YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







DUYARLI YURTTAŞ

SİLİFKE KENTİNDE DÖRT GÜN
Yazar: MEHMET ALİ SULUTAŞ | Tarih: 30/06/2011 | Saat: 12:48

MERSİN’DEN TERSİNE: SİLİFKE KENTİNDE DÖRT GÜN

Aslında tersine değil de öyle uyaklı oldu işte. Şubat ayında Bahattin Erim konuğu olduğum bir haftalık birliktelikten sonra, Mayıs’ta Silifke’ye gelen Hasslochlu kardeşlerimizle görüşmek amacıyla günü-birlik ziyaretimi saymazsak dört aydır ayrı kalmışım has kentimden,

Amaç: 1) Bahattin Erim için hazırlayacağım kitap çalışması; 2)Kitap basımı için Kaymakam ziyareti; 3) Öteki dost-arkadaş ziyaretleri; 4) Kabristanı ve ölmüşleri  ziyaret;

5) Silifke Liseliler Derneği kurulması için ön çalışma; 6) “Türkçenin Silifke Durağı” adını vereceğim kitapa Türkçe içerikli yazı toplama; 7) Silifke ilintili öteki girişimleri görüşme

            Besmeleyle çıktım yola, selam verdim sağa sola… Yollarda bırakacağım ve tanımadığım insanların işine yarayabilecek ıvır-zıvırla, Yaşar-Songül kızı Ada başta olmak üzere, çocuklar için yararlı olacak armağanları yüklediğim katırı yola vurdum. Önce yakındaki benzinciden depoya yakıt doldurup dış yıkamasını yaptırıp lastiklerin havasını ve radyatör ile cam silecekleri deposunun suyunu tamamladıktan sonra, araç belgelerim cebimde olarak güvenle çıktım yola. Ressam Bahattin Erim telefonla arayıp Kaymakamla görüşmemizin Ptesi 10’da olacağını bildirmesi üzerine, “Öyleyse acele etmem, yüzerek gelirim…” dedim.

                Özlem gidereyim, 20 yıl öncesinde denize girdiğim, Akkum’daki Gençlik Kampı yanı kayalıklardan girmeyi düşündüm ve öyle yapmak için, Akkum’da eski yola girdim. Çoktandır geçmediğim bu yol üzerinde pek çok konut, otel-motel yapılmış meğer. Bildiğim yerde, yol üstünde (yeni ve eski yollar arasında) bir apart otel yanındaki boşluğa bağladım katırı. Mayomu giyip yürüdüm denize doğru. Otelden bir bay, arabayı biraz geriye çekmemi istedi, uydum komuta. Otel konukları rahat yürüsünler diye kayalık ve çalılık yol üzerine beton döktürmüşler.

                Yürüyüş yolu başına da, “DENİZE GİRİŞ MERDİVENİNİ VE YOLU KULLANMAYINIZ” diyen bir uyarı levhası takılmış. Bu uyarının içeriğinin ve çağrıştırdığının doğru olup olmadığı bir yana, sanki otel müşterilerinin de bu komuta uymaları gerekenler arasındaymış gibi bir anlam da çıkıyor. Gördüm ki, o tehlikeli kayalardan berrak ve mavi deniz sularının içine sarkan demir merdivenler büyük kolaylık sağlamış. Ben yine kayaların üstünden balıklama daldım, özlediğim suya. Kasım-Aralık’ta Güney Afrika’daki yüzme havuzlarına dalışlarımı saymazsak, mevsimin ilk deniz dalışımdı bu. Oysa Kanada’dan döndüğüm ilk 5-10 yıl, kış aylarında da girerdim denize bu kıyılardan. Şöyle söylendim kendi kendime: “Deniz mi çekildi yoksa kayalar mı yükseldi, yoksa ben mi yaşlandım?..” Yaşlandığım kesin de…

                Birkaç dalış sonrası, kayalar üstünde (yalınayak) yürüyüp, verimsizliklerini gözlemleyip üzüldüğüm balık avlayan baba-oğula seslendim: “Balık mı avlıyorsunuz yoksa onları mı besliyorsunuz?” diye. “Balıkları besliyoruz!..” yanıtını alıp biraz yarenlik ettim onlarla.

