YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







EMPERYALİST YAYILMACILIK VE FAŞİST İŞBİRLİKÇİ YENİ OSMANLICILIK: NATO, BM VE TÜRKİYE’NİN SUÇ ORTAKLIĞI
Yazar: ADNAN GÜMÜŞ | Tarih: 26/08/2011 | Saat: 22:08

Bu yazının konusu Kaddafi veya Esad’ın savunulması değil, Libya ve Suriye’ye müdahalenin doğru tanımlanmasıdır. NATO-ABD-AB ortaklığının, Türkiye işbirlikçiliğinin doğru tanımlanmasıdır. Süreçteki Türkiye’nin rolünün ahlâki boyutunun sorgulanmasıdır. İşgal yardakçılığının “Yeni Osmanlıcılık” ile, emperyalizmle bağlarının sorgulanmasıdır. Savaş-işgal yandaşlığının belirli bir karakterle, faşist karakterle bağlarının sorgulanmasıdır.

I. Dünya Savaşından Kalma Irak ve Libya İşgalleri 18 Mart Çanakkale Zaferinin Yıldönümlerine Denk Düştü

17 Mart’ı 18 Mart’a bağlayan, Çanakkale Zaferinin yıldönümünde, Libya’nın isyancıların elinde olan Bingazi’ye doğru yaklaştığı gece ve günde, ABD-Fransa-İngiltere üçlüsünün girişimiyle BM Güvenlik Konseyi 5 çekimser 10 kabul oyu ile “Kaddafi’ye karşı” Libya’da uçuşa yasak bölge (no-fly zone) ilan etmişti. Irak’ta 90’lı yıllarda “Saddam’a karşı” uygulanan strateji ile benzerlik içindeydi. Bağlantısız Yugoslavya, nasırcı Irak’tan sonra, nasırcı Libya hedef alınmıştı. Ardından da nasırcı özellik taşıyan son Arap Ülkesi sayılabilecek Suriye hedef tahtasına kondu. “Batı” çıkarlarıyla az çok çelişen ve petrol ve enerji güzergahında bulunan Sudan, Somali, İran ise zaten belirli bir potada yer alıyor.

Ne yazık ki işgalin sözcülüğünü dahi emperyalistler kendileri yapmıyor, maşa kullanıyor; bu rol yurttaşı bulunduğum Türkiye’ye veriliyor, Türkiye bir nevi uşaklık konumuna düşürülüyor. Kan ve gözyaşı Müslümanlara, Türklere, Birleşik Arap Emirliklerine, Katar’a, Bingazi’ye, Trablus’a, Şam’a, Halep’e, Beyrut’a, Gazze’ye; petroller İtalya, Fransa, İngiltere ve ABD’ye akacak. Daha doğrusu kan ve gözyaşı halklara, kaynaklar kapitalistlere akacak.

Ne ilginçtir ki gerek 2003 Irak işgali, gerekse 2011 Libya işgali 18-19 Mart tarihlerine, Çanakkale Zaferine koşut bir tarihe denk düşüyor. I. ve II. Dünya Paylaşım Savaşlarında da kan ve acı dünya halklarına, sosyalistlere, ulusal kurtuluş hareketlerine yazılmıştı; enerji bölgeleri ise emperyalist güçlerin daha bir kontrolüne geçmişti. Şimdi de kalan veya arada yükselen direnç noktaları kırılıyor.

Bu arada çok ciddi bir soru da yanıt bekliyor: “Kötü” olan savaşlara-işgallere bu kadar yandaş nasıl bulunuyor? “Bizim” politikacılar bu “kötü” işe niye bu kadar sarılıyor, yaltaklanıyor? (Aynı sorular, İngiltere, Fransa, İtalya için de sorulabilirse de bu yazı daha çok “bizim” rolümüzle sınırlı).

Faşist Savaş Lobici Elit Cephe: Kemikli Politika Değil, Kemik Peşinde Yalanma

En acı yanı, benim ülkem de emperyalizmin jandarmalığına soyunuyor. İşgalcilerin yanında yer alarak işgalden pay almak, en azından yeni oluşacak durumdan zararlı çıkmamak istiyor. Gül, Erdoğan, Davutoğlu, Orgeneral Başbuğ, CHP Başkanı Kılıçdaroğlu, MHP Başkanı Bahçeli, Rektör Prof. Dr. Laçiner, Gazeteci Ülsever, TÜSİAD, daha adını burada saymakla bitiremeyeceğim okumuş yazmış entelektüel,  gazeteci, politikcı, tüccar daha nicesi Libya’da NATO’nun yanında aktif rol alınmasını onaylıyor; hatta koşar adım savunuculuğunu yapıyor. “1 Mart hatasına” düşmemek üzere yeni tezkereler birkaç saat içinde parmak kaldır parmak indir hesabıyla meclisten neredeyse blok halinde geçiyor.

