gelişmekte olan ülkelerin uygulamaya çalıştıkları, Para Politikası Teorileri ile Gelir Harcama Teorilerinin iyi ve kötü yönlerinin neler olduğunu ve bunların ülkemiz için seçilen modelin işleyişinde ne gibi işlerlik kazandırabileceklerinin esaslarını araştırmaktır.

1-Miktar Teorisyenleri

A.B.D.ekonomistlerinden İrving Fisher1911 yıllarında yayınladığı eserinde para arzı ile fiyatlar arasında ilişki üzerinde durmuş ve para arzı arttırılırsa, bu aynı oranda fiyatlara yansır demiştir.Örneğin, para arzı % 10 artarsa, fiyatlar da % 10 artar demiştir.

Şimdi buradaki para arzı,sadece ortalıkta kullanılan kağıt ve madeni para toplamı değildir. Paranın el değiştirme hızı ile yaratılan banka parası(çek, senet) miktarları ile bunların da el değişim hızı, piyasadaki toplam para arzını belirler. Demek oluyor ki, Merkez Bankası 100 liralık kağıt ve madeni para miktarı piyasaya sürse, toplam para arzı bu değildir. Bunların el değiştirme hızı ve bankalarca yaratılan (çek ve senet)paraların toplamı ve değişim hızları ile toplam para arzı 500TL olabilir. İşte para arzı deyince toplumdaki kişiler sadece kağıt ve madeni para miktarını anlarlar ki ;bu yanlış bir bilgidir.

Kısaca para talebinden de bahsedelim:

1-İnsanlar harcamaları için yanlarında likit para bulundurmak amacıyla para talep eder.

2-Gelecekte başıma bir iş gelebilir ve sıkıntıya düşmemek için ihtiyatlı olmak amacıyla köşesinde para bulundurur. Hani “O az kirli çıkın değildir, onda her zaman para bulunur” sözü , tam bu anlam için söylenmiş sözlerdir.

3-Spekülasyon amacıyla para tutar. Herhangi bir malı en düşük değerden yakalayıp, daha yüksek değerden satıp çok karlar elde etmek için hazır para bulundurur.

İşte para arzı ve talebi kavramlarını ,ekonomik anlamda tanımladıktan sonra bu iki teorinin işleyişi daha iyi anlaşılır.

Miktar teorisinin esasları yakın zamana kadar birçok ülkelerde uygulanmıştır. Özellikle işsizliğin olduğu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok olumsuz sonuçlar vermiştir. Nitekim, bu teorinin 20.Yüzyılın sonlarında hararetli savunucularından biri olan A.B.D. ekonomistlerinden Friedman, Arjantin ,Brezilya gibi ülkelerde teorisinin uygulanmasını görmüş ve olumlu sonuçlar alınamamıştır. Bizde de Özal Hükümetleri, Friedman ın etkisiyle,para arzını kontrol eden para politikası araçları ile kalkınmayı denemişse de ,ne enflasyonu önlemede ne de işsizliği azaltmada başarılı olamamıştır.

Peki neden olunmuyor?.Şayet ekonomiler gelişmiş ve de işsizlik sorunu çözümlenmiş olmuş olsa belki bu teorinin (tam olmasa da) etkili olabileceği iddia edilmektedir. Oysa Türkiye hala gelişmesini tamamlamamış ve de işsizlik sorununu halledememiştir. İşte bu iki temel gerçek varken niçin bu teorinin bazı kuralları denenmiş ve denenmeye de devam edilmektedir.

Bunun izahına derinlemesine girmek istemiyorum.Ama bu politikanın iflas ettiğini artık herkes görüyor ve yaşıyor. Peki nedir bu teorinin hataları.?

Birincisi, bu teoriyi savunanların gözden kaçırdıkları temel bir hata var. Bunlar ekonomiyi statik(durağan) kabul etmişler. Böyle olunca, ülkede enflasyon mu sorun. Kısın para musluklarını ve enflasyon düşsün. İşte bunun için karşılık oranlarını arttırın ve böylece bankalar piyasaya daha az para arz etsin. Kredileri azaltın. Yahut doğrudan doğruya kredi musluklarını azalt. Yahut dilediğin zaman Merkez Bankası aracılığı ile piyasadan para topla veya para arzet. Şimdiki dolar müdahalesi gibi. Dolar 1 liraya düşer mi tartışılması yapılırken; bir sene sonra da 2 liraya fırlar mı diye tahminler yapılıyor. Hani para politikasının etkinliği. ÖYLEYSE TEK BAŞINA PARA POLİTİKASI YETERLİ DEĞİL. MALİ POLİTİKALARLA DA DESTEKLEMEK GEREKTİĞİ GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKIYOR.

Oysa yıllardır uygulanan bu politika ile ekonomi rayına oturtulamamıştır. Çünkü ekonomi, statik değil, koşullara göre değişen çok dinamik bir yapıya sahiptir. Değişen koşullara göre önlemler alınmadıkça sorunlar da devam eder. Öyleyse bu politikalar denenmiş ve çok ta başarılı olmamıştır. Bu arada bu politikayla ilgili olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. ŞAYET BİR ÜLKEDE İŞSSİZLİK VARSA, GEÇİCİ BİR SÜRE ENFLASYONA GÖZ YUMULMADIĞI SÜRECE, İŞSSİZLİĞİN ÖNÜNE GEÇİLEMEZ. BUNUN İÇİN ENFLASYONU DÜŞÜRELİM DERKEN, EKONOMİK POLİTİKALAR ENFLASYONA ODAKLANIRSA, İŞSSİZLİĞİ DE ASLA ÖNLEYEMEZLER. BU KADAR KESİN KONUŞUYORUM. ZİRA DÜNYADA HEM ENFLASYONUN HEM DE İŞSSİZLİĞİN AYNİ ANDA DÜŞÜRÜLDÜĞÜNE İLİŞKİN BİR GERÇEKLEŞME OLMAMIŞTIR.