                Bu kuşluk vakti yarım saati aşkın bir süre yüzdüğüm denizden çıktım kurulandım, çekinerek yanımda getirdiğim ve 2-3 aramaya yanıt verdiğim cep telefonumu da mayomun cebine koyup (arabanın anahtarları da öteki cebimde) gidip Bengi Otel (723 3183) yöneticilerine teşekkür ederken bir çay içmeyi kurgularken, balıkçılar da oltalarınını toplayıp hiç balıksız dönüşe geçmişken yanıma geldiklerinde onlarla konuşurken ve ayaklarımı kurularken cebimdeki telefon düşerek kayalar arsından kayıp doğru deniz suyu ile buluştu. Bir süre onu bulma çıkarma olasılıklarını araştırdık ama çaresiz onu orada bırakıp çıktım Otele. Seslendim, ama sesimi duyuramadım. Meğer, iki bina arasına yerleştirilen havuzda eğlenen konuk sesleri bastırıyormuş benimkini. Orada çalışan kıza anlattım başıma gelenleri ve ilgililerle tanışmak istediğimi söylerken iki bayan inip geldi yukarıdan. Onlara da teşekkür edip bir kartlarını aldım. Daha bilgilendirici, yönlendirici kart olarak öbek ve e-posta adreslerini de yazmalarını önerdim…

            Telefonu deniz dibinde bırakıp yola devam ettim. Bir torba da Narlıkuyu çıkışında, tepe başında bırakıp, Susanoğlu (Atakent) çıkışında, oradaki konut satış bürosuna uğrayıp Kemal Persentili’yi sordum, İstanbul’daymış hemen yanıbaşındaki Belediye’ye uğrayıp yıllardır görüşmediğimiz Başkan Hasan Uslu’yu ziyaret ettim. Serkreterler, hatırladılar beni, MV aday adaylığımı 2002 yılı seçim çalışmalarından. Başkan, konukları olduğu halde gelip beni hemen makamına aldı. Meğer birileri ona ve yönetimine de çamur atmışlarmış da ifade verip aklanmış.

            Yolda Kapızlı’da yol kenarına bir torba daha bırakıp devam ettim, Silifke girişinde trafik denetleme noktasını onaylı geçtim ve doğru Sait-Nesrin-Zeynel ailesine uğrayıp asıl torba içinde fakir çocuklar için yeğen çocuklarının giysileriyle bir şey daha bıraktım. Hepsini sağlıklı buldum. Öğlen olduğu için Nesrin’in bu sabah, Ünye’ye dönen doktor yeğen Önder’e hazırladığı sıkmadan geri kalan iki sıkmayla bamya yemeği ikram etti. Sıkmalardan birini yeyip ötekini Bahattin Erim’e sakladım. Sonraki durağım da onun çalışma mekânıydı zaten.

            Onunla anlaşmamız üzerine, Kütüphane Müdürünü ziyarete gittim. Okuma Salonu’nda yazar-ressam Eflatun ile karşılaşıp kısa söyleştik. Sonra Müdür ile buluştum, sevindi ve bana Kütüphaneler Genel Müdürü olan Prof. Dr. Onur Bilge Kula’nın telefon numarasını verdi.

Belediye Başkanı Bayram Ali Öngel’i ziyarete gittim. İlk kez gördüğüm görevlilerin beni adımla karşılamaları ve doğrudan Başkana götürmeleri kıvandırıcı ve sevindirici. Başkanın  da, konukları olduğu halde beni kapıda karşılayıp içeriye alarak konukları THM sanatçısı Ayşe Dinçer ve onun yardımcısı Emre ile tanıştırması ve beni onlara anlatması, Kültür Müdürü Lütfü Uğur ile orada selamlaşıp söyleşmem de ziyaret işimi kolaylaştırdı…

            Babamın mezarını belirleme bağlamında bir ışık göründü; Kale arkasındaki mezarların bir kaydı yapılmaktaymış, ama henüz tamamlanmamış; “sahipsiz” belirlenenler arasında olabilir. Burada bir Erim tablosu daha belirledim. Meğer bir tane de Kültür Müdürlüğü odasında varmış.

