YAZI GÖNDERMEK İÇİN ANA SAYFADA "YAZI GÖNDER" BUTONUNU TIKLAMANANIZ YETERLİDİR...    







Bilgi Üniversitesi'nde yapılan ''İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" Konferansı


Çok gürültü-patırdıdan sonra 24-25 Eylül 2005'de İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde yapılan ''İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" başlıklı konferans çok açıdan ibret verici oldu. Konferansla ilgili gelişmelere bakıldığında utanç verici olayları görmemezlikten gelmek imkânsız.

6-7 Kasım 2009 tarihlerinde "1909 Adana Olaylarının 100. Yıldönümü" konferansında tüm görüşlere yer verilmesini diliyoruz.




İbret Alınacak Konferans (Cumhuriyet Gazetesi - 08.11.2005)

Dr. Ferruh DEMİRMEN (Bağımsız Petrol Danışmanı)

Çok gürültü-patırdıdan sonra 24-25 Eylül 2005'de İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde yapılan ''İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" başlıklı konferans çok açıdan ibret verici oldu. Konferansla ilgili gelişmelere bakıldığında utanç verici olayları görmemezlikten gelmek imkânsız.

İlk darbe, Türkiye'nin hukuk devleti niteliğine oldu. Başlangıçta 23-25 Eylül'de Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılması planlanan konferansın 22 Eylül'de yargı kararıyla durdurulmasına karşın konferansın bir gün gecikmeyle acele Bilgi Üniversitesi'nde yapılması hukuku çiğnemek oldu. Yargı, 30 günlük bir bekleme süresi öngörmüş ve bu süreçte Boğaziçi Üniversitesi'nden bir takım bilgiler talep etmişti. Bu istemler görmemezlikten gelindi.

Gerçi yargının konferansı durdurma kararı tartışılabilirse de yargı kararına uymak hukuk devletinin ana ilkelerinden biridir. Karara itiraz var ise bunun yolu üst yargı makamına başvurudur, kararı hiçe saymak değildir. Konferansın başlığındaki ''çöküş'' sözcüğünin ''son'' ile değiştirilmesi ve toplantı yerinin Bilgi Üniversitesi'ne kaydırılması ile yapmacık bir gerekçe uydurularak konferansa hukuksal kılıf giydirilmeye çalışıldı. Oysa yargı, konferansın başlığını ya da yapılacağı yeri değil, konferansın özünü sorguluyordu.

Hukuka olan saygısızlık, Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın yargı kararını eleştirmesi ile daha büyük bir boyut kazandı. İşine geldiği zaman yargı aşamasındaki bir konuda yorum yapmaktan çekindiğini dile getiren Başbakan, bu kez bu çekinceyi kenara itti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de konferansa kutlama mesajı göndererek toplantıya resmi destek verdi. Amaç, 3 Ekim görüşmelerinin arifesinde AB'ye hoş görünmek idi. Tabii AB'nin Ermeni sorununda ne kadar önyargılı olduğu ve çifte standart uyguladığı büyük siyasiler için önemli değildi. AB'ye hoş görünmek, hukuka saygısızlık pahasına da olsa önemliydi.

Dört ay önce konferansın ulusa ihanet olacağını öne süren Adalet Bakanı Cemil Çiçek de ne yazık ki bu kez 180 derece dönüşle -şüphesiz baskı sonucu- konferansı destekliyor göründü. Bir hukuk devleti olarak görmeye çalıştığımız Türkiye'de bu tür davranışlar büyük talihsizlik. Konferansın yapılmasında idari yönden baş rolü oynayan Boğaziçi, Sabancı ve Bilgi Üniversitesi rektörleri bilimden, araştırmadan ve ifade özgürlüğünden söz ederek konferansa akademik kılıf giydirmeye çalıştılar. Bunlar klasik, güzel sözlerdi.

Oysa, geçen yazımda da (Cumhuriyet, 22.09. 2005) belirttiğim gibi toplantının bu kavramlarla bir ilgisi yoktu. Özellikle, tartışmaya açık bir konuda tek yanlı bir toplantının bilimsel olduğunu savlamak gülünç olur. Rektörlerin bu hususu bilmemelerini düşünmek zor. Buna karşın konferansın yapılmasına yönelik direnmelerinin ardında ne olduğunu kestirmek daha zor.

Bilimsel olduğu savlanan konferansta kanıtlayıcı tarihi belge sunulmadı. Aslında, konferansa katılan akademisyenlerin Ermeni sorunu konusunda kapsamlı araştırma yaptıkları da şüpheli. Savlarının çoğunlukla seçilmiş yabancı kaynaklara dayandığı anlaşılıyor. İçlerinden hangileri Osmanlı arşivlerinden yararlanabilmeye yetenekli? Konferansın ileri gelenlerinden Taner Akçam -Osmanlıca bilmediği için olacak- ''araştırmalarını'' Türk gazetelerine dayanarak yapmış.