Peki, sık sık tekrarladığımız, “faşist” kişilik nedir, faşizm nedir? Çok özetle söylersek faşistler “konvensiyonalisttir” yani yerleşik “müesses/küresel nizam” ile, küresel güçlerle hareket edilmesini savunanlardır, “güç” politikasını savunanlardır. Kim hâkimse, kim hegemonsa, kim işgalciyse, kim yayılmacı ise, bunu başarabildiği ölçüde onun yardakçılığını yapanlardır.

Faşizm; insanlık-toplum-doğa-ahlâk-din anlamaz; geçerli ideolojisi kim güçlüyse onunla hareket etmektir.

Faşistlerin en büyük özellikleri ise çok hızlı uyarlanabilmeleri ve her tür ortamda yaşayabilmeleridir. Birgün önce NATO’nun ne işi var diyebilir, birgün sonra NATO’nun merkez komutasını İzmir’e taşır. “Dün dündür, bugün bugün”. Yarın, hâşâ, komünizm gelse, en büyük komünist işbirlikçileri de yine “faşist” karakterdekiler olur.

Kurtuluş Savaşı ve Ulusal Bağımsızlıkçılığa Karşı İngiliz-Amerikan Yanlısı “Yeni Osmanlıcılık” veya Faşist Karakter

1980’lere kadar “resmi” tarih kitaplarında Tanzimat ve I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı elitlerinin mandacılık arayışlarından söz edilirdi. Son Padişahın da İngiliz Mandacılığına eğilim gösterdiği söylenirdi. Bazen Cumhuriyet tarihçilerinin konuyu çok uçlaştırıldığını, aşırı bir yargılama içerdiğini, doğru bir tarih anlayışına dayanmadığını düşünürdüm. Aynı zamanda Cumhuriyetin kurucularının da yüzünün sonuçta batıya, moderniteye dönük olduğu, bu anlamda Osmanlı yöneticilerinden ciddi bir farklılık taşımadıkları kanaatini taşırdım. Zaten 1945 sonrası da ABD bloğu ile hareket edilmeye başlanmış, yani Cumhuriyet’ten kısa bir süre sonra aşağı yukarı Vahdettin pozisyonuna yaklaşılmıştı. İkinci adam İnönü döneminde tüm bu süreç aşağı yukarı çerçevesini bulmuş, NATO üyeliği ile sonuçlanmıştı.

1945’lerden sonra “ulusal bağımsızlık” politikası, giderek daha dar bir kesime; Orduda, CHP’de, Hariciye’de de bazı savunucuları olmakla birlikte daha çok sosyalist sola kalmıştı. Daha sonraki yıllarda 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri Ordunun da, Bürokrasinin de, CHP’nin de böyle bir güçlü savunusu olmadığını açık bir şekilde ortaya koymaktaydı. Zaten hepsi birleşip sosyalist solu fena halde tokatladı. MSP, Millî Görüş ve Akıncılar etrafında belirli bir adres bulan İslami kesimlerdeki “bağımsızlıkçı”, “emperyalizm karşıtı” söylemler de Özal ile yoğunlaşarak giderek AKP-BOP ortaklığına, Işık (Nurcu) Lamba karışımına dönüştürüldü.

“Yeni Osmanlıcılık” basit bir jargonu oluşturmuyor. Bugün Gülen, Gül, Erdoğan ve Davutoğlu’nun sembolik taşıyıcılığını yaptığı Padişah Vahdettin’in İngiliz Dostluğu anlayışını, “yeni emperyalist mandacılık” anlayışını temsil ediyor. Osmanlıdan miras coğrafyada parçalanmadan sonra tam kontrol edilemeyen veya zaman zaman Arap Ulusalcılıkları tarafından direnç gösterilen alanlar tümden kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Aradaki fark ise, o güne göre, ne 1917 Sovyet Devrimi tehdidinin, ne de Almanya blokunun ve sonrası Kurtuluş Savaşı gibi ulusal hareketlerin olmayışı sayılabilir. Libya, Sudan, Suriye, İran ekseninin direnebilme kapasitesi, I. Dünya Savaşı koşullarından bile daha güç gözüküyor. Osmanlının aksine ulusal kurtuluş hareketi özelliği taşıyan Türkiye yeniden Osmanlı mandacılığına geri dönüyor ve “Batı” bloğu ile birlikte hareket ediyor. Hatta onun doğrudan taşeronluğunu yapıyor.