            Çocukluğumun geçtiği kesimlerden bir bölümünü 20 dakikada dolaştım: yerlerinde başka esnafların yer aldığı şekerlemeci Giritli şişman Sait Emmi-Helvacı Durali Kafasıyelli-Camgöz Fırını, çıkmaz sokak demircileri, Şıhali Yalçın evi, yenile yeni işlev kazandırılan Taş Han...

Vardım “Kıbrıslı Nalbant Hacı Cemal Usta Hayratı-Nisan 2005” yazan hayrat başına. Hancı Cemal Amcanın Hanı yerindeki oğul (sınıf arkadaşım) Yılmaz Tok Elektrik mağazasına uğradım. Onun oğlu Nuri hemen anımsadı ve tanıdı beni. “İçel Sanat Kulübü’nden..” deyince  şaşırdım bu gencin belleğine. Babasının Kıbrıs’ta olduğunu öğrendim, selam bırakıp ayrıldım …

            El öpenleri çok olsun, saygılı, sevgili Türkmen kuyumcusu Yahya Yılmaz’a uğradım, Kürt Tevfik’in oğlu Tahir Abinin damadı. Önce Abiyi sordum, ölmüş. Nur içinde yatsın. Eşinin ve çocuklarının iyi olduklarını öğrendim. Yeni bir dükkâna taşınacak, caddenin tam karşı sırasında, Fevzi Çakmak Caddesi (Taşucu Yolu) kavşağına yakın, Menderes Caddesi 14/A’da. Sesimiz gazetesine uğradım, sahibi Sadık Civelek yoktu; bir haber peşindeydi belki.

Bahattin Abiye uğrayıp kabristana gittik, ağabeyim Süleyman Bursalı’nın 6. ve Ayşe Erim’in 2. ölüm yıldönümünde. Dualarımızla birlikte güllerimizi de bıraktık kabirleri başında. Mezarlık sorumlusu Zeki Çomak’la da konuştuk babam Ömer Bursalı’nın mezarı için…

Yaşar Öztürk’e uğramadan edemezdim. Ada’ya bir armağanım daha vardı, Kanada’dan getirdiğim güneş enerjisiyle yanan askılı bir fener. Telefonumu denize düşürdüğümü öğrenince, Yaşar, kendisinin yedek telefonunu verdi, gidip bir yedek sim kartı taktırdım, ama hat açılmadı.

Evin arka balkonda Bahattin Abinin hazırladığı balık ve salatalı sofrada bira eşliğinde, keyifli bir akşam yaşadık. Akşam serinliği gece de sürdü…

            Cumartresi kuşluk vakti Göksu Oteli yanındaki Avea’dan 8 TL geri aldım, çalışmayan kartı geri vererek. Ana çarşıdaki TTNET-AVEA merkezine gönderildim. Takma ve ödeme işleminden sonra “Tarih Sokak-382. Sokak” üstündeki, Pazarkaşı yolundaki eski ve yıkılmakta olan evlerin, Hancı-Nalbant Cemal Ağa’nın anılarıyla, işlev kazandırılan Taşhan, Şıhali Efendi’ nin 1940’lı evinin, çocukluğumun geçtiği Demirciler Sokağı’nın f fotoğraflarını çektim, esnafla söyleştim. Susadım, Fevzi Çakmak (eski Taşucu Yolu) Caddesi’nde Eren Su’ya uğrayıp su içtim.

            “Burası Abdullah (Özütok) Abinin dükkânı mıydı?” diye sorduğumda, Volkan Eren, “Evet!” yanıtını verince, muhabbeti koyulaştırdık. Volkan, Balandız’daki abiye telefon ederek beni onunla görüştürdü ve her ikimizi de mutlu etti. İşi sürekli olsun dilerim.

            Hısım Bakkal Yaşar’a selam verdim. AveA’ya çalışmayan sim kartı geri verip kredi kartıma alacak yazıldıktan sonra, bitişikteki (çocukluğumda “Gazete, yazıyor, yazıyor…” diye bağırıp koşarak satışına destek olduğum) rahmetli Hasan Kayhan’ın dükkânına uğradım.  