Yeteneklik bir yana, sözde Ermeni soykırımı konusunda uluslararası ortamlarda yaygara koparan Ermeni diasporası, Osmanlı arşivlerine başvurmak gereksinimini bile duymaz. Bu lobinin önde gelenlerinden Washington'daki ''Milli Soykırım Müzesi'' yöneticisi William Parsons , geçen mayıs ayında yaptığı bir konuşmada sözde Ermeni soykırım savının Rus ve Alman arşivleri gibi ''orijinal'' kaynaklara dayandığını itiraf etti.

Osmanlı arşivlerine itibar eden yok. Batılı aydınların bu konudaki ''bilimsel'' yaklaşımı böyle! Onlardan örnek almış, onlara ayak uydurmuş Türk aydınlarının yaklaşımı değişik mi ki?

Şurası gerçek ki, Ermeni sorunu her şeyden önce siyasi bir sorundur. Şimdiye dek hangi ülke parlamentosu ''soykırım'' kararı alırken olaya bilimsel yönden bakmıştır? Bu kararı onaylayan parlamenterlerin kaç tanesi Birleşmiş Milletler'in soykırım tanımını hukuksal yönden irdelemiştir? Ermeni lobisinin hangi propaganda ortamında (konferans, dergi, vb.) soykırım tezine karşıt teze yer verilmiştir?

Nitekim Ermeni sorunu geçmişte de tümüyle siyasi boyutta kendini göstermiştir. Sevr, Lozan, Paris konferansları, sanıklarin serbest bırakılmasıyla sonuçlanan ''Malta yargılamaları'' , propaganda amacıyla kaleme alındığının sonradan yazar (Arnold Toynbee) tarafından itiraf edildiği ünlü ''Mavi Kitap.'' ... Hepsi siyasi içerikli, siyasi güdümlü, Taşnak ideolojisinin gerçekleştirilmeye ya da hortlatılmaya çalışıldığı girişimler.

Bilgi Üniversitesi konferansının da temel anlamda siyasi ya da ideolojik nitelikte olduğu yadsınamaz. Konferansta ileri sürülen ana tez, Ermeni lobisinin yıllardır Batı'nın kışkırtması ve desteği ile Türkiye'ye dayatmak istediği tez idi. Amaç, önce sözde soykırımın Türkler tarafından tanınması, ardından tazminat ve toprak istemlerinin gündeme taşınması.

Konferansta Türk aydınları Ermeni tezini savunurken ''Avrupa Ermeni Federasyonu'' Ermeniler arasında karşılıklı dayanışma kararı alıyor, Avrupa Parlamentosu sözde Ermeni soykırımını Türkiye'ye dayatma önergesini onaylıyor, 23 Eylül günü Avrupa baskılı ''International Herald Tribune'' gazetesinde ''Uluslararası Soykırım Bilim İnsanları Derneği'' nin verdiği bir sayfalık bir ilanda, Türkiye'nin ''soykırımı'' tanıması gerektiği mesajı veriliyordu. Planlanan senaryo kusursuz idi.

Talihsiz gelişmeler bununla kalmadı. Konferansa katılamayan ve haksız olarak aşağılandığını hisseden birçok Türk, duygularını ancak sokakta pankartlar asarak, domates ve slogan atarak dile getirebildi. Bunlara bazı kesimlerden ''faşist'' damgası vuruldu. Ermenilerin o günlerde yaşadığı olaylar konferansta göz yaşları arasında anılırken aynı dönemde Müslümanların çektiği acılardan, son yıllarda ASALA terörünün geride bıraktığı Türk dul ve yetimlerinden söz eden hemen hiç olmadı.

Gazeteler Prof. Erdal İnönü 'nün konferansa geldiğini yazdılar, ancak Sayın İnönü'nün açılış konuşmasından hemen sonra konferansı terk ettiğini yazmadılar. Acaba Erdal Bey, babasının Lozan'da imzaladığı antlaşmanın delinmeye çalışıldığını hissettiği için mi konferansı terk etti?

Konferansa çağrılanlar o kadar özenle seçilmişti ki, dinleyiciler arasında söylenenlere açıkça tepki gösteren topu topu iki kişiydi. Bunlardan biri, salonda duygu sömürüsü yapıldığı görüşünü ileri sürerek Türkleri savunmaya başlayınca dinleyiciler önce itiraz etti, sonra salonu terk etmeye başladılar. Türkleri savunan bir teze fazla tahammül yoktu. Türk ulusu sanık sandalyesine oturtulmuştu, ancak kendisine savunma hakkı tanınmıyordu.