Politik Tercih: Ulusal Kurtuluşçuluk, İslami Kurtuluş veya Küresel Sermayeye Faşist Taşeronluk

Bugün AKP öncülüğünde Türkiye’nin ana politikası ne ulusal kurtuluşçuluk, ne de İslami kurtuluş hareketleridir; ana eksen küresel sermayeye uyumlu hareket etmektir, NATO ile birlikte hareket etmektir, ABD-AB ile birlikte hareket etmektir.

Hangisi daha ahlâki? Hangisi daha insani? Hangisi daha demokratik? Hangisi daha çıkarcı? Hangisi daha doğru?

“Demokrasi” ve “özgürlük” içi boş kullanıldığında, hâkim güçlerin özgürlüğüne dönüşmektedir. Batı sermayesi açısından; BP, ENİ gibi petrol şirketleri açısından artık Libya özgür bir bölgedir. Libyalıların esareti ise kendi cehaletlerinde, kültürlerinde, dinlerindedir. 

Libya’da 21 Ağustos 2011 Pazar gününden itibaren, son üç dört gündür, Trablus’a dayanan NATO destekli muhalifler ellerinde bazukalar, altlarında ceepler, tanklar, sevinç gösterileri yapıyor. Kaddafi, iktidarı 42 yıldır elinde tutan, hatta dengesiz biri de olabilir. Ancak küçük küçük silahlı grupların Kaddafi ile bunca ne alıp veremediği vardı da böyle gösteriler, biraz da “Batı” medyasınca abartılarak verilmeye çalışılıyor? Kim bu “muhalifler”? Neyin muhalefetini yapıyorlar, neyi kolaylaştırıyorlar? Ne istiyorlar? Birbirleriyle kıyasıya neyin çarpışmasını yapıyorlar? Kaddafi ile düşmanlıkları, Sarkozy ve Erdoğan ile dostlukları nereden geliyor? Ülkelerini özgürleştiren güçler mi, yoksa ülkelerini petrol şirketlerine peşkeş çeken taşeronlar mı, hainler mi? Yaptıklarının farkındalar mı, ilerici miler, demokratlar mı, yoksa saf-cahiller mi?

Kaddafi, oğulları ve destekçileri neyin mücadelesini veriyor? Bireysel iktidarlarının sürdürümü yüzünden mi saldırıya uğradılar? Neye direniyorlar? Kişisel iktidar ve geleceklerini mi kurtarmaya çalışıyorlar? Ülkelerinin kaynaklarını korumaya mı uğraş veriyorlar? Devrimciler mi, diktatörler mi, gericiler mi, ülkelerini satan hainler mi, caniler mi, milliyetçiler mi, Müslümanlar mı, Gayrimüslimler mi? Ne ve kimler?

Bunca aşiret, çoğu Kaddafi’nin yanında bir kısmı muhaliflerin yanında neyin mücadelesini veriyor?

AKP ve Türkiye bu süreçlerde karar verici pozisyonda mı, yoksa başkalarının kurduğu oyunun oyuncusu mu? AKP neyin mücadelesini veriyor? Özgürlük, demokrasi, İslam, çıkar, iktidar, Batıya taşeronluk… hangisinden hangisi? Neyin yanında veya karşısında duruyor? NATO ile birlikte özgürlük ve demokrasi ajanlığına mı soyundu? İnsanlığı mı kotarıyor? Suudi Arabistan’da, Bahreyn’de, Yemen’de niye aynı rolü oynamıyor? Veya önümüzdeki süreçte oralarda da benzer roller mi üstlenecekler? Müslümanlarla mı, Hıristiyanlarla mı, dinsizler mi, insanlıkla mı, parayla mı hareket edecekler? Doğuyla, Batıyla, Avrasyayla mı hareket edecekler? Ahlâk mı esas olacak, çıkarlar mı? Her ikisi ne kadar bağdaştırılabilecek?

Türkiye’ye etkileri ne olacak? Arap ve İslam kardeşliği, en azından komşuluğu zedelenecek mi güçlenecek mi? Türkiye’deki iç süreçlerde, çatışmalarda, insan anlayışında, ahlâk anlayışında, din anlayışında hangi örselenmelere yol açacak?