Öyleyse GELİR HARCAMA TEORİSYENLERİNİN SAVUNDUKLARI EKONOMİK BÜYÜMENİN ESASLARINA BAKALIM.

Farkındaysanız ekonomik kalkınma demedim. Zira bunlar daha çok ekonomik büyümeyi öne çıkarmışlardır.Peki ekonomik kalkınma ile ekonomik büyüme arasında ne fark vardır?

Ekonomik kalkınma, çocuğun boyu 1.50cm iken 1.60 oldu gibi bir şey.bazıları bunu milli gelir artışıyla açıklar. Bizde olduğu gibi, milli gelirimiz kişi başına 5000 dolardan 9000 dolara çıktı. Yahut 500 milyar dolardan 900 milyar dolara çıktı gibisinden ölçütlerle açıklarlar. Oya ekonomik büyüme ülkenin toplam üretim potansiyelinin artışı yanında halkın sosyal ve zihniyet açısından da değişmelerini içerir. Çocuğun sadece boy olarak değil, enine de genişlemesini ve düşünce yapısındaki değişmeleri de içerir. Tamam gelir artışı yanında halkın sosyal yaşamındaki yaşam koşulları da gelişti mi? Halkın değer yargılarında bir gelişme oldu mu? Örneğin, eskiden ülkemize turist gelsin istemezdik ve onlara başka dinden olduğu için sempatik bakılmazdı. Ya şimdi ne oldu. Bu düşünce yıkıldı. İşte geçmişe sımsıkı bağlı kalınarak bazı toplum yaşamıyla bağdaşmayan değer yargılarına sımsıkı sarılınıyorsa, o zaman parasal genişlemenin bir anlamı kalmaz. Nitekim,kişi başına milli geliri, Türkiyede'kinden çok daha fazla olan Arap ülkeleri vatandaşlarının o milli geliri çok daha düşük olan Türk halkına imrendiklerini de gözlemlemekteyiz. DEMEKKİ PARASAL BÜYÜME EKONOMİK BÜYÜME İÇİN YETERLİ BİR KRİTER OLAMAMAKTADIR.

Böylece ekonomik büyüme kavramını açıkladıktan sonra,şimdi “GELİR HARCAMA TEORİSYENLERİNİN” ekonomik görüşleri daha iyi anlaşılır:Savunucularından en tanınmışı,J.M.Keynes.dir. Özellikle İkinci Dünya Harbinden sonra perişan olan Avrupa ülkeleri bu teorinin esaslarına sarılarak büyümelerini gerçekleştirmişlerdir.

Hemen belirtelim ki; bunlar miktar teorisyenleri gibi ekonomiyi statik(durağan) kabul etmezler. O nedenle de para arzı, başlangıçta fiyatları arttırsa da gecikme ile de olsa ve daha sonra yatırım ve üretim artışına bağlı olarak fiyatlar, arz baskısıyla düşeceğini savunmuşlardır. Kısaca gerekçelerinin özeti şöyledir:

Para arzı artarsa,bu tüketimi tetikler, fiyatlar artar, bu malları üreten ve satanların karları artar, onlar artan karlarının bir kısmını harcarlar ve bir kısmını da tasarruf ederler. Karlı oldukları için ve de talep de olduğundan yeni yatırımlara girişirler. Bu yeni yatırımlar, bir yandan artan talebi karşılarken, bir yandan da daha önce işsiz kalanlara yeni iş olanakları yaratır. Dolayısıyla daha önceden geliri olmayan işsizler de gelir sahibi olunca onlar da gelirlerinin % 80 gibi kısmını tüketime ve % 20 gibi kısmını da tasarrufa ayıracaklardır. İşte işveren ve tüccarlarla işçilerin bu tasarrufları, yeni yatırımların finansman kaynağını oluşturacaktır. Yani biz IMF'e avuç açıp onların zorla uygulattıkları finansman kaynağına ihtiyacımız olmayacak.

Şayet işveren ve tüccarlarımız böyle bir üretim akışı sonuncunda elde ettikleri gelirleri,borç ödemelerinde veya dışarıya kaçırmayıp da akılcı yatırımlara devam ederlerse, ülke 3-5 sene gibi bir dönem içinde hissedilir şekilde büyüme temposunu yakalayabilecektir. Daha sonra da bu gün gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşabilecektir.

ÖZELLİKLE İŞSSİZLİĞİN BOL OLDUĞU VE HALKIN TÜKETİM EĞİLİMİNİN YÜKSEK OLDUĞU BİZİM GİBİ ÜLKELERDE BU MODELLE BÜYÜMENİN DAHA HIZLI OLABİLECEĞİ GÖRÜŞÜNDE OLAN EKONOMİSTLERE BEN DE KATILIYORUM.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>