Öteki dinleyici -bir bayan- Fransız üniformasıyla talim yapan gönüllü Ermeni taburunun resmini salonda gösterince oturum başkanı Prof. Ahmet İnsel , ''Hanımefendi kendinizi küçük düşürmeyin'' uyarısında bulundu, Rektör Bey de daha sonra bayanın yanına gelerek ''Bir daha müdahale ederseniz sizi yaka paça dışarı attıracağım'' tehdidinde bulundu.

Oysa, bu akademik kimlikli kişiler, o dönemde Kafkaslar'daki Rus ordusunda 150 bin Ermeninin resmen görev aldığını, ek olarak Rus ordusunun yüzde 40'ından fazlasının Ermeni gönüllüsü olarak ''Doğu Cephesi'' ndeki vilayetleri ''kurtardığını'' , Filistin ve Suriye'deki Fransız ordusunun yarısından fazlasının Ermeni gönüllüsü olduğunu, bilir mi? Bu gerçekleri Paris Barış Konferansı'nda (1919) Ermeni heyetinin lideri ''Boghos Nubar'', Fransız dışişleri bakanına sunduğu resmi bir mektupta dile getirmiştir. (Mektubun fotokopisi için, bak referans, s. 102-103).

Bu gerçekleri sergilemek ''küçük düşmek'' mi oluyor? ''Küçük düşmek'' deyimi şüphesiz bu bayana değil, profesör beylere yakışıyordu.

İşte, ''bilimsellik,''''araştırma,''''ifade özgürlüğü,''''demokrasi'' teraneleriyle açılışı yapılan Ermeni konferansının içyüzü. Konferansın ardından çok geçmeden ''Türkler Ermeni Katliamını Tartışıyorlar'' ve ''Türkler Ermeni Soykırımıyla Yüzleşiyorlar'' başlıklı yazılar yabancı basında yer aldı.

Konferans sonrası, İstanbul Üniversitesi 2006 Mart ayında hukukçuların, bilim insanlarının ve politikacıların davet edileceği geniş kapsamlı, tarafsız bir konferansı yapmayı planladığını açıkladı. İstanbul Üniversitesi'ni bu girişiminden dolayı kutlamak gerekir. Bilgi, Sabancı ve Boğaziçi üniversitelerinin rektörleri umarım bu vesileyle bilimsel, dengeli konferansın ne olduğunu öğrenirler.

Referans: Erich Feigl, ''A Myth of Terror - Armenian Extremism: Its Causes and Its Historical Content''. Austria, 1986.






  • HADİ LAN! SANA MI SORUCAM...
    30/09/2017
    Sağlık Bakanı açık oy kullandı Uyarılara sert tepki gösterdi KÜFÜR ETTİ...Anayasa >>

  • BUNU KİM KONUŞTURUYOR?
    17/07/2017
    SUÇ ÖRGÜTÜ LİDERİ OLDUĞU AÇIKÇA BİLİNEN, GAZETE HABERİNDE DAHİ ÖYLE BİLDİRİLEN BUNA KİM,>>

  • CHP'Lİ VEKİL HAKKINDA 'LAİKLİK BİLDİRİSİ' DAĞITTIĞI GEREKÇESİYLE FEZLEKE
    05/07/2017
    CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı hakkında, geçen yıl dağıttığı "Laikliği Kazanacağız">>

  • YALLAH ARABİSTAN'A
    01/07/2017
    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ahmet-hakan/ulkedeki-adaletsizligin-nedenini-acikliyor>>

  • AKP Yöneticisinden Kılıçdaroğlu'na Tekbirli Ölüm Tehdidi
    22.06.2017
    İzmir Karabağlar Belediyesi AKP'li meclis üyesi Emrullah Kavuz, bir video yayınlayarak,>>

  • UYUŞTURUCU SATICISI DİYE HEMEN DAMGALADILAR...
    23/06/2017
    Uyuşturucu satıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan 'Enayi' dövmeli adam konuştu. >>

  • ADANA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, ŞEHRİN SOKAKLARINDAKİ AKSİYONU EKRANLARA TAŞIYOR: ''MOBESE 01'' YAKINDA NETFLİX'DE...
    19/06/2017
    Aksiyon ve macera dolu sokaklarıyla ünlü Adana'da Emniyet Müdürlüğü önemli bir projeye>>

  • DİYANETTEN "Haram yolla elde edilen kazançla yapılan hac geçerli midir" SORUSUNA ŞAŞIRTAN CEVAP
    02 Haziran 2017 Cuma
    Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız haber benim açımdan çok aydınlatıcı oldu. Diyanet>>

  • ÇAY ÜRETCİSİ KENDİ ÇAYLAĞINDA İŞÇİ HALİNE GELDİ
    14/05/2017
    TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNDE      AFYONU YASAKLATTILAR >>

Devam >>