Libya Tamam Değil, Sıradaki Gelsin: Çatışmalar Sürer

Bu film veya yazılar da burada bitmez. Çünkü sırada özgürleşecek daha çok sayıda coğrafya var. İşgal ve yayılmacılığı savunan çok sayıda faşist var. İşgal ve yayılmacılıkla çelişik çok sayıda insan ve halklar var.

İş burada bitmez. Daha gidilecek Sudan, Suriye ve İran var. Dahası, işi bitirilmesi gereken pek çok “kendi işbirlikçisi” var. Hatta yarın PKK’nın, Gül’ün, Erdoğan’ın, Türkiye’nin de ipini çekmeye kalkarlar.

Bu çatışma potansiyeli işin esasından kaynaklanıyor. Halklarla kaynaklar arasındaki asimetri, meşruiyet asimetrisini de kendinde barındırıyor. Libya için söylersek bir evreden bir başka evreye, şimdi de isyancıların kontrol edilmesi, isyancıların taleplerinin sermayenin çıkarlarıyla sınırlandırılması evresine geçilecek. Bu da yeni dirençler çatışmalar oluşturacak. Sadece Kaddafi güçlerinin değil, Kaddafi’ye karşı işbirliği yapılan birçok kişi, grup ve aşiretin de elimine edilmesi gerekecek. “Yeni” iktidar şekillendirilmeye çalışılırken İstanbul’da, Antalya’da, Paris’te daha çok toplantılar yapılacak.

Ütopya veya Gerçekçi Politika: Kaynaklarla Halkların Uyumlaştırılması

Sürece sonuçları açısından da bakmakta yarar var. Çünkü sonuçta bu operasyonlarla bölgenin, Libya’nın ama aynı zamanda Türkiye’nin de geleceği biçimlendiriliyor.

Libya’daki işgal-darbe-yönetim değişikliği, kaynaklarla halkları daha fazla buluşturarak refah, huzur, adalet, demokrasi, özgürlüğe mi katkı sunacak, yoksa kaynaklarla Libya ve dünya halklarının arasınnın daha da açılmasını, sömürüyü, köleliği, Libyalıların yaşam kalitesini daha da düşürerek eşitsizlik, adaletsizlik ve yoksulluğu mu katmerleyecek?

Libya’daki yönetim değişikliği Libyalılara Kaddafi yönetiminden daha fazla fayda sağlayacak mı, eğitimleri-sağlıkları-evleri-okulları-yolları-refahları daha düzelecek mi, yoksa büyük petrol şirketlerinin mülkleri ve karları mı artacak? Kim karlı çıkacak? Libyalılar mı, İtalyan-Fransız-İngiliz-ABD şirketleri mi? Ne bekliyorsunuz?

Libya’daki yönetim değişikliği Türkiye’ye ve bölgeye ne getirip götürecek? Daha huzurlu, adil, özgür, kardeşçe ve demokratik bir bölge mi olacağız, yoksa….

Hobbes’tan çevrimle, insan insanın kurdu mu, bilmem amma, kapitalizmin insanlığın ve doğanın kurdu olduğu kesin gibi gözüküyor. Kapitalizm içinde kalarak yoksulluğu da savaşlara da çözüm gözükmüyor. bugünkü kapitalist emperyalist yayılmacılıkta hem dünya kaynakları hızla tükeniyor, çevre kirliliği artıyor, hem de insani huzur bozuluyor, savaş ve çatışmalar artıyor.

Çözüm ise çok zor değil. Bunun için dünya kaynaklarının doğa ve insanla uyumlulaştırılması gerekiyor, insanlar ve halklar arasında adil bir paylaşım gerekiyor, aynı zamanda çevreye sahip çıkılması gerekiyor. Çözüm için çok küçük bir zihniyet değişimi ve çaba yeterli bulunuyor, ancak sermaye karlılığını sürdürülebildiği sürece böyle bir zihniyet değişimi için daha çok bedel ödeneceği kestirilebilir. Sermayenin karlılığını sürdürmesi için ise her tür bedeli göze aldığı aşikar, çünkü sermayenin ne “etik/ahlâki” bir ilkesi, ne de sağduyusu var.

İnsanın ahlâkı-sağduyusu olur, eşyanın değil.



[ Yorum Ekle ]    [ Yorumları Oku (1) ]    [ Yazıyı Öner ]    [ ^ Başa Dön ]    [ Yazdır ]




  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>