Enişte öldükten sonra, bitişikteki ‘Berduş’un manav dükkânını da ekleyerek işleten yeni sahiple söyleştim. Yaşar’a geri dönerek hal hatır sorduktan sonra, kümes ürünleri satan, okul arkadaşım Abbas ile yarenlik edip bir bardak su da orada içtim. Bugün gerçekten sıcaktı ve bol su içtim. Yine fotoğraflar çeke çeke, arabayla, o kayaların dibinden kaleye doğru giden yola koyuldum. Bir de baktım ki, o 382. Sokak başındaki ‘Asarkaya’nın yanındayım. Hemen katırı oraya bağlayıp vardım Asarkaya’nın yanına, dikenli, taşlı patikayı izleyerek. Kuş bakışı fotoğraf  çekmeye devam ettim. O ünlü şairin ünlü, “sana bir tepeden baktım aziz İstanbul” şiirine bir nazire yazmalıyım artık. Çocukluğumda buraya çıkıp çıkmadığımı anımsamaya çalıştım, içimdeki çocuğa sordum, bir iz süremedim. İşte alt tarafta, uzayıp giden o yol, durup durur Tangıtlar’ın, postacı Süleyman Amca’nın (Berkay Ercan’ın), TRT’ci Basri Balcı abimizin evi.

            Hatırlayabildiğim kadarıyla, belirlemeye çalıştım arkadaşlarımın ve oturduğumuz evi. İlkokulumuz işte orada. Yerinde yeller esen Sırrı’nın, Sabri’nin bilmem kimin evleri. Korunup yeni işlev verilebilecek olan Sami Göksu müdürümüzün yıkılmakta olan evi orada işte. Aslında,  Silifke’nin eski evlerini koruma altına alıp onaracak bir girişimde bulunulmalı artık!..

            Tam da öğlen sıcağında çıkmışım bu tepeye, farkında olmadan. İyi ki, şapkamı takmışım başıma, güneş gözlüğümü de gözlerime. Bir arabaya gidip kaynamış olsa da, yedekte duran şişeden su içmek isteğim dürtüp durur beni. Derken, kimi kurumaya başlayan 8-10 bodur badem ağacı seslenir gibi oldu bana: “Çağla zamanı gelseydin, beslerdik seni, ama olgunlaşmaya başlayan bademlerimizi bari toplayıver!..” Bu çağrıya dayanamayıp, birkaç badem kopardım.

            “Benden de, benden de!..” diye bağrışmaya başladı öteki badem ağaçları. Hepsine dokunamadım, ama onların cömertliklerine kayıtsız da kalamadım; okşar gibi topladım o henüz yeşil kabuklu bademlerden. İçleri de tam olgunlaşmamıştır, ama hem ağaçlara hem de içimdeki çocuğa yanıt vermeliydim. Fazla sıcak sebebiyle tez ayrıldım onlardan, sütleğen, diken, harnup, zeytin ve çit çevreli patikadan geri dönüp, “hamam suyu” gibi ısınmış şişedeki suyu gönderdim boğazımdan ağrı mideme. Çocukluk anılarım depreşti bir bakıma...

Oralarda fazla oyalanmadan dönüp geldim, Tekir Ambarı ve Pazarkaşı tarafından. Bizim köylü tiyatrocu Ahmet Gedik yerine uğradım, mekân kapalı; resim atelyesi de…

Murat Tarımeri’ne vardım gayri, günün belki son ziyareti olarak. Bir bardak su içip yarım saat kadar söyleştik, hasret giderdik, yıllarca görüşemediğim, “Hassloch Kardeş Kent” girişimini birlikte yürüttüğümüz (o zamanki Belediye Başkanı Sadık Avcı’nın) Kültür Müdürü ile…

Bahattin Abiye geldim hemen. Hazırladığı piliç tava ile hazırladığım salata, bira eşliğinde öyle lezzetliydi ki, birbirimizi öğmekten geri duramadık; hele piliç tavanın lezzeti unutulacak gibi değil.  Tuncer Çekiç ile telefonlaştık, sevindi Bahattin Ağa’yla ilgilenmeme. Gece serinletici aygıtı biraz çalıştırdım, odayı serinletip yattım. Kısa bir süre sonra sıcak havayı duyumsadım, kalkıp aygıtı yeniden çalıştırdım ve uyudum. Aynı sıkıntıyı odasında Bahattin Abi de yaşadı…

Sabah 6’da kalkıp serinleticiyi kapatarak pencereleri açtım, doğal serinliği duyumsadım. Bahçeye çıkıp sabah jimnastiği yaparken tokmakanları gördüm, dayanamayıp bir tomar yoldum, akşam bir güzel salatasını yaparım, limonlu, zeytinyağlı, bilmem neli…

Kahvaltıyı yine Ağa hazırlayıp balkon sofrasına getirdi. Zeytin-peynir, yağ-bal, yumurta kızarmış ekmek vd, öğlen de idare edecek kuvvetli bir kahvaltı sonrası düştük yollara. Önce, ADD’ye gidip başkan Yüksel Bütün ile söyleştik. Öğrencilere burs toplamakta zorlandıklarını öğrenince, güvence olarak cepte taşıdığım 50 TL bağışta bulundum. Yüksel, ADD yanında, Göksu Vakfı, bina yöneticiliği gibi bir koltukta birkaç karpuz taşıyan bir yiğit kişi.

Bahattin Erim’in en az üç kalıcı işlere öncülük ettiğini öğrendik:

1) Kuru temizleme işi yaptığı yıllarda, dükkânını kapatıp birkaç kişiyle birlikte Silifke’nin bazı sorunlarını TBMM’de MV olanlarla görüşmeye gittiklerinde (1979), o zaman Spor Bakanı olan Yüksel Çakmur’un önüne geçerek dil dökmüş ve arsası satın alınıp Spor ve Gençlik İl Müdürlüğü’ne tapusunun teslim edildiğini söyleyerek, çevreye bir duvar örülmesi sözünü almış. O sıra Spor Komisyon üyesi olan Özgen Karayeğen de önemli katkı sağlamış;

2) MC Hükümeti zamanında, 10 dönümlük arazinin satın alınmasını ve 10 derslikli bir bina bulunmasını sağlayarak Silifke Ticaret Lisesi’nin açılmasına önayak olmuş;

3) Göksu Irmağı kıyısının böğürtlenle kaplı ve ayyaşların, seks manyaklarının yuvası haline gelmesi üzerine, o zamanki Belediye Başkanı Merdol Kabal’a önermiş ve o tarihlerde başlayan istimlak işleriyle dayanak duvarlarıyla kıyıda yürüyüş yollarının ve oturulacak yerlerin yapılarak insanın içine sinen parklar oluşturulması yönünde sonraki belediye yönetimlerinin de tutarlı çalışmalarıyla, kentlilerin rahatça yürüyüp vakit geçirebileceği mekânlar oluşturulmuş…

Yüksel ile bir saat kadar görüştükten ve burs alan üniversite mezunu öğrencilerinden birinin gelmesiyle kalktık. “Türkçenin Silifke Durağı”  kitabıma almak üzere, Silifke yöre ağzı konusunda bir yazı yazan rahmetli Özcan Seyhan’ın o yazısını eşi Seyhan Hanımdan rica etmek üzere yola çıktık. Seyhan Hanımı evinde bulamayınca komşusundan öğrendik ki, oğlunun yanına gitmiş. Durmadan bir cenaze bağlantı evine uğrayıp baş sağlığı diledikten sonra, bir köy müzesi ve kitaplığı görebilme umuduyla Sarıcalar Mahallesine gittik.

Ne ki, Silifke ilçe merkezinin bir mahallesi olduktan sonra birim çok daha kolay ve hızlı gelişmiş, okullar ve kitaplıklar açılmış. Aradığımız müze-kitaplık başka bir köydeymiş, vazgeçip köy mahallesine oturduk çay içmek için. Çınarlar altındaki bu kahvede taş oyunu oynayan bir masa etrafında 6-7 kişi vardı. Bahattin Erim muhtara telefon ederek çağırdı oraya, tanışırlarmış. Çağdaş bir Muhtar olan Mustafa Serin ile söyleşi konularımız örtüşüyordu. Çay paralarını vermeye yeltendik, kaş gözle vaz geçmemizi sağladı, kısaca kendisi bize ikram etmiş oldu...

İkindi namazında cenaze evine gidecek olan Bahattin abiyi eve bırakıp başka işlerimi gerçekleştirmek için yola devam ettim. Belki bir saat kadar sıcakta fink attıktan sonra, bir kızarmış piliç satın alarak eve geldim. Bahattin Abi henüz ayrıldı, yazılarıma devam ettim.

            Akşam üzeri Sait-Nesrin çiftine uğradım, oğulları Zeynel de vardı. Su içtim; Nesrin greyfurt ve limon toplayıverdi, yaptığı dolma yemeğinden bir kaba koyuverdi, götürmem için. Kızarmış piliç ve limonlu tokmakan akşam yemeğimizdi. Bira da cabası. Susuz toprakta yetiştiği için çok sertti bu ot. Haşlamak veya yemek yapmak gerek. Piliç kemiklerini de kedilere verdik.

            Sıcak olduğundan, balkonda, açık havada yatmaya karar verdim. Kuş-kurap-kurbağa sesi, anayol gürültüsü derken uyumuşum. Sanıyorum birkaç saat sonra “Silifke’nin Deli Poyrazı” başladı, daha fazla katlanamayıp, sabah ezanıyla birlite odama çekilip uyumaya devam ettim.

            İlk gece, uyku arasında ara yerden bir ışık görünce, geçenekteki lambayı açık bırakmışım deyip, ışığı söndürmeye varınca yananın gece lambası olduğunu görüp sorguladım kendimi, gece lambasını takmış mıydım ben? O da nesi, mutfak ile hela nasıl oldu da aynı geçenek üzerinde ve yan yana. Oysa hela odamın karşısında, mutfak da evimin batısında diye düşünerek bocaladım.

Sabah saat 10’da Kaymakam Fatih Damatlar ile görüştük, Erim kitabının basım masrafını Kaymakamlık yüklenemiyor. Kendini işine adamış sekreter Nimet Ertoprak ve diğer görevlilerle yarenlik ettikten sonra, Rifat Karaduman’a uğradık Dersane’de, tiyatrocu Nazif geldi…

            Yaşar’a uğrayıp Ada ve arkadaşı Yusuf çocukların oyunlarına katıldım. Gidip 57 yıldır görmediğim Özcan Özütok’u buldum, birbirimizi tanımakta zorlanmadık. Kahve içip söyleştik.

            Rahmetli Hakim-Av. Vecdi Levent Abinin kızı Av. Harika ile tanışıp bir saat söyleştik. Dayı Hulusi Taylan ile 60 yıl sonra karşılaşmanın heyecanını yaşadım. Rahmetlilerle müşterek tanışları anıp Cevat’ın, Fatoş’un kulaklarını çınlattık. Tekrar görüşmeyi umarak yola koyuldum...

Eski MV Rasim Gürsoy’un öldüğünü öğrendim. Narlıkuyu’da Jandarmaya uğradım, denize düşen telefon cihazımı kayıt için, gerekmezmiş. Uğramak istediğim Faruk-Nuray Bozbey çifti Limonlu’da olmayacakları için Erdemli Çamlığı kumluğunda denize girdim, günbatımında.

Bahattin Erim’in anlattığı, uyaklı ve anlamlı gülmece türü bir öykü şöyle: “Birisi komşu bakkaldan tütün almış; çıkarken karşılaştığı tanıdığının verdiği üzücü haber üzerine mırıldanmış: ‘Tütün aldım Daliğin Hasandan, içemedim marağımdan tasamdan!..’”

            Celal Taşıkran’ın bir kitabında dediği (‘Yoğurt katıklı/Batırık kaşıklı/… başlıklı/Yörük gibi yakışıklı/Potur şalvarlı’ dizelerini ekleyebileceğim) gibi: “Kale taçlı / Poyraz saçlı / Göksu kuşaklı / Bir gelindir (sabahı güzel) Silifke” geride kaldı yine… Mersin, 27 Haz 2011



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (0) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • What GM's layoffs reveal about the digitalization of the auto industry
    16/12/2018
    ABD'de otomotiv endüstrisinde yaşanan işten çıkarmalar meslek insanlarından beklenen>>

  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

Devam >>